Kültürler üzerine
Bu makalenin değişik bir şeklini yıllar önce Cumhuriyet’te yazmıştım. Aradan geçen süre içinde ülke giderek daha laubali, daha gayri-resmi ve daha çok Arap kültürüne yöneldi ve ülke kültürel olarak aklın ve bilimin etkisinden daha çok hurafeye söylentiye dedikoduya önem veren bir yola girdi. Kültürün değişik etmenlerinden sadece din etmenine yönlendirildi. Ahlaken yasak olan ayıp olan çok eylem adeta resmiyet kazandı. Hakkaniyet, ehliyet, emeğe saygı gibi kavramların yerini siyasi biatçılık, yalakalık ve belirli bir siyasiye sadakat aldı.
Ulusal kültür, eğitim ve deneyim ile teknoloji üretimi, aktarımı ve kullanımı arasında bazı ilişkiler olduğunu ortaya koyan çok sayıda bilimsel görüş var. Özellikle informel kültür-gayri resmi kültürler dediğimiz kültürlerde, insan ilişkileri belirli bir norm içinde yürümez, daha doğrusu formel değildir. Kişiler arasındaki ilişkilerde sınırlar, sorumluluk ve görevlerin nerede bitip nerede başladığı kalın çizgilerle ayrılmamıştır. Ciddiyet ile laubalilik, sorumluluk ile sorumsuzluk, zaman kavramına uymak ile uymamak arasında hep yorum farkları ortaya çıkar. Çünkü bunları belirleyecek kurallar toplumun tüm katmanlarında tanımlanmamış, eğitime yerleşmemiş, yerleşmiş ise de “iyi ile kötü, ahlak ile ahlaksızlık, etik ile etiksizlik, kanunlara uygunluk ile uygunsuzluk” arasındaki resim biraz karmaşık hale getirilmiştir zaman içerisinde.
Bunda ülkeyi yöneten siyasilerin olduğu kadar, bu siyasilerin atadıkları, göreve getirdikleri ve topluma ve yeni nesillere örnek olması gereken kişi veya kişilerin eğitimleri, deneyimleri,........
