HAKKINDA AZAP HÜKMÜ (KELİMETÜ’L-AZAB) OLANI KURTARMAK |
HAKKINDA AZAP HÜKMÜ (KELİMETÜ’L-AZAB) OLANI KURTARMAK
“Sahte tanrılara (tağutlara) kulluk etmekten kaçınan, yüzünü ve özünü Allah’a çevirenlere müjdeler olsun! Söylenenleri dinleyip de en güzeline uyan kullarımı müjdele! İşte Allah’ın doğru yolu buldurduğu kimseler onlardır, asıl akıl iz‘an sahipleri de onlardır.
Hakkında azap hükmü (kelimetü’l-azab) gerçekleşmiş kimseyi ve ateşte olanı sen mi kurtaracaksın!” (Zümer 39/19)
Zümer 39/19. âyette iki cümle var: “Kendisine azap hak olanı sen mi kurtaracaksın? Sen mi kurtaracaksın ateşin içindeki birini?”
Âhirette hak edenlerin aleyhine “kelimetü’l-azab-azap hükmünün” gerçekleşeceğini haber veren şu âyeti de tekrar hatırlamak gerekir.
“İnkâr edenler grup grup cehenneme sevk edilirler. Cehenneme vardıklarında oranın kapıları açılır ve cehennem bekçileri onlara şöyle derler:
“Size içinizden, Rabbinizin âyetlerini size okuyan ve bu gününüze kavuşacağınıza dair sizi uyaran peygamberler gelmedi mi?” Onlar da, “Evet geldi” derler. Fakat inkârcılar hakkında azap sözü gerçekleşmiştir.” (ez-Zümer, 39/71)
Zümer 39/16. âyette inkârcıların âhiretteki cezaları hakkında bilgi verilirken cehennemin katlarından söz edilmişti; 20. âyette ise “Rablerine karşı gelmekten sakınanlar” için kat kat cennet köşkleri hazırlandığı bildirilmektedir.
Kendisi istediği için Allah’ın da saptırdığı ve O’nun ilminde cehennem ehlinden olduğu belli olan birini hiç kimse kurtaramaz. (Nesefî, Medâriku’t-Tenzîl, 3/, )
“Hakkında azap hükmü kesinleşmiş kimse” tefsirlerde genellikle inkârcı tutumu sebebiyle azabı hak etmiş kişi olarak açıklanmış; âyet, “Kim azabı hak ederse artık o kişi ateşe atılacak ve senin onu kurtarman da mümkün olmayacaktır” şeklinde yorumlanmıştır.” (Komisyon, Kur’an Yolu (DİB), 4/532)
Ayet şöyle anlaşılmış: “Ey Rasûlüm, sen, hakkında azap vaadi gerçekleşen kimseyi mi hidâyete erdirecek ve sen mi onu cehennem ateşinden kurtaracaksın? Sen buna güç yetirecek değilsin.
Allah (st) bu âyette, insanları tercihlerine bağlı olarak hidâyete kavuşturacak olanın ancak kendisi olduğunu, Rasûlüllah’ın (sav) dahi insanları hidâyete erdirmeye gücünün yetmeyeceğini beyan ediyor.
Bu ifade aynı zamanda kendisine iman etmeyen ve hatta eziyet eden inatçı kafirler karşısında Rasûlüllah’ı tesellidir. (Taberî, İbni Cerir. Câmiu’l-Beyân, 10/625)
“Sen mi kurtaracaksın?” ifadesi bir kimseyi cehennemden kurtarmaya sadece Allah’ın kadir olduğunu, O’ndan başka hiç kimsenin buna muktedir olmadığını belirtmek içindir.
Yani; Ey Elçi, senin nasıl cehenneme gireni oradan kurtarmaya gücün yetmezse, -kendileri istemedikleri müddetçe- azabı hak etmiş kimseleri de kendi gücünle iman etmelerini sağlayarak bulundukları durumdan kurtaramazsın. (Zemahşerî, el-Keşşaf, 4/117)
Burada hitap Peygamberimize yöneltilmektedir. Onları içinde bulundukları ateşten Peygamber dahi kurtaramayacağına göre O’nun dışında kim kurtarabilir? Ateşe girecek olanlar, oranın azabını hak ettikleri için sanki........