KÜRTLER VE İSLAM DÜNYASINDAKİ YERİ
KÜRTLER VE İSLAM DÜNYASINDAKİ YERİ Ortadoğu’nun kadim halklarından biri olan Kürtler, beş bin yıldır Mezopotamya topraklarında yaşamaktadır. Tarih boyunca birçok devlet, hanedanlık ve mirlik kuran bu kadim halk, Araplarla birlikte İslam’la şereflenen ilk milletlerden olmuş; sahâbe ve tâbiînden fertler çıkarmış, sayısız âlim, ulema ve bilim adamı yetiştirmiştir. Ne var ki bir asırdan beri İngilizlerin oyunlarıyla çevre ülkeler tarafından yok edilmeye, asimile edilmeye ve en meşru hakları gasp edilerek inkâra maruz bırakılmışlardır. Halkı Müslüman olan bu coğrafyada, bölge insanının ne inancına ne sosyolojisine ne de kültürüne uyan, tamamen yapay rejimler ve sınırlar oluşturulmuştur. BAAS, Kemalizm, Şahlık ve son olarak İran rejimi gibi yapay yapılanmalarla bölge halkları birbirine düşman edilmiştir.
Batılılar, Arap, Fars ve Türklere devlet kurdururken Kürt halkını yapay sınırlarla dört ayrı devletin içine bölüp yerleştirmişlerdir. Bunun ardında yatan hesap açıktır: Ne zaman bu ülkelerden biri Batı’ya itaatsizlik etse, orada yaşayan Kürtler üzerinden baskı kurarak onları hizaya getirmek ve ekonomilerini çökertmek. Kürtler, köklü bir millet olmalarına rağmen bu devletler tarafından ya görmezden gelinmiş ya da inkâr edilmiştir. Oysa Kürt halkı, İslam’dan önce de sonra da nice devletler kurmuş, kendine özgü dili, tarihi ve kimliği olan bir halktır. Türk dili Altay-Ural dil grubuna, Arap dili Sâmî dil grubuna aitken Kürt dili, Hint-Avrupa dil grubuna mensup altı ana lehçeden oluşan zengin bir dildir. Göçebe değil, bu toprakların kadim ve yerleşik halkıdır.
Kürtlerin İslam’la şereflendikten sonra kurdukları bağımsız devletler, bu topraklardaki varlıklarının tesadüf olmadığını göstermektedir. Revvâdîler (949-1071, Azerbaycan’ın kuzeybatısında) 120 yıl, Şeddâdîler (951-1199, Gence ve Ani çevresinde) 248 yıl, Hasanveyhiler (959-1015, İran’ın Şehrizor, Dinaver, Hamedan, Nihavend ve Ahvaz bölgelerinde) 56 yıl, Mervânîler (990-1100, Diyarbakır ve çevresinde) 110 yıl, Annâzîler (991-1117, İran-Irak sınırında) 126 yıl, Hazâresbîler (1148-1424, İran-Luristan bölgesinde) 276 yıl ve Eyyûbîler (1171-1260, Mısır’da) 90 yıl hüküm sürmüşlerdir.
Bunların yanında yüzyıllar boyu varlığını sürdüren hanedanlıklar da kurmuşlardır: Erdelan Beyliği (1169-1867, Senendec merkezli) yaklaşık 698 yıl, Bitlis Emirliği (1182-1849) yaklaşık 667 yıl, Cizre Botan Emirliği (1330-1855) yaklaşık 525 yıl ayakta kalmıştır. Tarihte sahâbe ve tâbiînden Kürtler de vardır. Câbbân el-Kürdî, Peygamber Efendimizin sahâbîsidir; oğlu Meymûn el-Kürdî ise tâbiînden olup babasından hadis rivayet etmiştir. Bu millet, devlet adamları, âlimler ve bilim insanları konusunda da son derece bereketli olmuştur.
Selâhaddîn-i Eyyûbî, Kudüs fatihi olarak tarihe altın harflerle yazılmıştır. Çok yönlü ilim adamları ve filozoflar yetiştirmiştir Kürtler. El-Cezerî (1136-1206), sibernetiğin kurucusu kabul edilen dâhi bir mühendistir. Cizre’de doğan bu büyük âlim, “El-Câmiu Beyne’l-İlm ve’l-Amel’in-Nâfi fî Sınâ’ati’l-Hiyel” adlı eserinde elliden fazla mekanik cihazın tasarımını ayrıntılarıyla anlatmış, modern mühendisliğin temellerini atmıştır. Dîneverî (828-896), astronomiden botaniğe, metalurjiden coğrafyaya, matematikten tarihe kadar pek çok alanda eser vermiş bir polimattır. Şihâbeddin Sühreverdî (1155-1191), İşrâkīlik felsefesinin kurucusu, büyük bir İslam filozofudur. Ebü’l-Fidâ (1273-1331), Eyyûbî hanedanına mensup bir emir olmasının yanında ünlü bir tarihçi ve coğrafyacıdır. İbn Hallikân (1211-1282), “Vefeyâtü’l-A’yân” adlı meşhur biyografi ansiklopedisinin yazarıdır. Mevlânâ Hâlid-i Şehrezûrî (1779-1827), Nakşibendîliğin Hâlidîye kolunun kurucusu olup Süleymaniye’den tüm İslam dünyasına yayılan bir etki bırakmıştır. Seyyid Tâhâ-yı Hakkârî (ö. 1853) onun en önde gelen halifelerindendir.
Kürt edebiyatının ölümsüz isimleri de bu topraklarda yetişmiştir. Melayê Cizîrî (1570-1640), klasik Kürt edebiyatının en büyük şairi ve mutasavvıfıdır. Feqiyê Teyran (1590-1660), masal ve destanlarıyla ün salmıştır. Ehmedê Xanî (1650-1707), Kürt edebiyatının en büyük klasik şairi ve düşünürüdür. Melayê Batê (1417-1491) ise ilk Kürtçe mevlidin yazarıdır.
Yakın tarihte ise Molla Halil es-Si‘irdî, Said Nursî, Molla Sadreddin Yüksel, Said Ramazan el-Bûtî gibi daha nice âlim bu milletten yetişmiştir. Saymakla bitmeyecek diğer isimleri zikretmeye burada yerimiz yetmez.
Tüm bu kadim varlığına rağmen Kürt halkının üzerinde kurulan rejimler, onu dönüştürmek, değiştirmek ve kendilerine itaat eden nesiller yetiştirmek için eğitimi, sinemayı, tiyatroyu ve özel okulları birer araç olarak kullanmışlardır.
Ancak Kürt halkı, bütün bu dayatmalara rağmen, sisteme inat yaşattığı medreseleriyle İslam’ı ayakta tutmuştur. Üzerinden buldozer gibi geçen rejimlere rağmen imanını muhafaza etmiştir. Fakat en büyük darbeyi sekülerlerden değil, İslamcı geçinen yazar ve aydınlardan almıştır. Bir dönem bunlar bile yapıldı. Klasik İslamî eserler tercüme edilirken Kürt ve Kürdistan kelimelerinin üzeri karartılmış, yerlerine Türk, Arap veya Fars isimleri konulmuş, ünlü Kürtlerin kökenleri muğlaklaştırılmıştı. Hâlâ da bazı yazarlar -içlerinde akademisyenlerin de bulunduğu bir grup- Said Nursî, Selahaddin-i Eyyûbî gibi kişilikleri Arap kökenli veya Türk kökenli göstermektedirler.
Bugün hâlâ, ümmet aşkıyla yanıp tutuşan, ağzından ümmet kelimesini düşürmeyen nice yazar, aydın ve hoca, Kürt ve Kürdistan kelimelerini duyunca cin çarpmışa dönmektedir. Her konuda ümmet diyenler, İslam’ın seçkin ve mümtaz halkı Kürtlere karşı derin bir düşmanlık beslemektedir. Mesele Kürtler olunca resmî ideolojinin safında bitiverirler. En hararetli Kemalizm karşıtları, Kürt meselesi söz konusu olduğunda Kemalizm’in en katı yöntemlerini uygulamaktan çekinmezler. Son zamanlarda medyatikleşen, sarıklı cüppeli, kendini ehl-i sünnet savunucusu olarak pazarlayan bir şahsın, İslamî ve Kürt duyarlılığı taşıyan bir parti için söyledikleri hâlâ hafızalardadır: “Aynı şeye, şeriata, Kur’an’a inanmam beni alâkadar etmiyor. Müslümanlar kardeş tabii. Namaz kılanlarla daha yakın oluruz ama önce vatan, millî duruş.” İşte o an ümmet kardeşliği unutulur, milliyetçilik her şeyin önüne geçer.
Bu vebal Kürt âlimlerin değil, Müslüman olduğunu söyleyen, ümmeti dert edindiğini iddia eden her Türk yazar, aydın ve hocanın boynunadır. Yıllardır Kürtlere yapılan haksızlıkları görmezden gelmeleri, ırkçılık adına bunları gizlemeleri bugünkü vahim tabloyu ortaya çıkarmıştır. Artık samimi ve dürüst bir şekilde İslamî bir duruş sergilemek zorundadırlar. Aksi takdirde bu sorumlulukla Allah’ın huzuruna çıkacaklardır. Elbette her zaman olduğu gibi burada da istisnalar vardır; bu tür düşünmeyen samimî ve ihlâslı hocalarımız bu genellemenin dışındadır.
NOT: İnşaallah, bir sonraki yazımızda seküler ve sosyalist kesimlerin Kürt halkını dinsizleştirme ve seküler düşünceye yöneltme çabalarını ele alacağız. Bu çevrelerin yürüttüğü çalışmaları, ortaya çıkardıkları sonuçları ve gelinen noktayı detaylı bir şekilde inceleyeceğiz.
YAZARIMIZ “M.Emin CAN’IN” DİĞER YAZILARINA ULAŞMAK İÇİN BURAYA ”TIKLAYINIZ”
İslami Haber ”MİRAT” – YouTube
