Dedemin bisikleti
Ertelenmiş Bir Sevinç: Uzak Ama Hâlâ Yakın
Yağmur sabahları bazı çocuklar okula geç gelir. Bazıları ise erken gelir ama içleri geç kalmış gibi hayata. O sabah onlardan biri sınıfa girdi. Yağmur yalnızca gökyüzünden değil bu minik gözlerden de boşaldı. Kapıdan girer girmez üstelik. Çömelip dizimin üstüne oturdum. Ben daha ne olduğunu sormadan boynuma sarıldı. Küçük kolları hıçkırıktan titriyordu. İçli içli ağladı.
Ne oldu mu demeli önce. Hayır, sarılmaya devam edip beklemek en iyisi. O söze başlayacak daha iyi hissedince. “Annem bugün bisiklete binmeme izin vermedi,” dedi. “Neden peki,” “Çünkü yağmur yağıyor,” dedi daha yüksek bir hıçkırıkla. Sarılmaya devam edip sakinleştik önce.
Okul öncesi bir çocuk için bisiklet, yalnızca iki tekerlek değildir. Özgürlüktür, rüzgârdır, düşüp kalkmaktır, en çok da o gün mutlu olmak için bir sebeptir. Bugünse yağmur, onun dünyasında sadece bir su birikintisi değil; ertelenmiş sevinçtir. Bunu anlıyorum çünkü insan, eksildiği yeri tanıyor.
Sarılırken ne anlatılır böyle bir anda?
Gerçeğin kendisi her zaman doğru mudur çocuklar için?
Ben de ona dedemi anlattım.
“Benim de bir bisikletim var,” dedim. “Dedemde, o da uzak bir yerde. Bisikletim de dedemin yanında yani” diye tekrarladım........
