We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

“Kâbe Arabın olsun!”’dan “Aksâ Arabındır” Yaygarasına!

2 0 0
20.04.2022

Sosyal medyada, Mescid-i Aksâ’nın önemini vurgulayan bir “Mirac Gecesi tebriki” dahi yayımlandığında altına “Türk milliyetçisi” veya “Kürt milliyetçisi” görünümlü pek çok hesaptan hakaretlere varan tepkiler alınır. “Filistinliler topraklarını sattılar!”, “Araplar bizi arkadan vurdular!” kadim savlarını “Kürtlüğe ihanet ediyorsunuz!” savları takip eder. Milliyetçi görünümlü hesaplar, kayda değer bir şekilde, İslam’ın şiarlarına karşıtlık ve İslam karşıtları ile dostlukta aynı noktada buluşuyorlar.

Müslümanlar, milliyetçiliği ilkin bir tür “kabilecilik” gibi düşündüler; milliyetçiliğin Müslümanların arasına sadece tefrika koyduğunu sandılar. Oysa milliyetçilik, dışarıdan gelen ve zihinsel arka planı olan bir akımdı.

Milliyetçilik, her ırk için bağımsız bir zihinsel çerçeve çizmeyi aşarak bağımsız bir inanç uyduruyordu ve tarih öncesi geçmişten derlenen verilerle kavimlerin yolunu İslam’dan ayırıyordu. Dolayısıyla liberalizm, sosyalizm gibi doğrudan Batılılaşma, kısa sürede İslam’dan uzaklaşmayı ifade ederken milliyetçileşmek de önü alınmadığında zamana yayılan, zihinsel bir ayrışmayı ifade ediyor. Ortak kutsalları kutsal tanımayan, kendine ait kutsallar uyduran bir ayrışma…

Üstelik diğer akımlar, İslam dünyasında sınırlı kalırken milliyetçilik, toplumsal zemine yayılma gibi bir yöne sahip. Bu durum, uluslararası güçlerin operasyonlarını yönetirken milliyetçilikten özellikle yararlanmalarını da beraberinde getirdi ve aynı zamanda “sahte milliyetçilerin” de fazlasıyla türemesine yol açtı.

Kimler milliyetçi, kimler uluslararası güçler hesabına çalışırken milliyetçiliği bir kamuflaj olarak kullanıyor? Bunu anlamak pek de kolay değil. Lâkin çoğu zaman kamuflaj milliyetçilerinin, milliyetçiliğe içtenlikle tabi olanları kuşattığı da bir hakikattir. Hatta İslam dünyasında milliyetçiliğin geçmişi; sahte milliyetçilerin milliyetçiliğe şu veya bu sebeple samimiyetle inananları yönlendirdikleri bir serüvenden ibarettir.

Analizimizde bu bağlamda Mescid-i Aksâ’yı merkeze alarak milliyetçiliğin uluslararası güçler hesabına işleyen yönünü işleyeceğiz.

İSLÂMÎ ŞİARLARI MİLLÎLEŞTİRİP ÖTEKİLEŞTİRMEK

Resûl-i Ekrem, bütün insanlığın önderidir. İslam, evrenseldir. İslam’ın tarihsel serüveni de bu yönde gelişmiştir. İslam; kabul, imkânlar ve yönetimde ortaklıkta ırk tekelinde kalmamıştır. Her Müslüman kavim, nüfus ve nüfuzu ile ilişkili olarak İslam tarihinde bir rol oynamıştır. Öyle ki ilk kez İslam tarihinde; Mısırlı Kâfûr örneğinde bir siyahî, beyazlara sultan olmuştur.

İslam’ın şiarları da kavmî şiarlar olmaktan uzaktır. Kâbe, Mescid-i Nebevî ve Mescid-i Aksâ ise İslam’ın tartışmasız şiarlarıdır.

Oysa Cumhuriyet’in ilk yıllarında milliyetçilik daha keskin hatlarla Batılılaşma ile bütünleştiğinde İslam, bir Arap dini gibi ötekileştirilmiş. Üstelik bu anlatım, o günkü tarihle İslam dünyasını dokuz asırdır yöneten Türklere yaptırılmıştır!

Tarihte hiç kuşkusuz en çok Türk katleden Cengiz’in milliyetçilik adına kutsandığı bir dönemde böyle abuk sabuk bir anlatım, normal gibi görünebilir. Ama öyle bir hâl içinde bile İslam’ı, yüzyıllardır Müslümanların yönetiminde payları ikinci planda kalan ve zamanla iyice azalan Araplara ait diye tarif etmek mantıkla alay etmektir.

Devrin siyasileri, o dehşet verici savı; geçenlerde bir parti lideri tarafından müfredata konma sözü verilen “Medeni Bilgiler” kitabında sakınmadan işlediler. Yetmemiş olacak ki o sav, halk arasında yayılsın diye sipariş şiirlerde bile işlendi.

Kemalettin Kamu adlı şahsa, “Burada erdi Musa / Burada uçtu İsa / Bülbül burada varsa /Hürriyet için öter/ Ne örümcek ne yosun/ Ne mucize ne füsun/ Kâbe Arabın olsun /Çankaya bize yeter” sözleri yazdırıldı.

Dikkat edin; şiirin buraya aldığımız ilk dört dizesinde anılan Yahudilik ve Hıristiyanlıkla ilgili bir hakaret söz konusu değil. Aksine onlarla ilgili dörtlük, “hürriyet”le bitirilmiş, o dinlerle hürriyet arasında bir ilişkilendirme yapılmış. İslam’la ilgili dörtlüğe ise hakaretle geçilmiş ve ardından bütün Müslümanların kıblegâhı ve Hac mevkii olarak Ümmetin buluşma noktası Kâbe için “Arabın olsun” diye hüküm kesilmiş! Kâbe-i Şerif, milliyetçilik anlayışı kapsamında........

© Müslüman Dünya


Get it on Google Play