ALLAH’IN KELİMESİ (HÜKMÜ) ZAMANI GELİNCE UYGULANIR
ALLAH’IN KELİMESİ (HÜKMÜ) ZAMANI GELİNCE UYGULANIR
Rabbimiz (st) Fussilet Sûresinde şöyle buyuruyor:
“Andolsun biz Musa’ya Kitab’ı verdik, onda da ayrılığa düşüldü. Eğer Rabbinden bir söz/hüküm (kelime) geçmiş olmasaydı, aralarında derhal hükmedilirdi (işleri bitirilirdi).
Onlar Kur’an hakkında derin bir şüphe içindedirler.
Kim sâlih amel (yararlı iş) yaparsa bu kendi lehinedir. Kim de kötülük yaparsa kendi aleyhinedir.
Rabbin kullara zulmedici değildir.” (Fussilet 41/45-46. Bir benzeri: Hûd 11/110-111)
Burada “Allah’ın kitabı hakkında insanların ihtilâfa düşmelerinin, bazıları ona içtenlikle inanırken bazılarının onu susturmaya çalışmalarının yeni olmadığı gerçeği, Mûsâ’ya (as) indirilen kitap (Tevrat) örneğiyle hatırlatılmaktadır.
Âyetlere göre Allah (st) böylelerini hak ettikleri cezaya hemen bu dünyada çarptırmıyorsa bunun sebebi; O’nun, inkâr ve isyana sapan insanlara, isterlerse dönüş yapıp doğru yola yönelmelerine fırsat tanıyan genel hükmü ve yasasıdır.” (Komisyon, Kur’an Yolu (DİB); 4/618)
Bir görüşe göre bu kıyâmete (âhiret gününe) ertelenen bir vaattir. (Beydâvî, Envâru’t-Tenzîl, 2/355)
Allah (st) Son Elçi’ye Kur’anı verdiği gibi Musa’ya (as) da Tevrat’ı vermişti. Lakin onun muhatapları Tevrat’ın hükümleriyle amel etme hususunda ihtilafa düştüler. Şayet Allah’ın daha önceden, onların azabının âhiret gününe tehir edileceğine dair bir sözü/kelimesi (hükmü) olmamış olsaydı; İsrailoğullarından bâtıl yolda olanları helâk ederek ihtilaf ettikleri konularda kesin hüküm verilmiş olurdu.
Onlar, Tevrat’ı yalanlarken sağlam bir kanıta (delile) değil, şüpheye dayanıyorlardı.
Buna karşı kim bu dünyadayken Allah’a itaat ederek, yani O’nun emirlerini tutup yasaklarından kaçınarak sâlih amel işlerse bunu kendi çıkarı için yapmış olur.
Kim de yaşıyorken Allah’a karşı gelerek aşırı günah işleyecek olursa böylesi de kendi aleyhine kötülük işlemiş olur. (Bkz: İsrâ 17/7, -15) Allah (st) herhangi bir kimseyi haksız yere cezalandırarak kullarına asla zulmetmez. (Taberî, İbni Cerir. Câmiu’l-Beyân, 11/121)
Hitap her ne kadar Rasûlüllah’a olsa da uyarı (inzâr) kavmine yöneliktir.
Şüphesiz bu metod daha etkileyicidir, Zira Allah (cc) müşriklerle yaptıkları yanlışlık üzerine tartışmıyor veya onlara hitap etmiyor. Konuyu Elçisine açıklıyor. Bu hem onları önemsememek, hem de konunun önemine vurgu yapmaktır.
Önceki asırlarda düzmece tanrıların akıbeti nasıl olduysa, şimdilerde Kur’an’ın davetiyle savaşan müşriklerin sonu da aynı olacaktır. Onlar da hak ettikleri şeyle karşılaşacaklar.
Belki........
