İSTİKĀMETİN KORUNMASI |
İSTİKĀMETİN KORUNMASI
İslâm’ın mü’minlere yüklediği en temel sorumluluklardan biri, hayatlarını istikāmet üzere sürdürmeleridir. İstikāmet; kulun imanında, amelinde ve ahlâkında Kur’ân ve Sünnet’in belirlediği sınırlar içerisinde dosdoğru bir yol takip etmesi demektir. Bu yönüyle istikāmet, sadece belli zamanlarda ortaya konulan bir dindarlık değil; hayatın tamamını kuşatan bir kulluk disiplinidir.
Ancak istikāmet, çoğu zaman zannedildiği gibi yalnızca bireysel bir kararlılıkla sürdürülebilecek bir hâl değildir. Mü’minin istikāmet üzere kalabilmesi için iki temel dayanak vardır: sahih bir akîde ve sâlih bir çevre.
Sahih Akîde: İstikāmetin Temel Zemini
İstikāmetin ilk şartı, mü’minin itikadını vahyin belirlediği esaslara göre sağlamlaştırmasıdır. Çünkü insanın hayata bakışı, değer yargıları ve davranışları büyük ölçüde sahip olduğu inanç tarafından şekillenir. Eğer akîde sahih ise amel de istikāmet üzere olur; fakat akîde zayıfladığında ya da bozulduğunda amel dünyası da bundan etkilenir.
Bu sebeple İslâm âlimleri, her dönemde mü’minleri Kitap ve Sünnet’e dayanan sahih itikadı öğrenmeye ve muhafaza etmeye davet etmişlerdir. Zira sahih akîde, insanın zihnini şüphelerden; kalbini de bâtıl yönelişlerden koruyan en güçlü kalkandır.
Kur’ân-ı Kerîm’de mü’minlere verilen en çarpıcı emirlerden biri de şudur:
“Emrolunduğun gibi dosdoğru ol.” (Hûd 112)
Bu ayet, istikāmetin yalnızca dış davranışlarla sınırlı olmadığını; iman, niyet ve amel bütünlüğü içerisinde sürdürülen bir kulluk hali olduğunu göstermektedir.
Salihlerle Beraberlik: İstikāmetin Koruyucu Çevresi
İstikāmetin korunmasında........