Çocuklar hangi dünyanın öznesi?

Dünya değişiyor; hızlanıyor, yoğunlaşıyor, katmanlaşıyor. Dijitalleşme, insanın dünyayla kurduğu ilişkiyi dönüştürüyor. Zamanın akışı, ilişkilerin biçimi, hatta duyguların derinliği bile bu yeni düzen içinde yeniden şekilleniyor. Bu dönüşüm, en çok çocukların dünyasında görünür hale geliyor. Çocukluk artık, parçası olduğumuz ekonomik ve kültürel sistemlerin, dijitalleşmenin, hızın, sürekli bağlantı hâlinin, ekranların, rekabetin, görünür olma baskısının ve yeni dünyanın kurallarına göre yeniden ve yeniden kurulan bir deneyim.

Aynı çağın çocukları, birbirine hiç benzemeyen hayatların içinde büyüyebiliyor. Aynı zaman dilimini paylaşsalar da, aynı çocukluğu paylaşmıyorlar. Belki de ilk kez, çocukluk dediğimiz şey bu kadar parçalı, bu kadar farklı anlamlar taşıyor.

Bu parçalanma, yalnızca koşulların farklılaşmasıyla açıklanabilecek bir durum değil. Daha derinde, çocukluğun kendisi anlam değiştiriyor.

Bir zamanlar çocukluk, belli sınırları olan, görece ortak bir deneyimdi. Farklı hayatlar vardı elbette ama yine de çocuk olmak, belirli bir duyguyu, belirli bir ritmi paylaşmak demekti. Sokakta geçirilen zaman, kurulan arkadaşlıklar, yaşanan küçük çatışmalar, barışmalar… Hepsi, çocukluğu birbirine bağlayan görünmez bir ortak zemin oluşturuyordu.

Bugün ise bu zemin giderek kayboluyor.

Bazı çocuklar, her ihtimali hesaplanmış, riskten arındırılmış bir dünyanın içinde doğuyor ve orada büyüyor. Düşmeleri engelleniyor, hayal kırıklıkları öteleniyor, hayat adeta onlar adına düzenleniyor. Ancak bu korunaklı yapı, zaman zaman içsel bir yalnızlığı da beraberinde getiriyor. Dışarıdan bakıldığında güçlü, güvende ve eksiksiz görünen bu çocuklar, çoğu zaman kırılganlıklarını saklamak zorunda hissediyor; kırılmamak için sertleşen bir iç dünyayla büyüyorlar. Bir zamanlar çocukluk, doğrudan hayatın içindeydi. Okuldan çıkıp dağlara gidilen, dere kenarlarından, kayaların arasından kır çiçeklerinin toplandığı… O çiçeklerle çocuk bayramlarında sınıf pencerelerinin süslendiği, herkesin bir araya gelip izlediği, birlikte kurulan ve yaşanan bir şeydi çocukluk. Düşerek öğrenilen, kendiliğinden akan, ortak bir deneyimdi. Damdan düşüp kendi kendine kalkarak eve dönen çocukların yerini, bugün neredeyse hiç düşmemesi için hayatı baştan düzenlenen çocuklar alıyor.

Hepsi böyle değil elbett… Bazı çocuklar için mesele bugün çok daha sert. Hayat, korunması gereken bir alan değil, aşılması gereken bir engel onlara. Sokakta, çatışmanın içinde ya da şiddetin kıyısında büyüyorlar. Çocukluk, tadı çıkarılması gereken bir geçiş evresi değil; çoğu zaman hızla terk edilmesi gereken bir lüks…

Bir de arada kalanlar var. Ne tam güvende ne de tamamen savunmasız.........

© Muhalif