Bugünün Zorbası Yarının Yöneticisi Olabilir mi? |
Üzeri başarıyla örtülen zorbalıklar üzerine...
Son yıllarda eğitimci olarak dikkatimi çeken bir durum var. Zorbalık davranışları gösteren bazı çocukların aileleri, bu davranışların üzerine gitmek yerine çocuklarının akademik veya bireysel becerilerine daha fazla yatırım yapıyor.
Üstelik öğretmenin de öncelikli görevi buymuş gibi üstünlük kuran buyurgan bir dille sınıfın programını kendi çocuğuna göre uyarlama: özel ilgi, özel ders talebinde bulunuluyor.
Bir yandan ileri matematik, yabancı dil, satranç, yüzme, bale, kodlama, spor veya sanat eğitimi talepleri... Diğer yandan öğrencinin arkadaşına zarar veren, küçümseyen, ezen, dışlayan, korkutan, aşağılayan, baskı kuran ve sınır ihlali davranışları...
Sanki eksik olan bu nokta, başarılarla kapatılmaya çalışılıyor. Oysa eğitim, eksileri görmezden gelip var olanı çoğaltmak değildir. Bir binanın temeli çatlaksa üzerine kaç kat çıktığınızın önemi yoktur. Hatta yükseldikçe risk artar.
Çocuk Yetiştirirken Neyi Ödüllendiriyoruz?
Bugün birçok ebeveyn çocuğunun ne kadar hızlı sayabildiğini, kaç yaşında okumaya geçtiğini veya hangi beceride akranlarının önüne geçtiğini konuşuyor. Fakat aynı hassasiyeti çocuğun arkadaşlarıyla kurduğu ilişkiler üzerine göremiyoruz.
Bir çocuğun oyuncağını zorla elinden alması, arkadaşını aşağılaması, korkutması, sürekli hükmetmeye çalışması ya da yaptığı davranıştan sonra pişmanlık duymaması bazen velileri tarafından geçiştiriliyor.
Halbuki okul öncesi dönem tam da bu davranışların şekillendiği dönemdir.
Biz eğitimciler için mesele sadece bir çocuğun sayıları öğrenmesi değildir. Sırasını bekleyebilmesi, hayır cevabını kabul edebilmesi, empati kurabilmesi, öfkesini yönetebilmesi ve karşısındaki insanın da kendisi kadar değerli olduğunu fark edebilmesi en az akademik gelişimi kadar önemlidir.
Çünkü başarı ile ahlak aynı şey değildir.
Zekâ ile merhamet aynı şey değildir.
Yüksek performans ile yüksek karakter aynı şey değildir.
Toplumda sıkça yapılan hatalardan biri, başarılı insanın aynı zamanda iyi insan olduğunu varsaymaktır.
Oysa tarih bunun tersine örneklerle doludur. Maalesef insan bazen sahip olduğu yetenekleri başkalarına fayda sağlamak için değil, onlar üzerinde güç kurmak için de kullanabilir.
Bu yüzden çocuk eğitiminde asıl soru “Çocuğum ne kadar başarılı olacak,” değildir. “Çocuğum sahip olduğu gücü nasıl kullanacak,” sorusudur.
Başarı, Davranış Sorunlarını Örter mi?
Çocukken sürekli haklı çıkarılan, sınır koyulmayan, zorbalığı görmezden gelinen ve her durumda korunan bireyler, yetişkin olduklarında da benzer davranış örüntülerini sürdürebilirler.
Sürekli pekiştirilen, sınırlandırılmayan ve görmezden gelinen davranışların kalıcı tutumlara dönüşme riski vardır. Bu nedenle eğitimde temel öncelik, olumlu becerileri artırırken olumsuz davranışları ihmal etmemektir.
Aksi durumda bugünün zorba davranışlar sergileyen çocukları yarın iş hayatında çalışanlarını ezen bir yönetici, makamını baskı aracı olarak kullanan bir idareci, gücü eline geçirdiğinde karşısındakini değersizleştiren bir lider olarak karşımıza çıkabilir.
Sonuçta alt edemediği çalışana asılsız mesnetsiz suçlamalarla iftira atan bazı yetersiz yöneticiler bir günde iftiracı olmadı. Dünlerde o yöneticiye göz yumuldu. İftirası, çocuk cesareti kırılmasın, özgüveni zedelenmesin denilerek hafife alındı ve üstü kapatıldı.
Örneğin formasyonu........