ΙΙ. ABDÜLHAMİD’İN TRAJİK PARADOKSU |
ΙΙ. ABDÜLHAMİD’İN TRAJİK PARADOKSU
Tarih, sadece geçmişin bir dökümü değil, bugünün aynası, yarının tasavvurudur. Yakın tarihimiz ise ibret nazarıyla bakıldığında, devletlerin ve liderlerin mukadderatına dair en yalın hakikatleri fısıldayan terbiye edici bir öğretmendir. Bu öğretmenin en çarpıcı derslerinden biri, hiç şüphe yok ki Osmanlı Devleti’nin en fırtınalı dönemine mührünü vuran II. Abdülhamid’in otuz üç yıllık saltanatında gizlidir.
Sultan Abdülaziz ve V. Murad’ın hal fetvalarıyla tahttan indirildiği bir kriz ikliminde idareyi devralan II. Abdülhamid, meşrutiyeti ilan edip Kanun-i Esasi’yi yürürlüğe koyarak anayasal bir düzen vaat etmişti. Ne var ki bu anayasal düzen, özgürlükçü bir parlamentarizmden ziyade, tek adam iradesini hukuki güvenceye alan taktiksel bir hamleydi. Nitekim 1877-1878 Osmanlı-Rus Harbi’ni (93 Harbi) gerekçe gösteren Sultan, anayasanın kendisine verdiği yetkiyle meclisi süresiz tatil etti. 1908’e kadar sürecek olan bu mutlakiyet döneminde Osmanlı, içeride tek bir çatlak sese dahi tahammülü olmayan, muazzam bir jurnalcilik ve istihbarat ağıyla örülü, tam bir “evham ve sadakat” rejimi haline geldi.
Dışarıda “Ümmetin Hamisi”, İçeride “Yalnızlaşan Sultan”
Devlet-i Aliyye askeri, iktisadi ve içtimai olarak tarihinin en derin buhranlarını yaşarken, II. Abdülhamid hem devleti kurtarmak hem de iktidarını tahkim etmek için Jön Türklerin filizlendirdiği İttihad-ı İslam fikrini resmi devlet politikası haline getirdi. Dönemin konjonktüründe bu, rasyonel bir tutunma dalıydı. İslam dünyası sömürgecilik kıskacında inlerken, Mısır ve Tunus ayakta kalma mücadelesi veriyor, İran kendi içine hapsedilmiş bulunuyor,........