Mü’min ve onun imanı ile ilgili derdi olan insanlar olarak her şeyden önce ‘Allah’a iman’ ve o imanın hakkını vermek gibi bir gayretimizin olacağı açıktır. Her şey Allah’a iman ve o imanın uzantıları ile başlıyor. İman gerçekleşmeden ikinci bir kelimenin sözlüğümüzde anlamı yoktur. İlk Peygamber Âdem aleyhisselamdan itibaren bütün peygamberlerin çalışması istisnasız böyle başlamıştır. Her bir peygamberin çalışma takviminde Allah’a iman edilmesini sağlamak olmuştur. Başarı veya hüsran da buna göre belirlenmiştir.

Peygamber aleyhisselam efendimizin de çalışması farklı olmamıştır. Bir yandan onun yirmi üç yıllık nübüvvet dönemini adım adım izlerken bu gerçeği tespit ediyoruz, diğer yandan da kitabımız Kur’an, herkesin çok rahat anlayabileceği bir dille Allah’a imanın ilk ve ertelenemez şart olduğunu anlatıyor. Taviz verilemez, ertelenemez, değiştirilemez bir şart olarak bunu neredeyse her surede izlemek mümkündür: Önce iman ve o imanın içini doldurmak! Hatta diyebiliriz ki, insanın yeryüzünde var olma nedeninin de kısaca özetlenmiş ifadesidir bu.

Bu kadar açık bir hakikati uzatarak daha da açık duruma getirmenin anlamı yoktur. Din budur zaten. Dindarlık da böyledir.

Bugün yeryüzünde son peygambere iman eden ümmeti olarak bizim de bulunuş gayemiz, çalışma takvimimiz elbette Allah’a iman ve o imanın tecellisi olacak işlerdir. Ne önceki ümmetlerden bizim bir farkımız vardır ne de Peygamber aleyhisselam efendimizin önceki peygamberlerden bu anlamda bir farkı vardır. Aynı insan, aynı iman vardır dünyada. Hakikat budur, gerçek böyledir.

Bir başka hakikat daha vardır ki, bugün o hakikati ‘bizim gerçeğimiz’ niteliğinde kabullenmemizi gerektirmektedir. O hakikat de şudur: İlk şart olan imanı, mü’min olmanın içini dolduracak ikinci ve üçüncü başlıklar izlemektedir. İmanı izleyen pek çok görev mü’minin iman ehli olmasının tabii sonuçları olarak önünde durmaktadır. Kitabımızın ‘iman ettik demekle salınacağını mı zanneder insanlar?’ şeklindeki sorusu da bu hakikati tespit etmektedir. Bizden önceki ümmetler için de durum böyle idi şüphesiz. Onlarla paylaştığımız bu hakikatin bizimle onlar arasındaki farkı ise şudur: Her ümmet, imandan sonraki görevlerini, yaşadığı zamanın getirdiği sorunlar arasında bulur. Her ümmet kendi önüne konan listedeki işleri gerçekleştirmekle mükelleftir. Öncekilerin ve sonrakilerin listesi o ümmeti ilgilendirmez. Listede iman ilk sıradadır. İmandan sonra da o ümmetin yaşadığı zamanın imtihanları üzerinden Allah Teâlâ’nın murat ettiği ne ise o murada uygun olarak mü’minler imtihan kazanır veya kazanamaz.

Bugün biz ateşe tapınmak, put yontmak, insanları bariz bir beyanla tanrı ilan etmek gibi bir imtihan çeşidi görmüyoruz. Önceleri bunlar vardı. Bunlarla imtihan olunan nesiller de vardı. Bugün ise bunlar yaygın anlamda yoktur. Bunların yerini ise yaşadığımız çağın yoğun gündemini oluşturan yeni fitneler/imtihan konuları almıştır. Putperestliği, taştan veya ağaçtan yontulmuş nesnelere tapınmak olarak anlamak yerine matbaada basılmış kâğıt paralara tapınma olarak anlasak, bu ümmetin imtihanı olan mal imtihanını kavramış oluruz. Kitabımızın ‘hahamlarını ve papazlarını rabler edindiler’ ayetini okurken, elinde rab belgesi bulunan ya da referandum sonucu rab olduğu tescil edilmiş kişiler aramak yerine bir kâğıt parçası olan diplomayı ilahlaştıran idraki kavramış olsa idik, ilimle ilmi sömürmek arasındaki farkı da kavramış olurduk. Bizim ümmetimiz, hangi zamanın ümmeti ise imtihanı da o zamanın şartlarına göredir. Putlar, bu zamana göredir. Cinayetler, bu zamanın silahları iledir. Kız çocukları da bugünün teknolojisi ve sosyoloji ile diri diri gömülmektedir. Bunu anlayabilmek, bütün zamanların ve mekânların Allah’ı olan Allah’ın dini İslam’ı anlamaktır.

Çocuklarımızı mü’min insanlar olarak yetiştirmekle görevlendirilmiş muallimler, kıyamete kadar önce Allah’a imandan başlayacaklardır. Bu değişmez bir kuraldır. İmandan sonra elbette imanın içini dolduracak olan namaz gibi görevler gelecektir. Daha sonra ise neyin geleceğini, hayal âleminde yaşayanlar değil bu âlemde yaşayanlar belirlemelidir. Kadın erkek telakkisinin alabora edildiği bir dünyada yaşıyoruz. Herkesin her şeyi bildiğini vehmettiği bir bilgi kirliliği ortamındayız. Kur’an ayetleri ve hadis metinlerinin, mü’min olduğunu beyan edenlerin bile dilinde sıradanlaşabildiği bir zamandayız. Ashab-ı kiramın bizden farksız durumda olduğunu zanneden cühelanın ortasında kaldık. Siyaset dinin dışına itildi. Ticaret, haram ve helal çizgilerinden koparıldı. Bid’atler yer yer Sünnet’ten güçlü kılındı. Ve biz bugünün gidişatından sorumlu mü’minler olarak dirileceğiz. Dirilecek ve hesap vereceğiz. İmanı, Kitab’ı, Ümmet’i ne yaptığımızı izah etmek durumunda olacağız.

Bu zamanda,

Bu şartlarda,

Bunca fitne fesat ortasında,

Nureddin Yıldız

QOSHE - Önce Ne? - Nureddin Yildiz
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Önce Ne?

1 0 0
27.11.2022

Mü’min ve onun imanı ile ilgili derdi olan insanlar olarak her şeyden önce ‘Allah’a iman’ ve o imanın hakkını vermek gibi bir gayretimizin olacağı açıktır. Her şey Allah’a iman ve o imanın uzantıları ile başlıyor. İman gerçekleşmeden ikinci bir kelimenin sözlüğümüzde anlamı yoktur. İlk Peygamber Âdem aleyhisselamdan itibaren bütün peygamberlerin çalışması istisnasız böyle başlamıştır. Her bir peygamberin çalışma takviminde Allah’a iman edilmesini sağlamak olmuştur. Başarı veya hüsran da buna göre belirlenmiştir.

Peygamber aleyhisselam efendimizin de çalışması farklı olmamıştır. Bir yandan onun yirmi üç yıllık nübüvvet dönemini adım adım izlerken bu gerçeği tespit ediyoruz, diğer yandan da kitabımız Kur’an, herkesin çok rahat anlayabileceği bir dille Allah’a imanın ilk ve ertelenemez şart olduğunu anlatıyor. Taviz verilemez, ertelenemez, değiştirilemez bir şart olarak bunu neredeyse her surede izlemek mümkündür: Önce iman ve o imanın içini doldurmak! Hatta diyebiliriz ki, insanın yeryüzünde var olma nedeninin de kısaca özetlenmiş ifadesidir bu.

Bu kadar açık bir hakikati uzatarak daha da açık duruma getirmenin anlamı yoktur. Din budur zaten. Dindarlık da böyledir.

Bugün yeryüzünde son peygambere iman eden ümmeti olarak bizim de bulunuş gayemiz, çalışma takvimimiz elbette Allah’a iman ve o imanın tecellisi olacak işlerdir. Ne önceki ümmetlerden bizim bir farkımız vardır ne de Peygamber aleyhisselam efendimizin önceki peygamberlerden bu anlamda bir farkı vardır. Aynı insan, aynı iman vardır dünyada. Hakikat budur, gerçek böyledir.

Bir başka hakikat daha vardır ki, bugün........

© Mir'at Haber


Get it on Google Play