menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İstenmeyen adam

24 0
04.04.2026

Kapıdaki asker başıyla belli belirsiz bir işaret verince, yarım saattir oturmakta olduğu deri koltuktan kalktı. Askerin peşi sıra yürüdü. Kapılarının hiçbir zaman kapanmadığı söylenen geniş odanın eşiğinde biraz duraklayıp, içeriye baktı.

Duvarın tamamını kaplayan geniş pencerelerden, dışarıdaki palmiye ağaçları görülüyordu. Yengeç Dönencesi’nin hemen başındaki Karayip denizinin koyu mavisi, yukarıdaki kristal tepelere doğru uzanıp giden taş binaların yakıcı beyazlıkları arasında parlıyordu. Göz yaylımı uzanan Santa Maria plajının altın sarısı kumlarının hemen yanından geçip, El Morro yönüne kıvrılan karayoluna baktı. Yoldaki eski Amerikan arabalarının gittikçe azaldığını, buna karşılık hantal görünümlü Avtotor, Kamaz, Moskvitch gibi Sovyet malı otomobillerin sayısının hızla arttığını bir kez daha fark etti.

İçeriye girdi. Duvardaki kocaman Jose Marti tablosuna, büyük çalışma masasının üzerindeki resimlere baktı. Kendi ülkesinin şairi, Şilili şair Pablo Neruda ile Türk şair Nazım Hikmet’i Berlin’de yan yana gösteren fotoğrafı inceledi. Kırmızı bir çerçeve içinde bulunan Moncada Kışlası’nın resmine baktı. Bu askeri binanın, az sonra yüz yüze geleceği adam için neler ifade ettiğini çok iyi biliyordu.  Mavi-beyaz çizgili, köşesindeki kırmızı üçgen içinde beyaz bir yıldız bulunan ulusal bayrağın yanındaki cam kapaklı rafta görülen, iyice sararmış, mürekkebi solmuş gazeteyi de gördü. El Acussador gazetesinin ilk nüshalarından biri.  Birazdan konuşacağı adamın ‘ihtilal öncesi’ neredeyse tek başına çıkardığı yasadışı gazete.

Odayı koyu bir puro kokusu kapladı ve küçük kitaplığın yanındaki kapıdan içeriye giren adamı gördü. ‘Yalın, rahat ve ucuz’ diye nitelendirdiği ve üzerinden hemen hiç çıkarmadığı yeşil üniformasını giymişti. Gür sakalları, upuzun boyu ve geniş omuzlarıyla her zamanki gibi heybetliydi. Konuğunun yüzüne hiç bakmadan masanın başına geçti. Bir süre önündeki kağıtları inceledi. Purosundan derin nefesler çekti. Bayrağın kıvrımlarını düzeltir gibi yaptı. Pencereden dışarıya baktı. Sinirli olduğu ve bunun geçmesi için oyalandığı açıkça görülüyordu.

Purosundan bir nefes daha aldı. Sonra hızla döndü. Masaya dayandı ve kısık bir sesle konuşmaya başladı. Şimdi konuğunun tam gözlerinin içine bakıyordu ve bu bakışındaki öfke kıvılcımlarını da hiç gizlemiyordu.

“Siz ve hükümetiniz, beni ve halkımı hayal kırıklığına uğrattınız bayım” diye konuştu. Sonra da karşısındaki adamın ağzını açmasına fırsat bırakmadan, bir makineli tüfek hızıyla tüm cümlelerini sıraladı. Onun adadaki rejim muhalifleri ve CIA ajanı olduğu bilinen kişilerle yaptığı görüşmeleri izlediklerini söyledi. Bunların kendisini ve halkını üzdüğünü bildirdi. Buna benzer iddialarını sürdürdü. Onu “devrimin düşmanı” olarak gördüklerini de belirtti. Sonra purosundan derin bir nefes alıp, “Allende’nin bana bir yazar yerine bir madenci göndermesini bin kere tercih ederdim” dedi.

Kısa bir sessizlik oldu. Sakallı, üniformalı adam masadan uzaklaştı. Pencereden içeriye giren Karayip güneşinin keskin ışıkları altında, boyu sanki daha da uzamış gibiydi şimdi. Sonra karşısındaki adamın yüzüne bakmaya gerek görmeden, son cümlesini söyledi. “Persona non grata ilan edildiniz, ülkenize dönebilirsiniz”.

Konuşma bitmişti. Kendisinin de söyleyecek çok şeyi vardı ama bunların artık hiçbir yararı olmayacağını biliyordu. Başkanlık binasının çıkış kapısına doğru ağır adımlarla ilerledi. Koridorlarda karşılaştığı adamların, kendisine açık bir düşmanlıkla baktıklarını gördü. Bunlar, üzerinde kırmızı bir yıldız bulunan siyah tankçı berelerini yana yatırmış, uzun saçlı,........

© Muhalif