Deryanın derledikleri

DER’YANIN DER’LEDİKLERİ DER’İN…

DERYA SULAR SELLER GİBİ ÇAĞLIYOR!

Sustuklarımız kadar “Susturulduklarımıza” var mı arttıran, diyor sanatçı anne ve babasından aldığı genlerle.

O günden bugüne ne sular aktı. Ama kimse, ikinci kuşak “Ferhan-Derya Şensoy” kadar babaları için ağlamadı. Her an, anmadı. Ses Tiyatrosunu yeniden ayağa kaldırmak için üstelik Ferhan, babasını gözyaşları içinde uğurlarken hamileydi. Hepimiz oradaydık.

Koltukta duran karanfilleri, aradan geçen yıllarda tek ses olarak ve üstelik bu sahneden çok cesurca çıkıveren, Derya’ydı.

Dün gibi hatırlıyorum. Uğurlama töreninde önümde Bedri Baykam yanında Orhan Ayhan.

Öyle bir gürültü, öyle bir canlı yayından töreni aktarmaya çalışanlar. Ve taşan kalabalığı, sahneye çıkan medya muhabir ve kameramanları “canlı” alabilmek telaşı içinde, sahnede cansız bedeni duran.

Ve de kendisi için orada bulunan kalabalık, özne kendi yapılıp, pergel gibi açılarak ama arkalarını Ferhan Şensoy’n naşına dönüp, gelenleri çekmekyeken:

Kendimi zor tuttum. Yahu siz kim için oradasınız? Bu kadar da saygısızlık olmaz, derken aynı anda başında her zamanki gibi şapkası Orhan Aydın fırladı ve  seslendi:

-Değerli basın mensupları görevinizi yapmaya çalıştığınızı biliyoruz ama bu kadar da olmaz!

Arkanızı döndüğünüz, Ferhan Şensoy!

Nerede olduğunuzu unuttunuz, bir hatırlayınız. Yeter ama!

SESİ İLE SES’de SAHNE BOŞALDI.

Rahmetli usta yeniden gözüktü.

Öyledir, işte geldiğimiz nokta beş sene önce böyleydi. Şimdi daha da beter.

Bunların hepsini ben ya da diğer uğurlama töreninde olanlar izlemedi. Kızları da izledi. Hepsi amfora içinde birikti, birikti.

Zihinden, bedene taştı.

Doldu taştı ve bugün bu gece oyunun içinde gerek sivil hayatta insana; alfabedeki ünlü-ünsüzleri bilmediğimiz gibi;

Hayatın içindeki ters-yüz yamalı bohça durumlarını ikinci kuşak Derya Şensoy dile getirdi.

Her bir balon, hepimizin isyanıydı. Sustuğumuzdu. Tıpkı Ses Tiyatrosu büfe önüne konmuş fanus içine attığımız, iç sesimiz gibi

Afallayıp ahvalimizi balık balık baktık, durduk.

Geçen yıllar sadece bizden sevdiklerimizi almadı. Değerlerimizi de götürdü. Çoğunlukta buna teşne oldu.

Kendimin genç kızlığında, günlük gazeteler ve interaktif oyunda soru sorarsa, nasıl cevaplarız ustaya diye henüz oyun öncesinde telaşlanırdık?

Yazarken gülümsüyorum. Çok şey kattı hayatımıza.

Bir şey denmez ki, diye koltuğa gömüldüğümüz onun hocalık yaptığı zamanlar içinden, bir baktım Derya Şensoy, aynı şekilde seyircisine soru yöneltiveriyor.

İlk kez yanılmıyorsam; 1989’ların ortasında tesadüf ki tesadüf diye bir şey yoktur. Aynı koltuklarda yerim. Geride Ferhan Şensoy uğurlamasında, her bir koltuğa bırakılan karanfilli koltuğuma bakıyorum.

 Kapıdan girer girmez, aynı zarafetle Derya Baykal........

© Muhalif