HAK İLE BATIL ARASINDA HAKKA SADIK KALMAK |
HAK İLE BATIL ARASINDA HAKKA SADIK KALMAK
Bugün Ne Yapmalı, Nerede Durmalıyız?
Bu soru kıymetlidir. Çünkü kaçış değil, arayış içerir. Hak ile batılın aynı yolda yürüyemeyeceğini kabul etmek bir başlangıçtır; asıl mesele bu ilkeyi bugünün karmaşık dünyasında nasıl taşıyacağımızdır.
Bugün Müslümanların yaşadığı zorluk, çoğu zaman niyetten değil; zihinsel bulanıklıktan kaynaklanıyor. Bir yanda zulüm, adaletsizlik ve ilkesizlik; diğer yanda “şartlar”, “denge”, “reel politika” gibi kavramlarla örülmüş bir meşrulaştırma dili… İşte tam bu noktada Müslümanca duruş, bağırarak değil; ölçüyü koruyarak ortaya çıkar.
Önce Zihin, Sonra Tavır
Hak ile batılın ayrımı, öncelikle zihinde netleşir. Çünkü batıl, çoğu zaman açık bir kötülük olarak değil; “kaçınılmaz olan”, “alternatifsiz olan” veya “şimdilik katlanılması gereken” bir gerçeklik olarak sunulur.
Kur’an’ın uyarısı burada anlam kazanır:
“Zalimlere meyletmeyin…”
Bu meyletme, her zaman fiilî bir ortaklık değildir. Bazen sadece dil yoluyla, bazen suskunlukla, bazen de “ama başka çare yok” cümlesiyle gerçekleşir.
Bugün Müslüman’dan beklenen ilk şey, yanlışı doğru kelimelerle süslememektir. Gücümüz yetmeyebilir, imkânlarımız sınırlı olabilir; fakat hakikati eğip bükmek gibi bir sorumluluğumuz yoktur.
İtaat mi, İlke mi?
İtaat meselesi de burada doğru yerine oturur. İslam, itaati mutlaklaştırmaz. Kur’an’ın çizdiği çerçeve açıktır: Allah’a ve........