TARİHSEL HAFIZASIZLIK VE YAKIN TARİHİN ALDANMA SERÜVENİ
TARİHSEL HAFIZASIZLIK VE YAKIN TARİHİN ALDANMA SERÜVENİ
Sözün estetiğine ve kelamın büyüleyici gücüne kapılmak, insanoğlunun en köklü ontolojik zafiyetlerinden biridir. İnsan, yaratılışı gereği güzel söze ve tatlı dile meyleder. Eğer basiret pencereleri de kapalıysa, bu edebi parıltıların arkasındaki karanlıkları göremeyerek hızla aldanı. Oysa dilin ikrar ettiğini ameller ve azalar onaylamıyorsa, bu parıltılı vaatler gelecekte yaşanacak büyük bir hüsranın ilk emareleridir. Esas itibar edilmesi ve mihenk taşı kılınması gereken yegâne ölçü, söz ve amel birliğidir.
Sadece lafzi beyanlara bakarak pozisyon almak, kaçınılamaz bir akıbet olarak aldanmayı ve aldatılmayı mukadder kılar. Bu trajik netice ise derin bir basiretsizlik ve ferasetsizliğin tabii bir tezahüründen başka bir şey değildir. Müslümanların yaklaşık yüz elli yıldır tecrübe edegeldikleri aldanma ve aldatılma serüveni, adeta zehrini bünyesinde barındıran ancak dışı şifa efsunuyla boyanmış bir iksiri mütemadiyen yudumlamaya benzemektedir.
Bu tarihsel döngünün en dramatik sahnelerinden biri, Osmanlı’nın son dönemindeki İttihatçı akıl tutulmasıdır. İslam’ın temel umdelerine muhalif, batı tipi bir modernleşmenin gizli ya da açık hamisi olan İttihatçı tayfanın edebi ve hamasi söylemlerine kanan Müslüman aydınlar, bu akıl çelen hitabetin ayartıcı cazibesi karşısında fikri dirençlerini kaybetmişlerdir.
Müslümanlar, bu figürlerin ikna edici gücüne meftun olurken, onların amelde neyi inşa ettiklerine ve yapıp durduklarına hiç bakmadılar. Ancak aradan çok kısa bir zaman geçip de imparatorluğun yapı taşları un ufak olduğunda, nasıl bir girdaba sürüklendiklerini idrak edebildiler. Ne var ki, bu idrak uyanışı gerçekleştiğinde tarihsel eşikler çoktan aşılmış ve geri dönüş yolları tamamen tıkanmıştı.
Dönemin şahitlerinden ve bu aldatılma dalgasının ağırlığını bizzat........
