Nazım, terketmek zorunda kaldığı ülkesinden nasıl ayrıldı?

Nazım Hikmet, cezaevinden çıksa da adeta açık cezaevinde gibiydi. Mühürdar’daki (Moda’nın bir parçası, Burun ile Kadıköy Meydanı’ndaki Kumluk mevkiinin arasında kalan kesim) evi resmi makamların takibi altındaydı (Bahçe içindeki iki katlı bu ev yakın zamana kadar ayaktaydı, 10 yıl öncesine kadar arada önünden geçerdim. Yıkılmaması için TKP harekete geçmişti ama gelişmeler nasıl oldu son yıllarda izleyemedim). Askere alınmak isteniyordu. Oysa askeri lisede okuduğu için askerliğini yapmış sayılması gerekiyordu. Yaşı da elvermezdi (Askere alınmak istenmesi hakkında ileride etraflıca yazacağım). Bunaltı içindeki günlerde tek çare olarak gizlice yurtdışına çıkmayı gördü. TKP’ye bağlıydı. Bu nedenle de sosyalist devletlere sığınmayı düşündü. Tabii bundan ne o sosyalist bloktaki devletlerin haberi vardı ne de TKP’nin! İptidai denebilecek bir yöntem ve araçla kaçıp sığınmayı planladı çevresindeki sınırlı yakınlarıyla. 

Nazım Hikmet’in yaşamında bir dönüm noktası olan bu gelişmeyi yine Mustafa Ekmekçi’nin Cumhuriyet’te 1987’de kaleme aldığı Ankara Notları köşesinden, “Nazım Nasıl Kaçtı?.. başlıklı yazısından aktaracağım.

EMNİYET MÜDÜRÜ AYGÜN ÇEMBERİ GENİŞLETİYOR...

“1970’li yılların ortaları mı ne, geçmiş gün, unuttum. Çetin Altan’ın bir yazısını okumuştum. Çetin Altan, İstanbul eski Emniyet Müdürü, Emniyet eski Genel Müdürlerinden Kemal Aygün’e sorar:

‘Nazım Hikmet’i sen mi kaçırdın?’

Kemal Aygün karşılık verir:

Bunu okuduktan sonra, Ankara’ya bir gelişinde Meclis kulisinde gördüğüm Kemal Aygün’e sordum:

‘Çetin Altan’ın yazdığını okudum. Nazım Hikmet’i siz mi kaçırdınız? Çetin Altan’a fena mı yaptım demişsiniz...’

‘Hayır,’ dedi Kemal Aygün. ‘Ben öyle söylemedim. Benim Nazım için yaptığım şu: Onun evinin çevresindeki çemberi genişlettim. Nazım gibi bir şairin evinin çevresinde dar bir bir polis çemberi kanımca uygun değildi. Bunu genişlettim. Nazım da kaçtı!’

İPEKÇİ, NAZIM’IN ENİŞTESİ ERDURAN’I EKMEKÇİ’YE GÖNDERİNCE...

Bunları böyle yazıp gidiyorum. Nazım’ın kaçışında Refik Erduran’ın da erketecilik yaptığını, kim söylediyse duydum, ama onu yazmıyorum. Bir gün Cumhuriyet bürosu, o zaman Atatürk Bulvarı üzerinde, dışarıdan geldim yağmurlu bir gün; içeri girer girmez, karşımda Refik Erduran’ı gördüm. Pardösümü çıkarırken, Refik; ‘Çıkarma,’ dedi, ‘ben senin için geldim. Haydi, seninle çıkalım; konuşmak istiyorum...’

‘Mola Oteli’ne gidelim, ben orada kalıyorum...’

Mola Oteline gittik. Refik, ‘Ne içersin?’ diye sordu. ‘Bir Napolyon konyak içer misin?’ 

‘İçerim,’ dedim. Bir de kendine söyledi. Sordu:

‘Nazım’ın kaçışıyla ilgişli ne biliyorsun?’

‘Sen,’ dedim, ‘erketecilik yapmışsın!’

‘Yok,’ dedi, ‘öyle değil, Nazım’ı ben kaçırdım! Sana anlatacağım; sen Türkiye’de güvendiğim on insandan birisin. Senden bir ricam var, ben yazmadan hiçbir şey yazmayacaksın.’

Refik o zaman Milliyet’te. Abdi İpekçi Ankara Notları’nı okuyunca, Refik’e; ‘Göreceksin,’ diyor,, ‘Ekmekçi bu işi patlatacak; gel şunu yazalım. Nazım’ı nasıl kaçırdığını........

© Muhalif