Böyle bir soru, birçok kimsenin garibine gidebilir ve hatta ” yok canım, böyle bir şey olabilir mi !” diye soruyu soranı itham edebilir. Fakat, İslam tarihinde bunun örnekleri, dün olduğu gibi maalesef bugün de vardır.

Din, ilahi ve ilahi olmayan olarak ikiye ayrılmaktadır. Allahın Peygamberleri ve kitaplarını ilahi kaynaktan alanlar, aynı hedef ve sistem içinde bir hayat sistemi oluşturmuşlardır. Diğerleri ise, birbirinden farklı kişi, grup ve coğrafyanın etkisiyle belli amaç ve düşüncelere hizmet etmişlerdir.

Siyaset adına, inanç ve kültürden sapma:

Olay bununla kalsa, belli bir açıklama getirilebilir ve sınırlar, net bir şekilde birbirinden ayrılabilirdi. Fakat, ilahi dinlerin mensupları bile zaman içinde çeşitli etkilerin sonunda belirli bir sapmaya uğramışlardır. Elbetteki bu sapma, çeşitli menfaat ve ihtirasların sonunda meydana gelen bir ahlak ve kültür değişikliği ile meydana gelmektedir. Öyle ki, pozitif bilgi ve statüler, bu tür sapmaları engelleyememekte ve düşünce sistemi, bütünüyle farklı hale gelmektedir.

Bu durum bazen dini görevi yürüten insanların başkan menfaatler sebebiyle dinin bazı bölümlerinin işletilmemesi veya etkisizleşmesi yanında, sahte bir inanç sistemini temsil eder konumuna yönelmesiyle gerçekleşmektedir. Bazı dini grupların bilgi azlığı veya dini bilgiyi yorumlama konusundaki yetersizliklerden kaynaklanan sapma ve yozlaşmalar, din adına sapmalara bir örnek olarak verilebilir.

İslam dini, kendi iç bünyesinde herhangi bir değişme ve dönüşüme imkan vermediği için, dinamik varlığının bozulması konusunda ya dış güçlerin oyunları ile veya sahte din veya dini grupların sisteme sokulması çabalarıyla karşı karşıya gelmiştir. Bu sınırlı veya saptırılmış çalışmalar ile, dini anlayamamış din adamı veya dindar gruplar yoluyla dinin gerçek özelliğinin sürdürülememesi ile karşı karşıya gelinmiştir.

Böyle bir durum; aslında müslümanların kendi dinlerini kaynağından öğrenmemeleri ve düşmanların tarih boyunca hileli tutumlarını bilmemeleri sebebiyle gerçekleşmektedir. Hem dışardan ve hem de içerden kültür ve inanç değerlerimizden uzaklaşma çabaları, İslami kimliğin kaybolmasına yol açmakta, Müslüman toplumlar kendi değer ve misyonlarından uzaklaşmaktadırlar.

Dinin, siyasete ve dünyevi menfaatlere alet edilmesi:

Dinler, insanların bir yüce varlığa sığınma ve ondan yardım bekleme çerçevesinde ortaya çıkarken; cazip ve fayda merkezli yöneliş ve kazançlar, dinlerin dünyaya doğru yöneltilmesine ve ona alet edilmesine yol açılmaktadır.

Siyaset ve iktidar, gücün toplandığı bir makam olması sebebiyle, insanların dini ve ahlaki değerlerini olumsuz etkilemektedir. İnsanları, yüce ideallerden ve fedakarlıklardan uzaklaştırıp, makamın ve eşyanın cazibesi ile geçici arzu ve duyguların hizmetine yöneltmeye imkan veren en güçlü faktör olmaktadır.

Dinin siyasette kullanılması; iki şekilde karşımıza çıkmaktadır. Dindar gruplar, siyasete girerken, dinin ilmi ve fikri yönüne sahip olmamaları dolayısıyla, seküler ve liberal anlayışlara farkında olmadan teslim olmaktadırlar. Bu durum, din adına bazı yanlış sistem ve doktrinlere tabi olmaya sebep olmaktadır.

İkinci örnek ise; dindarların, siyasetçilerin dini söylemlerine inanıp, güvenerek; seküler ve kapitalist sistemler içinde kendi varlıklarını sürdürebilmelerine inanmalarıyla başlayan bir yanılgı ile dini görüşlerin dışına çıkma noktasına gelinebilmesidir.

Siyaset; dinin saygı gördüğü bir toplumda, “sözel dindarlığı”nı kabul ettirmekle kalmayıp, siyasi gücünü sürdürmek için çeşitli iktisadi ve medyatik kurumları da kendine hizmet ettirme ihtiyacı ile karşı karşıya kalmaktadır.

Özellikle modern dünyada siyaset; iktisadi güçleri ve kitle etkileme vasıtaları olan medya ve interneti kendi kontrollerine alarak, kitleleri ideolojik etki alanlarında tutup; güçlerini sürekli hale getirmektedirler. Büyük sermaye şirketlerinin, siyasete mali güçleriyle hakim olması ile birlikte, siyaset; halktan ve onun etkilerinden uzaklaşmış, sadece büyük ve maddi gücü yüksek şirketlerin kontrolü altına girmiştir. Böylece günümüzde din, sadece; kitleleri etkilemek ve yönlendirmek için “sözel bir söylem” haline sokulmuştur. Ama bu durumun getirdiği manzara; acıklı, dehşet verici, korkutucu ve güvensiz bir dünya olmuştur.

Halkın, demokratik sistemlerde, yönetimleri; yanlış, tarafgir ve hatalı hareket etmelerine rağmen, görevden alamamaları, para-siyaset ikilisini çağın en büyük “ortak gücü” haline getirmiştir. Artık halk, sadece kağıt üzerinde ve söylemlerde güç ve söz sahibi bir topluluk olarak geçerlidir. Böylece din; bir yandan kontrol altına alınan tarikat, diğer yönden ise Siyasetin güdümünde çeşitli yönlere çekilen bir araç durumuna getirilmiştir. Fakat bu durum, toplumun “sahte inanç ve kutsallar”ın güdümünde hareket etmesinden başka, bir sonuç getirmemiştir ve getirmeyecektir.

Prof. Dr. Sami Şener

QOSHE - Siyaset ve Tarikat, Dinin Önüne Geçebilir Mi? - Prof. Dr. Sami Şener
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Siyaset ve Tarikat, Dinin Önüne Geçebilir Mi?

1 2 1
07.11.2022

Böyle bir soru, birçok kimsenin garibine gidebilir ve hatta ” yok canım, böyle bir şey olabilir mi !” diye soruyu soranı itham edebilir. Fakat, İslam tarihinde bunun örnekleri, dün olduğu gibi maalesef bugün de vardır.

Din, ilahi ve ilahi olmayan olarak ikiye ayrılmaktadır. Allahın Peygamberleri ve kitaplarını ilahi kaynaktan alanlar, aynı hedef ve sistem içinde bir hayat sistemi oluşturmuşlardır. Diğerleri ise, birbirinden farklı kişi, grup ve coğrafyanın etkisiyle belli amaç ve düşüncelere hizmet etmişlerdir.

Siyaset adına, inanç ve kültürden sapma:

Olay bununla kalsa, belli bir açıklama getirilebilir ve sınırlar, net bir şekilde birbirinden ayrılabilirdi. Fakat, ilahi dinlerin mensupları bile zaman içinde çeşitli etkilerin sonunda belirli bir sapmaya uğramışlardır. Elbetteki bu sapma, çeşitli menfaat ve ihtirasların sonunda meydana gelen bir ahlak ve kültür değişikliği ile meydana gelmektedir. Öyle ki, pozitif bilgi ve statüler, bu tür sapmaları engelleyememekte ve düşünce sistemi, bütünüyle farklı hale gelmektedir.

Bu durum bazen dini görevi yürüten insanların başkan menfaatler sebebiyle dinin bazı bölümlerinin işletilmemesi veya etkisizleşmesi yanında, sahte bir inanç sistemini temsil eder konumuna yönelmesiyle gerçekleşmektedir. Bazı dini grupların bilgi azlığı veya dini bilgiyi yorumlama konusundaki yetersizliklerden kaynaklanan sapma ve yozlaşmalar, din adına sapmalara bir örnek olarak verilebilir.

İslam dini, kendi iç bünyesinde herhangi bir değişme ve dönüşüme imkan vermediği için, dinamik varlığının bozulması konusunda ya dış güçlerin oyunları ile veya sahte din veya dini grupların........

© Mir'at Haber


Get it on Google Play