KADİM AZGINLIK, MODERN SAPKINLIK VE EPSTEİN SKANDALI |
KADİM AZGINLIK, MODERN SAPKINLIK VE EPSTEİN SKANDALI
Kur’an, peygamberlere isyan eden hakikat düşmanı prototiplerden bahseder. Bunlar “müstekbir”, “mele’” ve “mutref” kavramlarıyla ifade edilir (A’râf 7/88; İsrâ 17/16). “Müstekbirler,” kibre boğulan siyasi güç odaklarını, “mutrefîn,” zevk ve sefaya dalan servet sahiplerini, “mele’” ise, sömürü sistemlerinin jandarmalığını yapan bürokrat ve okumuş kesimleri anlatır. Kur’an, zevk, sefa, şımarıklık ve ifsadın arttığı toplumların sonlarının yaklaştığını bizlere haber verir (Enbiya 21/11).
Bu kavramlar, Kur’an’ın toplumları değerlendirirken kullandığı sosyal, siyasi içerikli temel kavramlardır. Bütün yönetim aygıtlarında bu gruplar bulunur. İlahi dinden kopmuş seküler düzenlerde zulüm ve sömürü çarkları, bunların dayanışması ve çıkar ortaklıkları ile döner. Ekâbir takımı diyebileceğimiz bu kesimler, kendi çıkarlarını ahlak ve hukukun üstünde tutar ve keyfi uygulamalara giderler. Dolayısıyla hukuk normları ve ahlaki değerlerin, ortak menfaatler uğruna manipüle edilmesinde hiçbir sakınca görülmez.
Bugünkü kavramlarla izah edecek olursak, bunlar iktidar gücünü elinde bulunduran siyasiler, servet ve sermaye sahipleri, askerler, bürokratlar, medya ve toplumun okuyan yazan kesimlerinden oluşur. Statükoyu korumak, bu uğurda baskı, yıldırma ve zulüm; ahlaktan kopmuş bu kuvvetlerin en önemli özelliğidir. Bir diğer ortak özellikleri de bir çete halinde çalışmaları, şer, fesat ve isyanda birbirini koruyup kollamalarıdır.
Kur’an, Firavun ve Nemrut gibi azgın şahısların hikâyelerine yer verir (Bakara 2/258; Tâhâ 20/71; Nazi’ât 79/24). Ama bunlar, ibret olsun diye tâğût uğruna savaşan şeytan tabiatlılara verilen sadece iki örnektir. Tarih, insanları köleleştirmiş, kara vicdanlı, hak hukuk tanımayan, toplumlarına kan kusturmuş böyle nice diktatörlere şahittir.
Arif Nihat Asya şiirinde, “Ebu Leheb öldü” diyorlar; Ebu Leheb ölmedi ya Muhammed; Ebu Cehil kıtalar dolaşıyor! der. Bugün de bunların, geçmiş atalarını aratmayan, dünyayı kendi mülkü zanneden, şantajlara başvuran ve tehditler savuran birçok örneğini görüyoruz. Bunların ne tür entrikaların, ifsat ve zulümlerin, akan kan ve gözyaşlarının baş aktörleri oldukları herkesin malumudur. Bunlardan illa da Firavun gibi tanrılıklarını ilan etmelerini beklemeyelim. Çünkü icraatları, beden dilleri ve söylemleriyle zaten bunu ortaya koymaktadırlar.
Her dönemde olduğu gibi bunlar bütün sömürü, fesat, zulüm ve işgallerini “barış” adı altında yaparlar. Kur’an bu iki yüzlülüğü ifşa eder (Bakara 2/11). Bugün Nobel barış ödülünü hak etmiş gibi barış havariliği yapılmaktadır. Bu kirli propagandanın arkasına sığınarak ifsat ve ihanetlere devam edilmektedir. Karun gibi bütün şatafat ve debdebeleriyle ekranlarda arzı endam ediyorlar. Öbür taraftan, siyasi komplo ve tuzaklar, en ince ikna mühendislikleriyle kamufle edilmektedir. Her türlü medya imkanları kullanılarak kamuoyu bunlarla manipüle edilmektedir.
Nemrut ve Firavun, güç zehirlenmesi yaşayan ve Allah’tan rol kapma iddiasında olan azgınlardı. Her dönemde temsilcileri bulunan bu narsist karakterli kişileri Kur’an bizlere anlatır. Kendilerinden başka büyük tanımazlar. Onların nazarında sanki varlığın bir sahibi yoktur. Hak Teala sanki bu dünyayı yaratmış ve onlara teslim etmiştir. Bunlar, gücün şımarttığı ve azgınlaştırdığı insanlardır. Emir ve yasak koyma konusunda kendilerinden üstün kimse tanımazlar. Kendilerini itiraz edilmez ve hesap sorulmaz olarak görürler. İradeleri dışında gelişen hiçbir inanç, fikir ve ideolojiye yaşama hakkı tanımazlar. İktidarlarını tehlikede gördükleri anda, en ağır yaptırım ve cezalarla muhaliflerini tehdit ederler (Tâhâ 20/71). Çünkü onların en büyük korkusu, sömürü düzenlerinin ve saltanatlarının yıkılmasıdır.
Karun, Hz. Musa’nın yaşadığı toplumda Yüce Allah’a sırt çevirmiş, zevk ve sefa düşkünü, şımarık zenginlerden biri idi. Firavun rejiminin sermaye ayağını temsil ediyordu. Şatafat ve debdebe hastası idi. Ahirette hesap korkusunun olmaması da onu iyice azdırmıştı. Sahip olduğu efsanevi zenginliği, Allah’ın bir lütfu olarak değil, kendi zekâsı ve hüneri olarak görürdü. Bu anlamda kendisini özel ve ayrıcalıklı kabul ederdi (Kasas 28/76-79).
Haman, Firavun’un baş yardımcısı olup onun talimatlarını yerine getiriyordu (Kasas 28/38). Zulüm sisteminin bürokratik ve ideolojik temsilciliğini yapıyordu. Firavun, Haman ve Karun; üçü birlikte bu sistemi ayakta tutan sütunlardı. Yani devlet/siyasi güç, sermaye gücü, iktidar ve bürokratik mekanizma birlikte hareket ediyordu (Ankebut 29/39).
Kur’an’ın kullandığı “müstekbir/istikbâr,” “mütref” ve “mele’” kavramları, yine hikâyelerine yer verilen Firavun, Nemrut, Karun ve Haman prototipleri, modern dünyada ahlak ve hukuktan kopmuş güç odaklarının kapıldığı zulüm ve ahlaksızlık ağlarını anlamak açısından önemli açılımlar sağlamaktadır.
Son yaşanan Epstein skandalı bu bağlamda dikkat çekici bir örnek oluşturmaktadır. Konu, daha önce Kur’an çerçevesinde kadim toplumlarda anlattığımız şekilde çok katmanlı bir şer şebekesini ortaya koymaktadır. Çünkü burada da siyasetten finans ve iş dünyasına, akademi ve bilimden eğlence ve medya çevrelerine kadar çok değişik kesimlerden birbiriyle dayanışma içerisinde güç ve statü sahibi insanların isimleri geçmektedir.
Ancak bu olay, buzdağının görünen yüzüdür. Batı medeniyetinin gizlenmeye çalışılan ahlaksız yüzünün faş edilmesidir. Burada sadece bir ahlaksızlık değil, aynı zamanda bir insanlık düşmanlığı dikkat çekmektedir. Belirttiğimiz şekilde bu sapkınlığı ve cürmü organize eden, bunu koruyan ve buna göz yumanların, toplumların alt kesimlerinden değil, aksine elitlerden olmasıdır.
Câhiliye Araplarında yaygın olmasa da bazı kız çocuklar toprağa gömülürdü. Kur’an böyle yapanları ağır bir şekilde tenkit ve tehdit etmektedir. Son gelişmeler, Câhiliye’deki cürümleri bizlere hatırlattı. Üstelik bu dehşetli olaylar, insan hakları demokrasi ve özgürlük söylemlerini bırakmayan bilimin, kalkınmanın ve refahın merkezi Amerika’da yaşanmaktadır.
Bu, münferit bir olay olmayıp çağdaş medeniyetin din ve ahlaktan yoksunluğunun insanı ne hale getirdiğinin açık bir göstergesidir. Bugün bütün dünya, ‘insan ancak bu kadar alçalabilir’ türünden bir şeytanlaşmaya şahit olmaktadır.
Günümüzde sahih dinin koruyucu ve yüceltici değerlerinden uzak bir medeniyet dünyasında yaşıyoruz. İnsanoğlu, oluşturduğu iktisadi, siyasi, bilim, kültür ve medya mekanizmalarının çelik kafesinde çaresiz bir şekilde çırpınmaktadır. Sonu gelmez ihtirasları, bencillikleri ve zevklerinin tutsağı olarak insanlığını ve değerini kaybetmeye devam etmektedir. Sahih dinin olmadığı yerde bu tür ahlaki felaketlerin sonu gelmez. Çünkü seküler dünya, insanı bu ve benzeri azgınlık ve sapkınlıklardan koruyacak dini inanç ve değerlerden mahrumdur.
Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.
Mirat Haber – YouTube