KUR’AN’I NE KADAR CİDDİYE ALIYORUZ? |
KUR’AN’I NE KADAR CİDDİYE ALIYORUZ?
Kur’an’ı ciddiye alıp almama hem bireysel hem toplumsal düzeyde yüzleşmemiz gereken önemli bir sorunumuzdur. Zira Müslüman bir fert veya toplum olarak Kur’an’ın fizikî varlığına, güzel okunuşuna ve hat sanatına verdiğimiz değeri; gösterdiğimiz saygıyı ve önemi, maalesef onun muhtevasına, anlaşılmasına ve kurallarının hayatımıza yansıtılmasına gereği gibi göstermiyoruz, ya da gösteremiyoruz. Nitekim Mushaf’ı, belden aşağı tutmamaya azamî özen gösteriyor, onu en güzel kılıf içinde duvara asıyor veya evin en yüksek kısmına koyuyoruz, ama onun ilke ve kurallarını, hayatımıza yansıtmıyor/yansıtamıyor ya da hini hacette kullanılmak üzere yedekte tutuyoruz. Onu kutsuyoruz, ama onun bizden istediği ve talep ettiği değişim ve dönüşümü, bir türlü gerçekleştiremiyor veya sürekli erteliyoruz. Bu nedenle Kur’an’ın nazil olduğu dönemde olduğu gibi onun muhataplarını dönüştürme gücünden maalesef yeterince yararlanamıyoruz.
Günlük hayatımızda Kur’an’ı, cenazelerde okutturuyor, hatmetmeye gayret ediyor ve ezberletmek için olağan üstü çaba sarf ediyoruz, ama ahlak, adalet, emanet, kul hakkı, dürüstlük, liyakat, merhamet gibi Kur’an’ın temel ilkelerini, hayatımıza ve kararlarımıza yansıtamıyoruz. En azından Kur’an’ı yüzünden okumaya ve hafız yetiştirmeye verdiğimiz önem kadar, bu konulara önem vermiyoruz. Daha da kötüsü, Kur’an’a bütüncül değil, parçacı ve alansal yaklaşıyor ve onun muhtevasını elde etmede seçmeci davranıyoruz. Kur’an, bizi kendi doğrularına çağırdığı halde, biz kendi doğrularımızı ona onaylatmaya çalışıyor ve indî görüşlerimizi, düşüncelerimizi veya ideolojilerimizi meşrulaştırmak için onu bir delil olarak kullanıyoruz.
Oysa Kur’an’ın geliş amacı, bizim kendi doğrularımızı onaylamak değil, bizi kendi doğrularına çağırmaktır. Bu çağrıyı duymak için de ilk önce kendimizle samimi bir yüzleşme yapmamız; onu ciddiye........