ABD’nin muhteşem yalnızlığı
ABD, İkinci Dünjya Savaşı sonundan beri kendini hegemon güç olarak tarif edip dünyanın jandarmalığını yapmaya kalkışıyor. Her hamlesinin sonunda işleri yüzüne gözüne bulaştırıp çekilmek zorunda kalıyor. İsterseniz 1950’deki Kore Savaşı’ndan başlayalım. Ardından 1960’lı yıllarda Vietnam bataklığına saplanması geliyor. Yetmiyor, sürekli “müttefik” dediği ülkelerin iç siyasetine burnunu sokuyor. Yakın geçmişte de Afganistan ve Irak’ı işgal ettikten sonra nasıl arkasına baka baka kıtasına çekilmek zorunda kaldığını hatırlatalım. Arap Baharı sloganıyla Kuzey Afrika ülkeleri ve Suriye’yi perişan hale getirmesine ne demeli?
Son marifetleri, biliyorsunuz Venezuela Devlet Başkanı Maduro’yu ülkesinden kaçırıp yerine kendine bağlı bir kukla yönetimi oturtması, Gazze’nin yerle bir edilmesinde İsrail’e arka çıkması... Son olarak da İran Savaşı!
Bu ABD’nin, diplomatları da bir alem. Kaçık Başkanları Donald Trump Yönetimi’nde çoğu meslek memuru olmayan, diplomasiden bihaber bir takım zevat büyükelçi olarak atandı. Bu büyükelçilerin kadın olanlarının bir kısmı sadece cinsel özelliklerini kullanmakla ünlendiler. Erkek olanlarının o tarafını bilmiyoruz. Bildiğimiz, onların diplomasiyi bir tür ticari sektör gibi görüp tüccar misali davrandıkları. Tüccarın da........
