Böyle bir cümleyi kullanmak, hiç kolay değil. Hele, böyle bir olayı, bütün bir topluma yaygınlaştırmak da doğru değil. Fakat, toplumun önünde yer alan kişi ve kurumlarda ortaya çıkan bu sosyal hastalık, son derece tehlikeli ve yaygınlık kazanan bir nitelikte.

İnanç ve İnançsızlar:

Konunun hassasiyeti, bu olayın kahramanlarının yakınımızda olan insanlar olması sebebiyle, isim ve kurum itibariyle elle alınmadan, problemin örneklerle açıklanmasına imkan verebiliyor. Çünkü, sosyal bir yabancılaşma ve kültürel bir çözülme ile karşı karşıya bulunuyoruz. İnanç ve ahlak, müslümanlığın iki temel referans kaynağı olarak tarih boyunca kendini hissettirmek ilk büyük faktör.

İnanç ve ahlak kural ve prensiplerinin dışında hareket, müslüman karakterinin ortadan kalkmasına yol açabilecek nitelikte. Fakat; çeşitli menfaat ve ihtiraslar, kişileri bu prensiplerin dışında harekete zorlarken, mantıki bazı gerekçeler de hazırlayabiliyor. İşte bu “gerekçe arama” yolu, insanı yanıltıp, hak ve doğruluktan uzaklaştırıp, yanlış bir mecraya yöneltiyor.

Halbuki, hayatta net olmayan konular, ciddi bir analize tutulması gereken konulardır. İslam dini, bu konuda fıkıh ilmini çözüm mercii olarak kabul etmiş. Fakat, müslümanların bazıları sosyal, siyasi veya iktisadi konuları, kendi mantıklarına (daha doğrusu menfaatlerine) göre halletmeye çalışıyor ve bundan da rahatsızlık duymuyorlar.

Hak ve doğruları bu şekilde ihlal eden kişiler, taşıdıkları müslüman kimliğine leke getirmekle kalmıyor; başkalarının İslamdan nefret etmelerine de yol açıyorlar.
Türkiye’de müslüman kimlikli insanların siyasete, ticarete ve ilmi alanlara girmesiyle, bu din ciddi bir itibar kaybına uğradı maalesef. Halen de uğramaya devam ediyor. Buna karşılık; sıradan Müslümanlar, böyle bir yanlışın ve sapmanın içine, diğerleri kadar düşmüyor..

Çünkü İslam dini, kişilerin zaafları, beceriksizlikleri ve yanlışlıklarından en fazla etkilenen inanç ve yaşayış sistemidir. Üzerinde en küçük lekeyi gösterecek kadar, kuralları ve geçmişi temiz bir yapıdadır. İslamın inanç ve ahlak sistemi, hiçbir haksızlık ve suistimale uygun olmadığından, bu tür lekeler hemen kendini belli ediyor.

Yukarıda da belirttiğim gibi, bugün müslüman kesimin bilgi, zenginlik ve siyasi aktörlerinin büyük bölümü maalesef, kendi gruplarına kötü örnek olmanın yanında, bu inanç sisteminden insanların ve özellikle gençlerin uzaklaşmasına sebep olmaktadır!.. Çünkü, sosyal hayatının neredeyse tamamı; önemli ölçüde ahlak ve inanç değerlerinin dışında gerçekleşiyor. Dolayısıyla, Müslümanca bir anlayış ve uygulama, da bir alternatif olmak yerine; zaaf sahibi kişilerin yüzünden aslından uzak bir şekilde gerçekleşiyor.
Zaten, müslüman kesimin siyasi ve ticari kanatları da şimdiye kadar, İslamın ruhuna, kurallarına ve tarihine aykırı uygulamaları da içine sindirmiş (!) durumda olduğundan, İslam yaşanamaz kanaati yerleşiyor.

Problemden nasıl çıkılacak?

Bu tablo, İslam adına söylenen nice parlak söze ve yapılan çeşitli yatırım ve gelişmelere rağmen, insan yapımızı dejenere etmekten alıkoyamıyor. Artık toplum ve sistem, ciddi bir darbeyi bekliyor gibi!.. Acaba bu darbe, karşı bir isyan hareketi mi; yoksa, Allahın koyduğu sınırlara uymayanların kendi iç dünyalarında sapması şeklinde mi gerçekleşecek?.. Bunu, şimdiden tahmin edemiyoruz!..

Sosyal olaylar, insanların niyet ve çabalarından bağımsız gerçekleşmiyor. Bu yüzden toplum, kendi sosyal değişimini veya değiştirilmesini gerçekçi bir şekilde tespit edip, hangi tutum ve tavırlara sahip olacağını bilmek zorundadır. Çünkü, toplumlar kendi kaderlerini hazırlarlar!..

Günümüz medya ve internet mecraları, topluma ve gençlere; kendi çarpık durumunu rahatlıkla tespit imkanını vermeyerek, onu belli siyasi ve ideolojik hedeflere yönlendiriyor. Özellikle de kullandığı en belirgin kavramlar; ümitsizlik ve otoriteye şiddetle isyan tavrıdır. Halbuki, tarih boyuncu hiçbir sağlık sistem; isyan ve çatışma üzerine kurulmamıştır. Ama, küresel güçlerin hedefi, sağlıklı bir sosyal yapıyı dejenere etmek ve piyasanın tüketim, lüks, cinsi serbestlik ve imaj oluşturma teknikleriyle toplumu bilinçsiz bir hale getirerek, teslim almaktır.

Tepki; eğer köklü bir çözüm metodu ve çıkış yolu teklif etmiyor ve edemiyorsa, onun ciddiye alınmaması gerekir. Çünkü o tutum, sadece mevcudu yıkmayı ve hem de çözüm getirmeyerek bir kaos oluşturmayı hedeflemektedir. Dolayısıyla, güvenilirlikten mahrumdur. Bunun yerine; toplumu tarih boyunca ayakta tutan değer, kural ve kültürün sahiplenmesi ve her türlü “sosyal yapıya ve felsefe”ye ters akımlara itibar etmeyerek, kendi inanç ve ahlak sistemini uygulamaktır.

Prof. Dr. Sami Şener

QOSHE - İnanç ve Ahlakın Çözülüşü, Yıkım Getirebilir - Prof. Dr. Sami Şener
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

İnanç ve Ahlakın Çözülüşü, Yıkım Getirebilir

3 1 1
23.08.2022

Böyle bir cümleyi kullanmak, hiç kolay değil. Hele, böyle bir olayı, bütün bir topluma yaygınlaştırmak da doğru değil. Fakat, toplumun önünde yer alan kişi ve kurumlarda ortaya çıkan bu sosyal hastalık, son derece tehlikeli ve yaygınlık kazanan bir nitelikte.

İnanç ve İnançsızlar:

Konunun hassasiyeti, bu olayın kahramanlarının yakınımızda olan insanlar olması sebebiyle, isim ve kurum itibariyle elle alınmadan, problemin örneklerle açıklanmasına imkan verebiliyor. Çünkü, sosyal bir yabancılaşma ve kültürel bir çözülme ile karşı karşıya bulunuyoruz. İnanç ve ahlak, müslümanlığın iki temel referans kaynağı olarak tarih boyunca kendini hissettirmek ilk büyük faktör.

İnanç ve ahlak kural ve prensiplerinin dışında hareket, müslüman karakterinin ortadan kalkmasına yol açabilecek nitelikte. Fakat; çeşitli menfaat ve ihtiraslar, kişileri bu prensiplerin dışında harekete zorlarken, mantıki bazı gerekçeler de hazırlayabiliyor. İşte bu “gerekçe arama” yolu, insanı yanıltıp, hak ve doğruluktan uzaklaştırıp, yanlış bir mecraya yöneltiyor.

Halbuki, hayatta net olmayan konular, ciddi bir analize tutulması gereken konulardır. İslam dini, bu konuda fıkıh ilmini çözüm mercii olarak kabul etmiş. Fakat, müslümanların bazıları sosyal, siyasi veya iktisadi konuları, kendi mantıklarına (daha doğrusu menfaatlerine) göre halletmeye çalışıyor ve bundan da rahatsızlık duymuyorlar.

Hak ve doğruları bu şekilde ihlal eden kişiler, taşıdıkları müslüman kimliğine leke getirmekle kalmıyor; başkalarının İslamdan nefret etmelerine de yol........

© Mir'at Haber


Get it on Google Play