“KIRIK CAMLAR TEORİSİ” YA DA KÜÇÜK GÜNAHLARI ÖNEMSEMEMEK
“KIRIK CAMLAR TEORİSİ” YA DA KÜÇÜK GÜNAHLARI ÖNEMSEMEMEK
1969 yılında Stanford Üniversitesi’nden psikolog Philip Zimbardo, insan davranışının çevresel ipuçlarıyla nasıl yönlendirildiğini göstermek amacıyla bugün “Kırık Camlar Teorisi”nin temeli sayılan çarpıcı bir deney gerçekleştirir. Bu deney kapsamında plakası olmayan ve kaputu aralık iki otomobil kullanılır. Bu araçlardan biri, suç oranı yüksek ve yoksul bir bölge olan Bronx’a; diğeri ise refah seviyesi yüksek, düzenli ve güvenli bir semt olan Palo Alto’ya bırakılır.
Sonuçlar ilk bakışta beklendiği gibidir. Bronx’taki aracın, henüz on dakika geçmeden parçalanmaya, yağmalanmaya ve tahrip edilmeye başlandığı; buna karşılık Palo Alto’daki aracın ise tam bir hafta boyunca kimsenin ilgisini çekmediği ve tek bir çizik dahi almadığı görülür. Ancak Zimbardo, deneyin en kritik aşamasında, Palo Alto’daki aracın camını bir çekiçle kırar. İşte asıl şaşırtıcı sonuçlar bu noktadan sonra ortaya çıkmaya başlar. Camın kırılmasından yalnızca birkaç saat sonra, o “nezih” semtin sakinleri dahi arabayı tamamen tahrip eder; araç ters çevrilir, parçalanır ve kullanılmaz hâle getirilir.
Bu deneyden elde edilen sonuçtan ise düzenin bozulmasının sadece fiziksel olmadığı, aynı zamanda psikolojik bir eşikle de ilgili olduğu, zira bu durumun topluma “kimse umursamıyor” mesajını verdiği, dolayısıyla da anarşiye davetiye çıkarttığı ve meşruiyet kazandırdığı anlaşılır.
Bu gözlemler, 1982 yılında kriminologlar James Q. Wilson ve George L. Kelling tarafından “Kırık Camlar Teorisi” adıyla teorik bir çerçeveye kavuşturulur. Bu teoriye göre bir binanın camı kırılır ve uzun süre onarılmazsa, bu durum çevreye “burada denetim yok” sinyali verir. Ardından başka camlar da kırılır, duvarlar yazılarla kirletilir, çöpler birikir. Küçük ihlallerin ve ihmallerin görmezden gelinmesi, zamanla büyük suçları davet eder. Suç oranı yükseldikçe mahalle sakinleri korkuya kapılır, kamusal alanlar terk edilir ve sokaklar suçun hâkimiyetine girer.
Bu teori yalnızca akademik bir tespit olarak kalmamış, 1990’lı yıllarda New York’ta pratikte uygulanmıştır. Bu pratiğin tartışmalı yönleri olsa da bir fikir vermesi açısından dikkate değer bir örnektir. Dönemin Emniyet Müdürü William Bratton ve Belediye Başkanı Rudolph Giuliani, kamuoyunun beklentisinin aksine büyük suçlara değil, küçük düzensizliklere odaklanmayı tercih etmiştir. Metrolardaki grafitiler her gece boyatılmış, camlardaki en küçük çizik bile onarılmış, biletsiz yolculuk yapanlar dahi titizlikle takip edilmiştir. Verilmek istenen mesaj açıktır: “Bu alan sahipsiz değil.”
Her ne kadar bu uygulamanın sosyo-ekonomik faktörler, demografik dönüşümler ve polis politikaları bağlamında ele alınması gerektiğini savunan eleştiriler mevcut olsa da uygulamanın pratikte bazı olumlu sonuçlar doğurduğu da gözlemlenmiştir. Özellikle biletsiz yakalanan kişilerin önemli bir kısmının ruhsatsız silah taşıdığı ya da farklı suçlardan arandığının ortaya çıkması, küçük ihlallerin ciddiyetle ele alınmasının büyük suçları da dolaylı olarak azalttığını göstermiştir.
Bu teoriyi okuduğumda, ister istemez Peygamberimizin Veda Hutbesinde dile getirdiği şu uyarı aklıma geldi: “Şeytan, bu topraklarınızda kendisine tapılmasından artık ümidini kesmiştir; fakat sizin küçük gördüğünüz işlerde ona uymanızdan memnun olur. Dininizi korumak için bunlardan sakınınız.”
Bu hadis, kırık........
