menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Onbirde altı

6 1
previous day

Evet dostlar, doğru okudunuz. 11’de 6.

2026 yılının ilk “Sinema Festivali” olan ve BirFilm tarafından hayata geçirilen; 11! BİR FİLM HADİSESİ 9-11 OCAK 2026 tarihleri arasında gerçekleşti.

İyi ki de!

Keşke her sinema sanatına emek verenler böyle “nitelikli” işlerle, seyirciyi buluştursa. Emeklerinize sağlık, BirFilm!

Bu iş böyle yapılmalı!

8 Ocak 2026 tarihinde, CKM Sinemamızda-Nürnberg ile açılış yapmıştık. Her BirFİLM tarafından getirilen bir film, bağımsız görünse de peş peşe izlediğinizde ise tarihsel gerçeklikler scalasında, çok anlamda da sıralı olduğunu fark ediyorsunuz.

Oscar ödüllü Russell Crowe ile unutulmaz, Queen- Freddie Mercury(Bohemian Rhapsody-2018) performansı hala unutulmaz, Rami Malek’i bir araya getiren tarihi gerçeklik, 148 dk boyunca seyirciyi koparmadan sürüklüyor. Belki benim gibi –Bergen- toplama kampı sahnesinde dağılabilirsiniz. Tıpkı Psikiyatrist (Rami Malek) Douglas Kelley’n mahkeme salonundan çıktığı gibi.

II.Dünya Savaşı sonrasında-kendi teslim olan- ve adı tarihte /Nürberg Mahkemeleri/olarak geçen ve onun başı olan ve Hitlerin 2.adamı, kendinden sonraki toplama kampları dahil olmak üzere tüm icraatların sorumlusu Hermann Göring (Russell Crowe)n hikayesi.

Bu film 30 Ocak 2026 tarihinde vizyonda yer alacak, bazılarını uzun uzadıya yazacağım. Bu filmde karşımızda Narsist bir karakterin, çocukluğunda babasının, en yakın arkadaşının ihanetini öğrenip, güçlü olanın neler yapabileceğinin yansımasını, hümanist bir doktorun “ Neden böyle olduklarını çözmemiz lazım. O zaman dünyaya faydamız olur. Bir daha bunlar yaşanmaz!”dese de. Süreci sunuyor. Ve sunulan süreçte bugünü sorgulatıyor. Peki, hala neden bunlar?

9 Ocak tarihinde ise halkla birlikte açılış olarak izlediğimiz –Yabancı- yine Nürnberg gibi kitaptan uyarlamaydı. Edebiyat, işin içinde olunca gerçekten tadı bir başka oluyor.

Şunu söylemem gerekiyor ki, ilk önce Albert Camus’n aynı adlı ölümsüz eseri –Yabancı-dan uyarlanan filmi izleyip, ardından Nürnberg ve en son “Muhteşem Eleanor” izlediğinizde, II.Dünya Savaşı ve sonrası süregelen savaş ve sevgisizliği, daha iyi anlamlandırabileceksiniz.Henüz yirmi dokuz yaşındaki Benjamin Voisin, yalın oyunu ve siyah-beyaz sunumu ile Yabancı, aslen Cezayir doğumlu Albert Camus’n gözünden, hayatı boyunca varoluşçuluk gibi bazı anlamlar, kuramlar, temsilcilikleri ret etmiş biri olarak o kadar güzel bir insanın, insan da olması gereken döngüleri bulabiliyorsunuz ki!

Ve tüm bunların temelinin insanın -yalana başvurmasının- savaşlara kadar yansıyan tezahürünün, kendi ile barışık olmayan, yani sevgisiz büyüyen insanlığın, yansımasını.

Cezayir’n kavurucu sıcağında, Arap öldürmek olağan iken duygularını belli etmediği ve hatta annesinin cenazesinde kendine göre nedenleri, içsel tezahürlerini anlayamayan çoğunluğun idama mahkûm ettiği bir öykü. Sudan sebeplerle; sömürge olan ve sinema salonuna yerliyi sokmayan Fransa, kendi vatandaşını –anlamsız-bulduğu için idam edebiliyor. Özgürlüklerin direkt sorgulandığı bir eser, bu kadar güzel sunulabilirdi.

Peş peşe........

© Muhalif