YÜZEN GEMİLERDEN DERS ALMAK
YÜZEN GEMİLERDEN DERS ALMAK
İrfâni yönden düşündüğümüzde “gemi” selâmette/güvende/esenlikte/kurtuluşta olmanın bir remzidir. Örneğin bir hadiste Hz. Peygamber: “Benim Ehlibeytim Nuh’un gemisi gibidir. Ona binen kurtulur, binemeyenler de helak olur” demiştir. Bu hadiste görüldüğü gibi Ehl-i Beyt’e sevgi, saygı, hürmet, muhabbet ve bağlılık güvende oluşun yâni gemide oluşun bir teminatı olarak gösterilmektedir. Aslında her peygamber ve bu peygamberlerin mânevî mirasından nasiplenmiş her olgun/kâmil insân da kendi zamanının gemisidir. Necmeddîn-i Kübra (1145/1221) gibi bazı mutasavvıflar, gemiyi “şeriat”, denizi “tarikat”, inciyi de “hakîkat” olarak yorumlamış sonrasında da “kim inci elde etmek isterse gemiye biner, denize açılır ve onu elde eder” demişlerdir. Anlaşılıyor ki gemi, kâmil insâna işâret ettiği gibi bu insânın oluşturduğu mânevî/rûhânî zemine/ilme/zevke/meşrebe de karşılık gelmektedir.
Bir peygamber için en büyük ıstırap gönderildiği toplum tarafından anlaşılmaması ve getirdiklerinin yalanlanıp kabul görmemesidir. Aslında bu, bütün peygamberlerin yaşadığı ortak bir kaderdir. Cemâli celâl ile parlatmayı, nûr’u nâr ile tutuşturmayı ezelî hikmetinin bir takdiri olarak âleme sünnet olarak koymuş olan Allah, her zaman diliminde zıtlıkların oluşturduğu bir uyumu mutlaka ortaya çıkarmıştır. Hz. Mûsâ’nın karşısında Firavun’un, Hz. İbrâhim’in karşısında Nemrud’un, Hz. İsâ’nın karşısında İskaryot’un[1] ve Hz.........
