İÇERİDEKİ FİTNEDEN DIŞARIDAKİ DÜŞMANA: FERASETLE KUŞANMAK
İÇERİDEKİ FİTNEDEN DIŞARIDAKİ DÜŞMANA: FERASETLE KUŞANMAK
Son dönemde yaşanan küresel sarsıntılar ve bölgesel krizler, sadece siyasi bir tabloyu değil; varlık ve yokluk mücadelemizin temel taşlarını yeniden hatırlatmaktadır. Ecdadımızın mülkü idare ederken rehber edindiği “Tarih tekerrürden ibarettir” sözü, ders almayanlar için bir nedâmet; feraset sahipleri için ise ibretlik bir ikazdır. Zira bir millet, ibret almadığı her hatayı yeniden yaşamaya mahkûmdur.
Bugün gelinen noktada, Osmanlı’nın asırlarca ayakta kalmasını sağlayan o sarsılmaz iradeyle hakikati daha gür bir sesle dile getirmek ve köklü bir muhasebe yapmak zaruret hâline gelmiştir.
Caydırıcı Güç ve Tam Bağımsızlık (Kudret-i Devlet)
Tecrübe ettik ki kendi kendine yetmeyen, yerli ve millî savunma imkânlarına sahip olmayan milletlerin bağımsızlığı ancak bir temenniden ibarettir. Şahi toplarını döktüren ve gemileri karadan yürüten kudretli dedemiz Fatih Sultan Mehmet Hân gibi, kendi savunma sanayiini kuramayan, teknolojisini yerlileştiremeyen bir millet, düşmanının insafına mahkûmdur.
Unutulmamalıdır ki Rabbimiz, “Ey müminler! Düşmanlarınıza karşı bütün imkânlarınızı seferber ederek kuvvet hazırlayın ve beslenmiş, eğitilmiş savaş atları yetiştirin. Böylece, Allah’ın düşmanlarını, sizin düşmanlarınızı ve bunların dışında sizin bilmediğiniz fakat Allah’ın bildiği diğer düşmanları korkutun.” (el-Enfal, 60) buyurarak, barışın teminatının “caydırıcı bir hazırlık” olduğunu bizlere emretmiştir.
Ümmetin Dağınıklığı ve Stratejik Basiret (Vahdet-i İslam)
İslam dünyasının mezhepsel savaşlarla enerjisini tüketmesi ve halkı Müslüman olan sözde Müslüman yöneticilerin “reel politik” adı altında Siyonist ajandalara eklemlenmesi, Kur’an’ın birlik emrinden ne kadar uzaklaşıldığının kanıtıdır. Hâdimü’l-Haremeyn Yavuz Sultan Selim Han’ın vakarıyla hareket etmek yerine, “Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın, parçalanıp bölünmeyin…” (Âl-i İmrân, 103) ilahi ikazını çiğneyenler, İslam coğrafyasını operasyon sahası hâline getirmiştir. Düşmanla saf tutanlar, “Sizden kim onları dost edinirse, kuşkusuz o da onlardandır.” (el-Mâide, 51) ayetinin muhatabıdır.
İçimizdeki Fitne ve İstismara Karşı Feraset (Siyaset-i Şer’iyye)
Dini değerleri maske yaparak yabancı istihbarat servislerinin aparatına dönüşen yapılar, bu toprakların en büyük tehdididir. Suret-i haktan görünüp kritik anlarda düşman safına geçen bu odaklar karşısında, Osmanlı’nın Haşhaşilere ve Bâtınîlere gösterdiği o tavizsiz duruşu sergilemek zorundayız. Zira münafıkların karakteri Kur’an’da; “Müminlerle karşılaştıklarında ‘inandık’ deyip, kendi ‘şeytanları’ (elebaşları/kâfirler) ile baş başa kaldıklarında ‘Biz sizinle beraberiz, onlarla alay ediyoruz.’ derler.” (el-Bakara, 14) şeklinde resmedilmiştir. Müslüman, aynı delikten defalarca ısırılacak kadar ferasetsiz olamaz.
Liyakat: Devletin ve Zaferin Temeli
Bir devletin gerçek gücü, sahip olduğu imkânlardan ziyade, o imkânları yöneten kadroların ehliyet ve sadakatiyle ölçülür. Enderun’dan sadrazamlığa kadar liyakati esas alan o ruh terk edildiğinde, emanet ehil olmayan ellere verildiğinde sistem içten çürümeye mahkûmdur.
Düşmana karşı zafer, sadece silahla değil, o silahı tutan elin ehliyetli olmasıyla kazanılır. Devlet yönetiminde sadakati sadece kişilere veya zümrelere hasredip liyakati dışlayan anlayış, yıkımın habercisidir. Efendimiz’in (sav) “Emanet ehil olmayana verildiği zaman kıyameti bekle!” uyarısı, toplumsal ve siyasal bir çöküşün stratejik tarifidir.
Sahte Söylemler ve Gardımızı Düşüren Tuzaklar
“Hepimiz kardeşiz” ve “Yurtta sulh, cihanda sulh” gibi kavramların altı boşaltılarak birer uyutma politikasına dönüştürülmesi karşısında, İslami ve millî gardımızı düşürmemeliyiz. Biz barışın peşindeyiz; ancak karşı tarafın dinmeyen kinini görmezden gelmek gaflettir. Gençlerimize, yabancı hayranlığı yerine tarih bilincini ve sağlam bir karakter eğitimini, yani ecdadın “Adalet-i Mahza” ruhunu öğretmek, en güçlü savunma hattımızdır.
“Barış”, “kardeşlik” ve “uzlaşı” gibi kavramlar, hakikatte yüce değerlerdir. Ancak bu kavramların, hakikati örtmek ve düşmanın niyetini gizlemek için araçsallaştırılması, en tehlikeli manipülasyonlardan biridir.
Çünkü en büyük tehlike, düşmanlarımızın (CIA, Mossad, Haşhâşiler, Bâtıniler…) takiyye yaparak bizdenmiş gibi görünüp içimizde tefrika çıkarmasıdır.
Gençliğimize millî ve İslami değerleri hakkıyla öğretmek, onları bu algı operasyonlarından korumanın tek yoludur. Bir milletin geleceği, gençliğinin zihninde ve kalbinde şekillenir. Aksi takdirde ABD ve Batı hayranlığı, Sahabe, Selçuklu ve Osmanlı düşmanlığı ile birleşerek kimlik erozyonunu kaçınılmaz hâle getirir.
Bu sebeple tarih bilinci, sadece geçmişi bilmek değil; özümüzü koruma iradesidir. Sağlam bir karakter eğitimi ise milletin en güçlü savunma hattıdır.
Bu da, ancak “Hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten men eden bir topluluk” (Âl-i İmrân, 104) olabilmekten geçer.
Tarih, sadece ibret almayanlar için tekerrür eder. Ülkemizdeki ABD ve Batı hayranlarına, İsrail sevicilerine; Sevgili Peygamber Efendimiz’e, Hz. Ebubekir’e, Hz. Ömer’e, Hz. Osman’a, Hz. Ali’ye, Selçuklu ve Osmanlı düşmanlarına, istihbarat güdümlü yapılara karşı tek çaremiz millî bir uyanıştır. Bilmeliyiz ki; “Bir millet kendi durumunu değiştirmedikçe, Allah da onların durumunu değiştirmez.” (er-Ra’d, 11)
Vakit, silkelenme ve özüne dönme vaktidir.
Bu çağrı, kökleri Osmanlı’ya bağlı olan herkese, özünü hatırlatan bir diriliş davetidir.
Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.
Mirat Haber – YouTube
