Ederson'la berbat son!
Bir sezondur kaderini avucunda taşıyıp taşıyıp yere düşüren Fenerbahçe, ligin son virajında RAMS Park'ta yine kendi yazısını kendisi yazma şansı yakaladı. Yazamadı. Senaryo değişmedi, oyuncular değişmedi, son perde de değişmedi.
Maçın kırıldığı an, tartışmasız Talisca'nın kaçırdığı penaltı. Bu sezon iki kere en kritik dakikada beyaz noktanın hakkını veremeyen Brezilyalı, öldürücü darbeyi bu kez derbide indirdi sarı-lacivertli camiaya. Galatasaray'ın ilk golünden hemen önce Oosterwolde topu kaptırdı, sonra hatasını telafi edecekken, durduk yere topu taça gönderdi. Galatasaray'ın ilk golünün altında işte bu beceriksizliğin imzası vardı.
Yine de Fenerbahçe ilk yarının son saniyelerinde nefes alabilir, dengeyi bulabilirdi. Talisca'nın direğe çarpan şutu... Olmadı. Penaltının üzerine bir de direği koyan Brezilyalının maçı, daha 45. dakikada bitmişti aslında. İkinci yarıya aynı düzenle çıkmak ise Galatasaray galibiyetinin resmi davetiyesini imzalamaktan farksızdı.
Hücumda eli kolu bağlı kalan bir takımın savunması, orta sahası ne kadar nefes alabilir? Alamadı. İlk golde akıl tutulması yaşayan Oosterwolde, Torreira'nın iptal edilen golünde de aynı zihin bulanıklığını sergiledi, ofsayt bayrağı kurtardı ucu ucuna.
Üç dakika geçmemişti. Top yine Talisca'nın önündeydi. Galatasaray savunmasının hazırlıksız yakalandığı, Fenerbahçe'nin altı kişiyle rakip kaleye yürüyeceği o anda öyle kötü bir pas attı ki, eminim her Fenerbahçeli içinden 'Neredesin Asensio' demiştir.
Saniyeler içinde top Galatasaray kontrasına döndü, ardından penaltı kararı geldi. Futbol zekası rakibinin gerisinde kalan Fenerbahçeli oyuncular için işler bu noktadan sonra dönüşü olmayan rotaya girdi. Atı alan Üsküdar'ı geçti.
Gelelim Ederson meselesine. İlk yarıda sarı kart gördükten sonra hakemin suratına bağırmasına rağmen oyundan atılmayan kaleci, penaltı kararının ardından kalesine geçmek yerine hakemin ayağının dibine tükürmeyi tercih etti.
Son yıllarda gördüğüm en ağır futbolcu ihanetlerinden biriydi bu sahne, tereddütsüz söylüyorum. Kimseyi hedef tahtasına oturtmak, kimseyi zan altında bırakmak haddim değil elbette. Ama o sahneyi tribünden seyreden biri olarak vicdanen söylemem gereken şudur; Ederson, kırmızı kart görmek için resmen çabalayan bir adamın hissiyatını yarattı bende. "İnsan dilinin altında saklıdır" der atalarımız, futbolcunun hareketlerinin altında ise niyeti.
Ederson'un yolcu edilmesinin ardından oyuna giren Mert Günok'un üçüncü golü Galatasaray'a paket yapıp uzatmasıyla, hem maçın hem sezonun fişi çekildi Fenerbahçe adına.
Galatasaray ise baştan sona soğukkanlılığını bir saniye olsun yitirmedi. Üst düzey oyun zekasına sahip futbolcularıyla, rakibinin akıl almaz hatalarını değerlendirmekten ibaret bir akşam geçirdi. Çok basit bir aritmetikle kazandı maçı.
Galatasaray'ın kadrosu, futbolu sokakta öğrenmiş adamlardan kurulu. Topu da, hayatı da, hakemi de, tribünü de tartmasını bilenler. Fenerbahçe'de ise dersini sınıfta ezberlemiş, ilk zorlu soruda kalemini elinden bırakan "çocuklar" var. Aralarındaki fark, tabeladaki skordan fazla.
Sezon boyu taraftarına çektirmediği eziyet bırakmayan Fenerbahçe için bundan daha berbat bir son tahayyül edilemezdi, edilebilseydi belki onu da becerirlerdi. Emeği geçen herkesi yürekten tebrik ediyorum.
