menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İDEAL HAFIZLIK ÜZERİNE

4 0
28.02.2026

Hz. Peygamber hafızlığı teşvik etmiş ve hafız yetiştiren kurumlar oluşturmuştur. Bu kurumların başına da hafız sahabileri yerleştirmek suretiyle eğitim ve öğretimde çok büyük mesafeler almıştır.

Kur’an-ı Kerim’in kendisine nazil olduğu Hz. Peygamber (s.a.v.) de hafızdır. Ona hıfzını Allah Teâlâ yaptırmıştır. Şu ayet-i kerime Resulullah’ın hafızlığına delalet etmektedir: “(Gelen vahiyleri ezberlemek için) dilini acele acele hareket ettirme/ezberlemeye çalışma. Kur’an’ı (Senin hıfzında) toplamak ve dosdoğru okumak bize aittir. Biz O’nu okuduğumuzda, Sen de hemen o okuyuşu takip et. O’nu açıklamak da Bize aittir.[1]” Allah Resulü, hem ezberlediklerini ilahi kontrolden geçirmek, hem de pekiştirmek ve vahyi korumak amacıyla hıfzını her Ramazan’da Cebrail’e arz etmiştir.[2] Vefat edeceği sene ise Hz. Peygamber (s.a.v.), Kur’an’ın tamamını iki defa arz etmiştir.[3] Cebrail’e Resulullah’ın Kur’an okuması bugün camilerimizde “mukabele okuma” şeklinde örf haline gelmiştir. Resulullah döneminde başlayan bu uygulama ile diğer ilahi kitapların başına gelenlerin Kur’an’ın başına gelmemesi; her türlü tahriften ve tebdilden korunması için çaba sarf edilmiştir.

Hz. Peygamber (s.a.v.) Kur’an’ın tamamını veya içerisinden bazı ayet ve sureleri ezberlemeyi tavsiye etmiş ve şu uyarıyı yapmıştır: “Gönlünde/hafızasında Kur’an’dan herhangi bir ezberi olmayan kimsenin kalbi harabeye dönmüş ev gibidir.[4]” Baştan sona Kur’an-ı Kerim’i ezberleyenler için ise şu önemli müjdeyi vermiştir: “Kur’an-ı Kerim’i hıfzından okuyan çok değerli meleklerle beraberdir.[5]” Bu ve benzeri açıklamalarıyla Hz. Peygamber (s.a.v.), Kur’an-ı Kerim’i hıfz eden kimselerin, ezberledikleri ayetler kadar risalet misyonunu zihinlerinde topladıklarını belirtmiştir.[6] Bu yönlendirmeden nasibini alan sahabe, ellerinden geldikleri kadar sure ezberlemeye çalışmışlardır. Hatta Bakara ve Âl-i İmran surelerini ezbere bilen (muhtevaya da hâkim olan) kimseler sahabe arasında çok büyük ve değerli kimseler olarak kabul edilmiştir.[7] Ezberi ve hafızlığı mü’minler arasında yaygınlaştırmak için Hz. Peygamber (s.a.v.), en çok ezber bilenleri imamet görevine layık görmüş ve şu ölçüyü koymuştur: “Üç kişi bir araya geldiğinde Kur’an’dan en çok ezberi olan onlara imam olsun.[8]” Sadece imamlık değil, siyasi atamaları da Hz. Peygamber (s.a.v.) insanların Kur’an bilgilerinin ve ezberlerinin çokluğuna göre yapmıştır. Rivayete göre, Osman b. Ebi’l-As kafilesiyle beraber Resulullah’ın yanına gelmiştir. Peygamber Efendimiz içlerinden birini gelen kabileye reis atamak için Kur’an-ı Kerim’i ezberlerine göre imtihandan geçirmiştir. İmtihan sonunda Hz. Peygamber, en gençleri olmasına rağmen Bakara Suresini ezbere bildiği için (diğerleri okuyamamışlar) Osman b. Ebi’l-As’ı başkan olarak atamıştır.[9]

Hz. Muhammed(s.a.v.), ezberi ve hafızlığı yaygın hale getirmek için ezbere sure ve ayet bilen kimselerin bildikleri vahiyleri evlenecekleri kadınlara öğretmelerini mehir yerine saymıştır. Bu durum özellikle evlenmek isteyip de maddi imkânı olmayan kişilere mahsustur. Mesela adam evleneceği kadına talip olmuş, Resulullah (s.a.v.) “ona verecek maddi şeylerin (para, altın, gümüş, akar vb.) var mı?”, diye sormuş ve adam da yok deyince, Hz. Peygamber “Bildiğin sureleri öğretmen karşılığında onu sana nikâhladım.[10]” buyurmuştur.

Kur’an-ı Kerim’i çok ezberleyip muhtevasına da hâkim olan kimseleri Resulullah hayatın her alanında öncelemiştir. Bu sünneti ihya etmeden Müslümanların dirilmeleri, kendi ülkelerinde siyaseti meşru zemine oturtmaları ve dünya sistemiyle hesaplaşmaları mümkün değildir. Ümmetine hayatın bütün boyutlarında örnek olan Hz. Muhammed(s.a.v.), şehidleri Uhud’da toprağa verirken bile çok Kur’an ezberlemeyi ve muhtevayı bilmeyi Allah’a vuslatta öncelik nedeni saymıştır. Bu durum Hadis kaynaklarında şöyle rivayet edilmiştir: “Uhud gününde şehitler mezara iki veya üçer kişi halinde defnediliyorlardı. Hz. Peygamber (s.a.v.) cenaze namazlarını kıldıktan sonra en çok Kur’an bilen hangisi ise önce onu kabre koyuyordu.[11]” Ahirette şehitlere nasıl şefaat etme hakkı verilecekse, Hz. Peygamber(s.a.v.) hafızlara da şefaat hakkının verileceğini bildirmiştir. Bu bildiri birçok Müslümanı hafızlık konusunda motive etmiştir: “Kim Kur’an-ı Kerim’i okur ve ezberlerse Allah Teâlâ, onu cennetine kor ve akrabalarından on kişiye şefaat hakkı verir.[12]” Böyle önemli bir makamı zayi etmemek ve hıfzını unutmamak için hafızların sürekli çalışmaları gerektiğini söyleyen Resulullah (s.a.v.), hafızlıkla ilgili şöyle bir benzetme yapmıştır: “Kur’an’ı ezberleyen kimsenin durumu, devesini bağlayan kimsenin haline benzer. Ona sahip çıkarsa tutar, serbest bırakırsa kaçar gider.[13]” “Hatta devenin bağından boşanıp gitmesinden hafızadakiler daha hızlı geçip gider.[14]” uyarısını yaparak hafızların Kur’an’la hemhâl olmalarını istemiştir. Hafızların ezberledikleri ayetleri “unuttum” demelerini bile iradi bir eylem kabul eden Peygamber efendimiz bizlere ahlak dersi vermiştir. “Unuttum” demeyi Kur’an’a saygısızlık kabul etmiştir. “Hiçbiriniz şu ayeti unuttum demesin. Bilakis o unutturuldu[15]” desin ki Allah kelamına hürmetsizlik yapılmasın. Bu hürmetsizliğe ahirette ceza verileceğini ise şu sözleriyle açıklamıştır:  “Bir kimse Kur’an’ı okur sonra da unutursa kıyamet gününde Allah Teâlâ’nın huzuruna elleri çolak vaziyette gelecektir.[16]” Hıfzı unutmanın büyük günah olduğuna işaret eden Resulullah, konuyla ilgili şu açıklamayı yapmıştır: “Ümmetimin günahları bana gösterildi. Kur’an’dan sureleri ve ayetleri ezberledikten sonra onları unutandan daha büyük günah sahibi görmedim.[17]”

Kıyamet gününde “Keramet tacının takılıp çok değerli elbiselerin giydirileceği ve hepsinden önemlisi Allah’ın (c.c.) kendilerinden razı olacağı hafızlar[18]” da Kur’an’la münasebetlerini sadece ezberden ibaret görmesinler. “Kur’an-ı Kerim’i, deri bir mahfazanın içerisine koyup ateşe atsan, ateş onu yakmaz.[19]” veya “Kur’an’ı ezberleyen kalbe Allah Teâlâ azap etmez.[20]” şeklindeki rivayetler onları aldatmasın. Bu rivayetlere güvenerek hafızlar hatalı davranışları müsamaha ile karşılarlar; gıybet dâhil her türlü günahı işlerlerlerse, bu İblisin onları aldatmasından başka bir şey değildir.[21] İdeal hafızlığın şeklini Hz. Peygamber (s.a.v.) şu hadislerinde çizmiştir: “Kim Kur’an’ı okur ve ezberler, helalini helal, haramını haram sayarak amel de ederse Allah (c.c.) onu cennetine girdirir…[22]” Hz. Muhammed’in (s.a.v.), üzerinde önemle durduğu gibi yaşamak, ayetlerin anlam alanına göre hayata mana vermek önemlidir. Kur’an’ı ezberleyip sonra da unutan, Vahye göre bir dünya kurma sevdası taşımayan, hükümleriyle amel etmeyen; Hz. Ali, Abdullah b. Mesud, Zeyd b. Sabit, Ubey b. Ka’b, Muaz b. Cebel, Mus’ab b. Umeyr ve Salim b. Ma’kel gibi bir ruh taşımayan, ezberledikleri Kur’an’ın hayata hâkim olması için mücadele vermeyen, hurafelere savaş açmayan, verili şirk durumuna teslim olan, hafızlığı ranta çeviren sözde hafızların yukarda belirtilen müjdelerden nasip dar olması mümkün değildir.

Hz. Peygamberin teşvikleri sayesinde birçok hafız yetişmiştir. Tüm hafızlara iman, ibadet, ahlak, ilim, ihlas, vera, takva, siyaset, cihad, cömertlik, nezaket vb. konularda örnek olacak hafız sahabilerin bir kısmı şunlardır. Bunları seçip saymamızın amacı onları bireysel özellikleriyle iyi tanıyıp model almak içindir. Bunlar: Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali, Talha b. Ubeydullah, Sa’d b. Ebi Vakkas, Abdullah b. Mesud, Huzeyfe b. Yeman, Salim b. Ma’kel, Abdullah b. Ömer, Abdullah b. Zübeyr, Abdullah b. Amr, Abdullah b. Abbas, Ebu Hureyre, Abdullah b. Saib, Ubey b. Ka’b, Zeyd b. Sabit, Muaz b. Cebel, Ebu’d-Derda, Sa’d b. Ubade, Ebu Eyyub el-Ensari, Ubade b. Samit ve Temim ed-Dari’dir (radiyallahu anhum).

Ayrıca, Daru’l-Hâfız mektebini Ashab-ı Suffe içerisinde Hz. Peygamber oluşturmuştur. Okuyup öğrendiğimize göre bu hafızlar/kurra, hem Arap diline hâkim olmuşlar hem de tefsir, hadis başta olmak üzere diğer Kur’an ilimlerinde iyi yetiştirilmişlerdir. Resulullah(s.a.v.), İslâm’ın dünyaya tebliğ edilip hakikatlerinin duyurulmasında onlardan faydalanmıştır. İçlerinden çok büyük âlimler yetişmiş ve kendileri de âlimler yetiştirmiştir. Hz. Peygamber’in uygulamaları esas alınarak günümüz hafızlık kurumları yeniden ıslah edilmelidir. İçerisinde başta Arapça olmak üzere diğer alet ilimleri de okutulmalıdır. Cahiliye şiiri Kur’an’ın divanı olması münasebetiyle yeteri kadar ezberletilmeli ve belagat dersi kavratılmalıdır. Tefsir, Hadis, Fıkıh, Kelâm ilimlerinin usulleri iyi verilmelidir. Usulden sonra bu ilimlerle ilgili ders halkaları kurulmalıdır. Ahlak ilmi öğrencilere özümsetilmelidir. Mantık ilmi mutlaka okutulup hafızların tefekkür kabiliyetleri geliştirilmelidir. Ayrıca davet-tebliğ, hitabet ve diksiyon dersleri verilmelidir. İslâm’ın Kur’an ve sünnet merkezli fakirliğe çözüm projeleri öğretilip çok üst düzey siyaset fıkhı öğrenmelerine gayret edilmelidir. Yeni bir proje ve uygulamayla hem hafızlarımızın güven sorunu ortadan kaldırılır hem de hafızlığın manevi sevabından gereği gibi istifade edilmiş olunur.

[2] Ahmed, Müsned, c.VI, s.282;Buhari, 30, Savm, 7, c.II, s.228; Müslim, 43, Fedail, 12, h.no23008, c.II, s.1803.

[3] Buhari, 66, Fedail, 7, c.VI, s.101; Müslim, 44, Fedailu’s-Sahabe, 15, h.no: 2450, c.II, s.1905.

[4] Ahmed, Müsned (tah: Muhammed Şakir), h.no: 1947,  c.III, s.290.

[5] Buhari, 65, Tefsir, 80, c.VI, s.80.

[6] Bak: Muhasibi, elAkl Fehmu’l-Kur’an, s.290-1.

[7] Tahavi, Müşkilu’l-Âsâr, h.no: 3492, c.IV, s.165.

[8] Nesai, Ezan, h.no: 8, c.II, s.10; Ebu Davud, 2, Salat, 61, h.no: 61, c.I, s.582; Şibli, Mevlana, Büyük İslam Tarihi Asrı Saadet (Ter: Ömer Rıza Doğrul), Eser matb., İstanbul, 1977, c.I, s.466.

[9] Tirmizi, Sünen, c.V, s.156; Heysemi, Zevaid, c.III, s.74.

[10] Malik, 28, Nikah, 3, c.I, s.926; Buhari, 40, Vekale, 9, c.III, s.926; Ebu Davud, 6, Nikah, 31, h.no: 2111, c.II, s.586.

[11] Abdurrezzak, Musannef, h.no: 6356-6379, c.III, s.469, 471.

[12] İbni Mace, Mukaddime, 16, h.no: 216, c.I, s.78.

[13] Malik, 4, Kur’an, 15, c.I, s.202; İbni Ebi Şeybe, Musannef, Salat-ı Tatavvu, c.II, s.383.

[14] Müslim, 6, Salatu’l-Musafir, 33, h.no: 791, c.I, s.545.

[15] Abdurrezzak, Musannef, h.no: 5969, c.III, s.359-60; Ahmed, Müsned (tah: Muhammed Şakir), h.no: 3620,  c.V, s.220.

[16] Ebu Davud, 2, Salat, 356, h.no: 1474, c.II, s.158.

[17] Ebu Davud, 2, Salat, 16 h.no: 461; c.I, s.316.

[18] Tirmizi, 18, Fedailu’l-Kur’an, 2915, c.V, s.178.

[19] Ahmed, Müsned (tah: Muhammed Şakir), h.no: 17424,  c.VI, s.142.

[20] Darimi, Sünen, Fedailu’l-Kur’an, c.I, s.828.

[21] İbni Cevzi, Cemaleddin Ebu’l-Ferec Abdurrahman, Teblisu İblis, Beyrut, 1989, s.102.

[22] Tirmizi, 13, Fedailu’l-Kur’an, 2905, c.V, s.171.

Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.

Mirat Haber – YouTube


© Mir'at Haber