İMAN, EMÎN/GÜVENİLİR İNSAN OLMAKTIR

İMAN, EMÎN/GÜVENİLİR İNSAN OLMAKTIR

İMAN: güvenmektir, kime? Allah’a. Nasıl? Gök kubbenin üzerimize düşmeyeceğinden, güneşin her sabah doğacağından, her bir nefes alış verişimizde havanın varlığından emin/güven içinde yaşıyoruz. İşte bu kozmik yasayı koyan Allah’a güveniyoruz. Ve güvendiğimiz yüce Yaratıcıya iman ediyoruz. Biz de bu iman ile güvenilen insan olmaya yemin ediyoruz. Çünkü bir ismi MÜ’MİN OLAN ALLAH, BİZE DE MÜ’MİN/GÜVENİLEN İNSAN DEMİŞ… Kendi ismiyle bizi de isimlendirmiş. Teşekkürler Allah’ım…

Doğuştan fıtrî dindar olan insanın,(Buharî,2/100,hn.1385) bilinçli dindar olması için akıl ve vahiy lütfedilmiştir. İnsanın yapısı doğuştan dindardır ama bu Allah’ın onayladığı, memnun olduğu, bilinçli ve eylemli bir dindarlık değildir. Kitabı ve Rasûlullahı gönderiyor ki, imanı aklımızla anlayarak, kalbimizle/vicdanımızla duygu, heyecan ve hareket katarak eyleme, amele, amel-i salihe ve de bilince dönüştürmemizi istiyor. Bu hayatta Allah, bilmemeyi, farketmemeyi asla mazeret olarak kabul etmemektedir.(İsra,17/36) İmanın, akıldan kalbe/vicdana, kalpten ele, eyleme, iradeye inmesi, insanî ve fiilî bir duadır. İşte temsil ve tebliğ de budur zaten. Direkt dile düşen iman; imandan öte sadece bir inançtır, söylemdir, övünçtür, avuntudur, “LÂ İLAHE İLLALLAH” kelime-i tevhidini bilinçsizce seslendirmedir.

Din hayatın olağan akışı dışına, ilkeler ve değerler dışına........

© Mir'at Haber