menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

29 HARFTE İRAN’A 29 DESTEK

7 0
01.04.2026

29 HARFTE İRAN’A 29 DESTEK

Önceki yazımızda Türkiye’nin neden kendi ulusal çıkarları doğrultusunda İran’dan yana olması gerektiğini ayrıntılarıyla açıklamıştık. Bu yazıdaysa kolay anlaşılması için alfabedeki 29 harfle, sıcak savaşa girmeden, açıkça taraf olmadan 29 farklı yolla İran’a nasıl destek verebilir, savaşın bitmesi için saldırgan tarafa nasıl baskı yapabiliriz konusunu ele alalım.

Türkiye bölgedeki işgal ordusunun atom bombalarına sahip olmasını uzun süredir eleştirmekte. Ancak İncirlik’te sürekli kilit altındaki B-61 taktik nükleer başlıklar haricinde resmen sahip olduğu bir fizyon ya da füzyon silahı yok. Bu nedenle nükleer enerji ve uranyum zenginleştirmede yeni adımlar atılabilir. Yarıda kalan Türk-Pak-Suudi işbirliğini hızlandırmak adına Pakistan nükleer işbirliği çalışmaları başlatılabilir.

Siyonist rejim petrolünün çoğunluğunu Bakü Ceyhan boru hattından alıyor. Soykırım sırasında ticaret kesilse de Hayfa’ya petrolü devam ettirdik. Azerbaycanlı kardeşlerimize rağmen boru hattının bakım onarım ya da başka bahaneyle ‘geçici olarak’ kesilmesi katliamcı ülkede büyük endişe oluşturur.

MOSSAD’ın da Amerikan istihbaratlarının da bilinen ama dokunulmayan çok sayıda casusu ülkemizde faal. Bunlar askeri casuslar, nüfuz casusları, bilgi hırsızları, kripto elemanlar. Bunların en medyatik ve toplumu şaşırtacak isimlerden bir kaçının tevkifi önemli bir etki oluşturur.

Türkiye’nin dostlarına, özellikle Azerbaycanlı kardeşlerimize çağrılar yaparız. Kuzey Azerbaycan’daki Tel Aviv ile aşırı yakın ilişkilerin azaltılmasını, Güney Azerbaycan’da ise Türk birliği yanlısı kesimlere Tahran’dan da Tel Aviv’den de duyulacak sesle bu hassas süreçte İran rejimini desteklemeleri çağrısı yaparız.

Denizlerimizde seyreden, Boğazlardan geçen İsrail bayraklı olmasa bile Hayfa limanına sevkiyat yapan gemilerde inceleme yapılır, soykırım amaçlı, askeri amaçlı şeyler var mı aranır, bazıları bekletilir. İsrail yönüne giden gemilerin karşısına sık sık hücum botlar çıkar. Doğu Akdeniz’de farklı gerekçelerle askeri taşıt hareketliliğimiz artırılır.

Ege ya da Adalar denizinde Yunan hücumbot şımarıklıklarına ebedi toleransımız azalır, sözde ada kıta sahanlıkları sıkça ihlal edilir, MEB alanımıza giren Girit yakınlarında faaliyetler artar, sismik gemiler yakınlarında arama başlar. Ege konusunda bir kaç sert demeç verilir.

F Harfinden Firkateyn

İran ile önceden anlaşarak Körfez’e tanker refakatçisi bahanesiyle firkateyn yollamak, giderken Doğu Akdeniz’de dolaşmak, Leviathan gaz sahası civarında oyalanmak, biz körfezde de varız demek, ABD’nin giremediği bölgelerde Türk bayrağı dalgalandırmak da ilgiyi çeken ve bunların rahatsızlığı var dedirten eylemler olur.

Sivil toplum girişimleri öncülüğünde yapılacak mitingler ve etkinliklerde ‘İran’da savaşmaya hazır’ genç gönüllülerin uluslararası medyaya göstere göstere toplanması, bunların küçük bir bölümünün devletin kontrolü altında belki SADAT tipi girişimlerle eğitilmesi, daha da küçük bir bölümünün sınırdan İran’a geçirilmesi mümkün olabilir. Hatta bunların Doğu’da Hüda-Par mitingleriyle gürültülü biçimde göze soka soka yapılması, Türkler öncü birlikleri gönderiyor duygusu oluşturur. Hükümetse “bir takım sivil gösteriler, bizim dışımızda” der.

Bundan iyisi Şam’da kayısı ifadesinin kaynağı lezzetli kayısılarıyla meşhur, işgal altındaki Filistin’in su kaynağı ve stratejik kulesi olan Golan tepelerinin eteklerinde yer alan, Şam’a çok yakın Batı Guta bölgesinde geniş bir Savunma Bakanlığı üssü kurulacağının, Türkiye’nin de kardeş Suriye’ye bu konuda tam destek vereceğinin ilanı. Kirpi parkları, Golan işgal birliği kışlası ve İHA pistlerinin inşasına başlanması. Askerlerin bölgede keşifleri, su numuneleri almaları.

Necmettin Erbakan, İslam Birliği’nin, İran ve Suriye ile dostluğun, Siyonizm’le mücadelenin simgesiydi. 54. hükümette ilk yurtdışı ziyareti Tahran’dı. İran’da sevilen, adına konferanslar düzenlenen Hoca’nın içinde savunma sanayii, hakça finans, kaynakların kullanımı üzerine kurulu D-8 projesi yeniden canlandırılır, Ortak Savunma adı altında bir komite başlatılır, ne yazık ki hâlâ toplanmayan İİT’in toplanmasına ve ABD/ İsrail’in kınanmasına destek verilir.

Medyadaki mevcut kafa karıştırma ve çokluk yerine ısrarlı bir Batı karşıtı propaganda söylemi en azından İletişim Başkanlığına yakın kanallarda başlatılır, geride kalmamak için muhalefet de sesi açar. Bunlarda Siyonizm karşıtlığı, İran-Türk tarih, etnik, kültür bağları, İran liderlerinin Türkçe konuşmaları, küresel Yahudilik karşıtı yayınlara yer verme, İslam birliği temaları vurgulanır, mezhepçilik kartına oynayan Siyonist unsurların önlemini alacak yayınlar yapılır.

Adana İncirlik’te Amerikan uçaklarının NATO görevleri harici savaşa katılmayacaklarına ilişkin iletişimler basına sızdırılır, İncirlik prosedürleri açıklanır, güvenlik bahanesiyle üs bürokrasi işlemleri ve kontroller artırılır, İncirlik üssünde konuşlu ve şifreli depoda kilitli olan B-61 nükleer bombalarının güvenlik denetimi yapılır, Hristiyan Siyonist manyakların ABD ordusundaki yoğunluğuna dayanarak gerektiğinde bunlara el koymak amacıyla bu alana uzmanlaşmış bir müfreze göstere göstere konuşlandırılır.

Jetlerimizin Adalar Denizi üzerindeki sözde hava sahalarının ihlalleri artar, bunlara test uçuşu yapan Kızıl Elma ve SİHA ihlalleri de eklenir, hatta bir SİHA füzesinin hedefi ada yakınlarına düşer. Jetlerimiz sık sık balıkçılarımıza musallat hücum botlar üstünde ses bombası yapar, hem pilotumuzun canı sıkılmaz hem Atina basını neler oluyor manşetleri atar. Artık yavaş yavaş bir Rafale – Kızıl Elma it dalaşının da zamanı geliyor. Kıbrıs’a yeni konuşlanan F-16’larımız da ara ara Suriye, Lübnan taraflarına uçup gelirse iyi olur.

NATO için dinleme yapan ama geçişme özelliğiyle bu yıl Siyonist denetimine giren NSA vasıtasıyla duyumları Tel Aviv’e intikal eden Kürecik Dinleme Üssümüzün teknik bahanelerle kısa süre bakıma alınması da katliam ordusunda ciddi endişelere yol açar.

Güney Kıbrıs’ta sadece İran bir kaç SİHA yolladı doye değil gelecekteki bir Türkiye savaşı için de yapılan ABD, İngiliz, Fransız, Yunan ve Kıbrıs Rumu yığınağı karşısında gönderdiğimiz F-16lar bu yönde güzel bir adımdı ama faaliyetleri artırmak yararlı olur. Adaya bazı el kara gücü, ada etrafında hava ve denizde aktivite, KKTC yönetiminin adadaki üslerin kalkması yönünde konuşan Rum liderliğiyle ve muhalefetiyle istişare görüşmeleri bu yönde önemli vurgular olur.

Meriç üzerindeki sınırda yanlış anlamalardan kaynaklanan silahlı atışmalar, hudut bölgesinde askeri faaliyetler, Trakya’da tank hareketleri, İstanbul’u alma söylemli numunelik Yunan çatlakların ulusal basın ve akşam bülteninde yoğun olarak işlenmesi, Ayasofya üzerinde Yunan bayraklı resimlerin paylaşılması, Dedeağaç’taki üslerin gündeme gelmesi, sevkiyat yapacak sivil tırlarla Trakya’da tatbikat yapılması “hazırlanıyoruz” mesajı verir.

Savaş karşıtı olan başta İspanya çok sayıda NATO ülkesiyle, Siyonizm adı a başlatılan bu savaşın en kısa zamanda bitmesi, NATO kaynaklarının, üslerinin asla bunda kullanılmaması, Netanyahu ve şürekâsının tutuklanma kararının uygulanması gibi hususlarda ortak açıklamaları artırılır. İkili görüşmelerde Körfez savaşı konusu ortak açıklamalarda dile getirilir.

O Harfinden Organizasyon

Türkiye diğer 50 Müslüman ülke gibi uluslararası spor, kültür, sanat, kalkınma organizasyonun üyesi, çoğu zaman da ikinci sınıf ülkesi. Örneğin Eurovision, elemesiz yarışmaya katılan ‘kalabalık nüfuslu’ üyeleri arasına Türkiye’yi katmadı, Rusya’yı çıkardı, Siyonist soykırımcılarıysa el üstünde tuttu. Tıpkı İsrailci FİFA, Merih Demiral’ı cezalandırıp Beşiktaş’ın Tel Aviv maçını Tüpraş’tan bir Macar kasabasına yollayan UEFA, Paris açılışında iki saat sapık gösteriler sergileyen Olimpiyat komitesi organizasyonları gibi. Eurovision’dan çekildiysek neden dünya 5’ten büyüktür diyerek Müslümanları aşağılayıp soykırımcılara hizmet edenler yerine 50 Müslüman 80 küresel güney ülkesi ayrı organizasyon yapmayalım? Buna Dünya Kupası ile başlanabilir.

Örgüt, her hafta bir isim üreten YPG, PEJAK, PYD, SDG, ERNK, Kongragel, komiteler, vs vs kısaca PKK, gösteriş amacıyla bir kaç tüfek tabancayı çöpe atsa da hâlâ silahlı, Suriye’de Tel Aviv adına vazifesini yapıyor, Türkiye’yi de yeniden tanımlamaya çalışıyor. Örgütün Suriye ve Irak pozisyonları yeniden havadan ziyaret edilebilir. Suriye hükümetine tam teslim olunmazsa örgütün kaçan unsurlarına karadan da ziyaretin hazırlıkları başlatılır. Şu anda CENTCOM buna itiraz edemez.

Amerika’nın da küresel Yahudi sermayesi tarafından kurulmuş İsrail devletinin de gücü, tek dayanağı ABD donanması olup bir karşılığı bulunmayan, istenince darphanede basılıp ABD’ye sınırsız kaynak sağlayan Dolara dayalıdır. Dolarsız dünya ticareti için ilk adımlar geçtiğimiz yıllarda BRICS tarafından atılmışsa da açık Siyonist taraftarı Modi hükümetinin bunda Truva atı vazifesi yaptığı giderek anlaşılıyor. Türkiye D-8 projesi ya da İİT dâhilinde Hoca’nın İslam Dinarı ya da adı ne olursa karşılığı olan bir ortak ticaret parasının hazırlıklarını ilan edebilir.

Rezerv askeri kuvvetlerimiz, askerlik görevini tamamlamış, ama bir savaşta askere çağrılabilecek yaşlardaki Türk vatandaşlarına yönelik hazır ol çağrıları, eğitim önerileri, işsiz gençlerimize yoğun mesleki eğitim eşliğinde seferberliğe hazırlık kampları, iletişimler, reklamlar yapılır. Yüzbinlerce sayıdaki askerliğini yapmış din görevlimize MPT’lerden boşalan G-3’leri teslim etmek, yerel güvenliklerle talim ettirmek, hutbelerin G-3’lerle cami minberinde okutulması da seferberlik ruhuna hizmet eder.

Bağımsız Türk şirketleri, özellikle bir günde yeni kurulacak pazarlama ve dağıtım amaçlı özel sektör şirketleri, ABD ambargosunu kırarak İran’a bağımsız silahlar, İHA, elektronik, teknoloji, yedek parça, nükleer saflaştırmış santrifüj yollayabilir. Hatta sevkiyatı Irak üzerinden veya ‘kaçak’ da yapabilir. Zamanla devlet bir kaçını yakalar, kapatır, ceza verir, ancak iş işten geçmiş olur. Bağımsız bu silahlarla bağımsız uzmanlar da yollanır.

Siyonizm, yabancı istihbaratlar, 80 senedir içimizde örgütlendi. Bunu ordumuzun yarısına hükmeden paralel devlet yapılanmasında açıkça gördük. Ancak hala devam eden FETÖ dışında çok sayıda başka oluşum da var. Bunlar iyi kamufle olsa da kritik zamanlarda emir gelince mecburen ortaya çıkıyor, görünür oluyorlar. 7 Ekim ardından “Filistinliler bize ihanet etti, topraklarını satmıştır” söylemli nüfuz ajanları gibi bugün de ciyak ciyak “Ehl-i Sünnet harici kâfirdir, Şia, Rafıziler, Alevîler, Ahundlar mürteddir” nakaratları duyuyoruz. Bunlar, muhafazakar kesime yerleştirilmiş, gerektiğinde emirle konuşan, ancak seküler kesimin tersine Siyonizm/ABD lehindeki argümanları sunamayacaklarından tarihimizde ilk 1979’da başlatılmış Şia düşmanı mezhepçiliğe başvurmak zorunda kalanlardır. Mensubiyetleri meydana çıkan, doğrudan MOSSAD olmasa bile onun suyunun suyundan harekete geçirilen bu muhafazakar vazifelilerin zamanında oynadıkları iktidar destekçisi rolleri nedeniyle içeri almak zararlı olur ama İslam birliği ve dolaylı yoldan Türkiye aleyhindeki faaliyetlerini kesmek için çay ikramı eşliğinde bir savcılık daveti mahalledeki sahte saygınlıklarını bitirir.

Pek çok savaş tatbikat adı altında başlamıştır. Tatbikatlar sadece kuvvetlerin hazır olduğunu, birliklerin koordinasyonunu ortaya koymaz, aynı zamanda yeni silahların da başarılı biçimde sergilenmesine yardımcı olur. Elinde çok sayıda müthiş yetenekli ama henüz seri üretime geçmemiş prototipi olan ülkemizin, bu prototiplerin testlerini  yapmasıyla gücünün üstünde görünmesine faydalı olur. Suriye topraklarında, tercihen Lazkiye ve Şam arası bölgelerde, Suriye Savunma Bakanlığıyla, Irak’tan, Suud’dan, Mısır’dan ve Pakistan’dan nominal katılım sağlayan bir tatbikat “bekle bizi Golan Tepeleri, dur hele Dürzü, PKK” manası içerir.

Soykırımcı rejimin casusları, güvenlik görevlileri, sivil uçuşları kullanıyor. El-Al uçuşları artık ülkemiz üzerinden değil, jet yakıtlarını da vermeyi kestik, hatta savaş suçlusu Netanyahu’nun üzerimizden uçmasına da izin vermedik. Ancak bunu biraz daha genişletebilir, uluslararası hava sahasında bazı sivil uçakların önüne çıkabilir, yakından geçen bir uçağı arama yapmak için Antalya’ya indirebiliriz. Dahası, F-35’leri görebildiğimizi ilan etmek için bunların Suriye üzerindeki uçuşlarına kilitleme yapabilir, etraflarından geçecek Baba F-4’lerle “ağır ol Şimon” diyebiliriz.

Şara’nın Dürzü bölgesine tekrar girmesi için başta Kirpi kara araçlarımızı, SİHA’larımızı konuşlandırabilir. Dürzü kontrolü altındaki yerlerin bitişiğine askeri uzman gönderebiliriz. Katliamcı ordu, ön cepheye Dürzüleri sürdüğü için Suriye’deki bu unsurlarına büyük önem vermekte. Batı Guta’daki faaliyetlerin yanı sıra bu alandaki Doğu Guta’da bir üs kurabilir, buna Orta Suriye’deki bir üssü de ekleyebiliriz.

Soykırımcı rejimin Türkiye’de varlıkları bulunuyor. Bunlardan belli başlı herkesin bildiği holdinglere dokunuldu. Ancak dokunulmayan doğrudan, ondan da fazla dolaylı, Batılılar, vatandaşımız, Azeri kardeşimiz üzerinden varlıkları devam ediyor. Bunlar iş dünyamızda, finans dünyamızda, sanayi dünyamızda etkin. En büyüğüne Gezi ardından dokunulacaktı, Küresel Elitler Financial Times vasıtasıyla dokunulmaz ilan etmişti. Ancak iş âlemi harici bir de doğal zenginlik ve tarım varlıkları var, hektarlarca mümbit arazileri var. Bunlar incelemeye alınabilir.

Ülkemizin çevresinde en yakın ilişkilerimiz olan akrabalarımız Kosova, Arnavutluk ve Azerbaycan, en kuvvetli İsrail destekçileri. Hatta bunlara Türk Devletleri Birliğinin en hararetli destekçisi Viktor Orban Macaristan’ını da katabiliriz. Balkanlara bakalım. Kosova, Sırbistan, Arnavutluk, Yunanistan birbirini yemeye hazır. Ama hepsi İsrail yanlısı. MOSSAD 50 senede bunları kendilerinin ya İslam’a ya da Sırplara karşı tek koruma olduğuna inandırmış. O zaman bizim Balkanlar ve Kafkaslardaki, yarın aleyhimize dönecek Siyonizm köklerini kurutma yönünde eylemlere bugünden başlamamız gerekiyor.

Hakan Fidan sık görüşmeler yapıyor. Bunlara devam edilerek Rusya, Çin, Orta Asya, Pakistan, Lübnan, Suriye’ye ziyaretler artırılmalı, mevcut Türk, Pak, Suudi, Mısır yaklaşımı, her tür İslam Birliği yaklaşımı artırılmalıdır. Ancak bazı sinir ucu ziyaretleri de yapılabilir. Örneğin alt düzey uzmanların Kuzey Kore ziyareti, büyükelçilerimiz ve MİT yetkilisinin önce Şeyh Hikmet, ardından Canbolat’ı ziyaretleri, TAEK ve Enerji Bakanlığı’ndan Pakistan’a bir ziyaret, Siyonistlerce ihlal edilen Hristiyan Kutsal mekânlarıyla ilgili Vatikan’la görüşme, Ürdün meliki ve Ürdün muhalefetiyle irtibat ve elbette barış adı altında Tahran ziyaretleri alarm zillerini çalar.

Sıcak savaşta taraf olmadan yarın sabah eşzamanlı başlatılabilecek bu faaliyetler İran’ı tek başına kurtarmaz ancak çok yönlü yararları olur:

– Bunlara dikkatimizi çekecek ABD ve küreselci çevrelere “eksen meksen kaymadı, iki jet yolunu şaşırmış, iki firma izinsiz hareket etmiş, büyütmeyin” ya da “içimizdeki bir bölüm şahinleri idare etmemiz lazım” cevaplarıyla geçiştirilebilecek olmasına karşın eylemler stratejik çevrelerde alarm zilleri çaldırır.

– Washington’da büyümekte olan Siyonizm karşıtlarının eline “delirdik mi, şimdi Türkiye’yi de mi karşımıza alıyoruz” silahı verir, MAGA’da tepkiyi artırır, Trump’a da şantajcı Netanyahu’ya karşı bir argüman sağlar.

– Savaşa girebileceğimiz, halkımızı bu İran savaşına da ardından başlatacaklarını açıkça ilan ettikleri Türkiye savaşına da hazırladığımız ilan edilmiş olur.

– Bunları yakından izleyen ve bizim ona güvenmediğimiz kadar o da bize güvenmeyen İran’la zor zaman dostluğu başlar ki Pakistan’ın, Libya’nın 1974’te bize uzattıkları eli hâlâ unutamıyoruz.

– Türkiye’de hem yandaş hem yoldaş basının, bazı unsurların mutlaka müdahale edecek olmasına rağmen desteklemek zorunda kalacakları milli birlik ruhu, 1974 ardından yeniden oluşur.

– Faaliyetler sadece güvenlik bürokrasisini değil, bütün kamu sektörünü, özel sektörü, STK’ları, siyasi partileri harekete geçirir, üretim artar, yaz tatili tembelliği planları rafa kalkar.

– Tatbikat tatbikattır. İran kaybederse sıra bize geleceğinden askeri, siyasi, iktisadi, toplumsal hazırlık daima yararlı olur.

Devletimiz deneyimlidir. Önceki devletimizin başkanlarına Kayser-i Rum, Hakan, Hadim ül Haremeyn ve Padişah diyorduk. Devletimiz Roma (2500 yıl), Türk (2250 yıl), İslam (1450 yıl), İran (2750 yıl) devlet geleneklerinin yeryüzünün merkezindeki bütünleşik devamıdır. Bu nedenle 29 harfli alfabetik bu paket, hükümet, MGK, Cumhurbaşkanlığı kurulları, akademisyenlerimiz, diplomatlarımız, şirketlerimiz yardımıyla 48 saatte eşzamanlı olarak 29 ayrı cephede harekete geçirilebilir.

Düşmana korku, dosta ferahlık verir.

Prof. Dr. Kutluk Özgüven

Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.

Mirat Haber – YouTube


© Mir'at Haber