menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

KELİMETÜ’L-FASL (HÜKÜM SÖZÜ) OLMASAYDI

7 0
29.07.2026

KELİMETÜ’L-FASL (HÜKÜM SÖZÜ) OLMASAYDI

“Yoksa onların bir takım ortakları mı var ki, Allah’ın izin vermediği şeyleri, dinden kendilerine şeriat (tutulacak yol) kıldılar? Eğer kesin karar (kelimetü’l-fasl) olmasaydı, elbette aralarında hüküm hemen verilirdi. Gerçekten zalimler için acıklı bir azap vardır.” (Şûrâ 42/21)

Âyette geçen ‘fasl’; iki şey arasındaki mesafe olduğu gibi aynı zamanda kesin hüküm manasına da gelir.

Aynı kökten “kavlün fasl”; hak söz, ayırdedici söz demektir. (el-Isfehânî, R. el-Müfredât, s: 573)

Bu da Kur’an’ın bir sıfatıdır. Bir âyette şöyle geçiyor:

“Şüphesiz o Kur’an, hak ile bâtılı kavlü’l-fasıl’dır (ayırdedici bir sözdür). O asla bir şaka değildir.” (Târık 86/13-14)

Şüphesiz ki Kur’an’ın haber verdiği olaylar, hak ile bâtılı ayırdeden hak haberlerdir. Bunlar oyuncak ve bâtıl şeyler değildir.

Kavlu’l-fasl’a bazıları hak söz, bazıları hüküm sözü manasını verdiler. (Taberî, İbni Cerir. Câmiu’l-Beyân, 12/540)

Rasûlüllah’ı (sav) şöyle dedi: “…Kur’an, ayırdedici bir sözdür (fasl’dır). O bir şaka değildir…” (Tirmizî, F. Kuran/13 no: 2906, Garip kaydıyla)

Aynı kökten gelen “yevmu’l-fasl”; kıyâmet günü, kesin hükmün verileceği gün demektir. 

Bir görüşe göre “onların ortakları”ndan maksat kendilerine yeniden dirilişi inkâr etmeyi, şirk koşmayı, sadece dünya için çalışmayı süslü gösteren şeytanlarıdır. Bu şeytanlar onlara şirk inancını fısıldarlar.

“Şayet o ‘nihâî karar-kelimetü’l-fasl’ olmasaydı…” Yani onların cezalarının erteleneceğine dair önceden verilmiş iâhi hüküm/karar olmasaydı, ya da en son kararın/hükmün âhirette verileceğine dair ilâhi vaad olmasaydı; ‘aralarında’ yani inkâr edenlerle iman edenler arasında, yahut müşriklerle ortak koştukları şeyler arasında derhal hüküm verilir, cezalarına kavuşurlardı. (Zemahşerî, el-Keşşâf, 4/212)

“Yoksa onlar için birtakım ortaklar mı var?” Bu âyetin önceki âyetlerle üç yönden bağlantısı ve ilgisi vardır.

Birincisi; âhirette nasibi olmayan dünya ehlini sakındırma ve uyarma olmak üzere öbür âyetin sonuna bağlanıyor.

İkincisi; Allah’ın izin vermediği şeyleri meşru kılmak için şeriat (bir anlamda din) yapmaya kalkışmak fenalıkların, şirk koşmanın başında sayılması gerekeceğini hatırlatıyor.

Üçüncüsü; yukarıdaki “Sizin için dinden Nuh’a tavsiye ettiğini ve sana vahyettiğimizi…” (Şûra 42/13) âyeti karşılığında müşriklerin hatalarını ele alıyor.

Yani Allah’ın........

© Mir'at Haber