menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

RABBİN SÖZÜ (KELİMESİ) TAMAMLANMIŞTIR

5 0
08.04.2026

RABBİN SÖZÜ (KELİMESİ) TAMAMLANMIŞTIR

Kelime bir mana ve maksatla söylenmiş sözdür. Bir kimsenin konuşmasına veya yazdıklarına “bu falancanın kelimesidir” denir.

“Rabbinin sözü (kelimetü rabbike), doğruluk (sıdk) ve adalet bakımından tamamlanmıştır. O’nun sözlerini (kelimâtihi) değiştirecek kimse yoktur. O (her şeyi) işitendir, bilendir.” (En’âm 6/115)

’Sıdk’; sözde ve işte doğruluk, dürüstlük, gerçeğe uygunluk, (el-Isfehânî, R. el-Müfredât, s: 408); ‘adl (adalet)’ de bir sözün veya işin yerli yerince, hak ve değerli olma kurallarına uygun olması; hiçbir zu­lüm, haksızlık ve aşırılık unsuru taşımaması demektir. (el-Isfehânî, R. el-Müfredât, s: 487)

Allah’ın sözü (kelimesi) olan Kur’an âyetleri, vermiş olduğu haberlerin doğruluğu ve getirmiş olduğu hükümlerin adaletli olması bakımından tam kemâle ermiştir. O’nun kitabında bildirdiği kelimelerini değiştirecek hiçbir güç yoktur. (Taberî, İbni Cerir. Câmiu’l-Beyân, 5/318)

Allah’ın Rasûlüllah’a yardım vaadi ve mu’cize isteyip de sonra da ilâhi daveti inkâr edenlere söz verilen helak kelimesi gerçekleşti. Nitekim daha önceki devirlerde Allah’ın azgın kavimler hakkındaki kelimesi (hükmü) gerçekleşmişti. (M. Abduh – R. Rıza, Tefsiru’l-Menar, 8/330)

Allah’ın kelâmının haber verdikleri de hüküm ve takdir ettikleri de adaletle tamamlandı. O’nun kelimesini, yani hükmünü değiştirecek kimse yoktur. (es-Sâbûnî, M. Safvetü’t-Tefâsir, 1/414)

Allah’ın sözü (kelimesi) bu değerleri eksiksiz taşır. Onun bu niteliklerini değiştirme­ de mümkün değildir.

Müfessir Râzî bu âyet ile ilgili şöyle demiş: “Kur’an konuları haber ve yükümlülük bildiren iki kısma ayrıldığını bildiğine göre, biz deriz ki eğer bir âyetin konusu haber grubuna giriyorsa Allah’ın kelâmı sıdk (doğ­ruluk ve gerçeklik) bakımından; eğer yükümlülük grubuna giriyorsa adalet bakı­mından eksiksiz ve mükemmeldir. Bu, son derece güzel bir tespittir.”

Bu âyet Allah kelâmının başka üstün nitelikleri de kap­sayan dört temel niteliğine işaret edilmiştir: Tam ve mükemmel oluşu, doğru ve gerçek oluşu, âdil (dengeli) oluşu, değiştirilemez ve tahrif edilemez oluşu… (Komisyon, Kur’an Yolu (DİB), 2/363)

Şu âyetlerde ifade edilen gerçekler de yukarıdaki âyetin manasını destekliyor:

“Ancak Rabbinin merhamet ettikleri müstesnadır. Zaten Rabbin onları bunun için yarattı. Rabbinin, «Andolsun ki Cehennemi tümüyle insanlar ve cinlerle dolduracağım» sözü (kelimesi) yerini buldu.” (Hud 11/119)

“Hor görülüp ezilmekte olan kavmi, toprağına bolluk ve bereket verdiğimiz yerin doğu ve batı taraflarına mirasçı kıldık.

Rabbinin İsrailoğullarına verdiği güzel söz (kelime), onların sabretmeleri karşılığında gerçekleşti. Firavun ve kavminin yaptıklarını ve (özenle kurup) yükselttiklerini yerle bir ettik.” (A’raf 7/137)

“Andolsun, peygamber olarak gönderilen kullarımız hakkında şu sözümüz (Kelimemiz) geçmişti: “Onlara mutlaka yardım edilecektir. Şüphesiz ordularımız galip gelecektir.” (Sâffât 37/171-173. Ayrıca bkz: Mü’min 40/51. Hicr 15/95)

– Allah’ın Kelimeleri Bitmez

Kur’an iki âyette Allah’ın kelimelerinin denizler kadar, hatta onlardan daha çok olduğunu haber veriyor. Şüphesiz ki bunun mahiyetini, nasıl olduğunu Allah’tan başka kimse bilemez.

Allah (cc) Kehf Sûresinin sonuna doğru yaptıkları hatalar, işledikleri suçlardan dolayı Cehennemi hak edecek olanları söz konusu ettikten sonra şöyle buyuruyor:

“İman edip dünya ve âhiret için sâlih amel gelince, onlar için de konak olarak Firdevs Cennetleri vardır.Orada ebedî kalacaklardır. Oradan hiç ayrılmak istemezler.” (Kehf 18/107-108) 

Çünkü bunlar Allah’ın rızasını kazanmaya gayret etmişler, amellerini O’nun emirleri doğrultusunda ve rızâsına uygun biçimde gerçekleştirmişlerdir.

Firdevs; bahçelerin en iyisi, bahçenin orta veya en güzel yeri, üzüm bağı, ağaçları sık ve çeşitli olan veya etrafı çevrili olan bahçe demektir.

Ebû Hüreyre’nin naklettiğine göre Rasûlullah (sav) şöyle dedi:

“… Allah yolunda cihad edenler (çok çalışanlar) için Allah Cennette yüz derece hazırlamıştır. Her derecenin arası yerle gök arası kadardır.” (Buhârî, Cihâd/4 no: 2790, Tevhîd/22 no: 7423. Ayrıca bkz: Nesâî, Cihâd/18 no: 3134)

Ebû Saîd el-Hudrî’nin (ra) naklettiğine göre Rasûlüllah (sav) şöyle buyurdu:

-“Rab olarak Allah’a, din olarak İslâm’a, resûl olarak Muhammed’e inanıp razı olan kimse Cenneti hak eder.”  Bu söz Ebû Saîd’in çok hoşuna gitti ve:

-“Yâ Rasûlallah! Bu sözü bana tekrarlar mısın?” dedi. O da bu sözünü tekrarladı sonra da şöyle buyurdu:

“Bir başka güzel huy daha (haslet) vardır ki, onun sayesinde Allah kulunu Cennette yüz derece yükseltir. Her bir derecenin arası da yerle gök arası kadardır.” Ebû Saîd:

-O haslet nedir, yâ Rasûlallah? diye sordu. O da:

-“Allah yolunda cihad, Allah yolunda cihadtır (çok gayret etmektir)” buyurdu. (Müslim, İmâre 31/(116) no: 4879. Ayrıca bkz: Nesâî, Cihâd/18 no: 3133)

Bir sonraki âyette Rabbimiz şöyle buyuruyor:

“De ki: Rabbimin sözleri (kelimeleri) için derya (bahr) mürekkep olsa ve bir o kadar da ilâve getirsek dahi, Rabbimin sözleri (kelimeleri) bitmeden önce deniz tükenecektir.” (Kehf 18/109) 

Ayette geçen ‘mîdâd’; aslında bir şeyin uzatılmasına sebep olan şeyin ismidir. Fakat örfe göre yazı mürekkebine ad olmuş.

“Rabbimin kelimeleri için” Allah’ın ilim ve hikmeti anlamı verilmiş. Allah’ın kelimeleri sonsuzdur, denizler ise sınırlıdır. Tükenen bir şeye tükenen şeyi eklemenin toplamı da biter, tükenir. Tükenen şeyin bitmeyen ve tükenmeyen şeye uygun gelmesi imkansızdır, çelişkidir. (Elmalılı, H. Y. Hak Dini Kur’an Dili (sad.), 5/398)

Allah’ın ilim ve hikmeti sonsuz ve sınırsızdır; denizler ise büyüklüğüne rağmen sonlu ve sınırlıdır. Şu hâlde Allah’ın ilmini ve hikmetini yazmak için denizlerin tamamı mürekkep olarak kullanılsa, bir o kadar da ilâve edilse yine de Allah’ın ilmini yazmaya yeterli olmaz. (Komisyon, Kur’an Yolu (DİB), 3/500)

Bu ayetin nüzul sebebi ile ilgili şöyle bir rivâyet var: Abdullah ibni Abbâs dedi ki: Rasûlüllah (sav) Medine Yahudilerine: “Size ilimden ancak pek az bir şey verilmiştir.” (İsrâ 17/85) deyince ona şöyle dediler: “Bize Tevrat verilmişken bu nasıl olabilir? Kendisine Tevrat verilmiş olanlara pek büyük bir hayır verilmiş demektir.” Bunun üzerine yukarıdaki âyet indi. (el-Vâhidî, Esbâbu’n-Nüzûl, s: 225. Suyûtî, C. Esbâbu’n-Nüzûl, s: 266)

Ancak bu sebeple indiği belirtilen bu âyet değil, yakın anlamdaki Lukmân31/27-28 âyetler olduğu görüşü var.

İbni Abbas’a göre “Rabbimin sözleri (kelimeleri)”; “Rabbimin öğütleri” anlamındadır.

Âyetteki ‘kelimeler’ ile kadîm kelâm kasdedilmiştir. Bu tek bir kelâm olsa dahi çoğul olarak ifade edilmesi mümkündür. (Kurtubî, el-Câmiu li-Ahkâmi’l-Kur’an, 2/1944)

Eğer Allah’ın kelimelerini (sözlerini, hikmetlerini, hükümlerini) ve bütün tevhide çağıran ve şirkten sakındıran âyetlerini yazmak için bütün denizler mürekkep olsa O’nun sözlerinin yazılması bitmeden mürekkep olan denizler bunca çokluklarına rağmen tükenir. Çünkü Allah’ın sözlerinin ve hikmetlerinin sonu yoktur.

Allah’ın kelimelerinin denizlerden çok olduğunu söyleyen ikinci âyet:

“Göklerde ve yerde olan her şey yalnız Allah’ındır; kuşkusuz hiçbir şeye ihtiyacı olmayan ve her türlü övgüye lâyık olan yalnız Allah’tır. Şayet yeryüzündeki ağaçlar kalem, deniz de arkasından yedi deniz katılarak (mürekkep olsa) yine Allah’ın sözleri (kelimeleri) tükenmez. Şüphe yok ki Allah mutlak galip ve hikmet sahibidir.” (Lokman, 31/26-27)

Yani, Allah’ın ilmini yazmak üzere… Yeryüzünde bulunan bütü ağaçlar kalem olsa, yedi deniz de mürekkep olsa, Allah’ın yarattıkları da devreye girse; Allah’ın ilmini yazamazlar. Kalemler aciz kalır, denizler yetersiz kalır. Allah’ın kelimeleri yine de tükenmez. (Mukâtil b. Süleyman, Tefsir, 3/23)

Lokman 31/25. âyetindeki “el-hamdü lillah-Bütün övgüler Allah’a mahsustur” ifadesi, aynı zamanda Allah’tan başka hiç bir varlığa tanrılık sıfatı, işlevi ve kutsallığı verilemeyeceği, kulluk yapılamayacağı anlamındadır.

26. âyetten Sûrenin sonuna kadar devam eden kısım, neden bütün övgülerin Allah’a ait olduğu sorusunun cevabı gibidir. Burada üç önemli vurgu var:

1. Allah, evrenin mutlak sahibi ve yöneticidir.

2. O’nun, insan zihninin kuşatamayacağı derecede, denizlerden de çok sınırsız ilmi ve hikmeti vardır.

3. O yüce ve sonsuz kudretin de sahibidir. (Komisyon, Kur’an Yolu (DİB), 4/314)

Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.

Mirat Haber – YouTube


© Mir'at Haber