FAZLUR RAHMAN VE TARİHSELCİLİĞİN ELEŞTİREL PORTRESİ |
FAZLUR RAHMAN VE TARİHSELCİLİĞİN ELEŞTİREL PORTRESİ
Fazlur Rahman Malik (1919–1988), 20. yüzyıl İslam düşüncesinde geleneksel yapıyı en kökten sarsan, hem Doğu’da hem Batı’da fırtınalar koparmış bir “neo-modernist” filozoftur. Onun entelektüel projesi; İslam’ı geleneksel ulemanın “lafızcı/şekilci” kıskacından ve Batı kökenli sekülerizmin “yok edici” etkisinden aynı anda kurtarma çabasıdır.
Rahman’ın İslam ve Modernite (Islam and Modernity) adlı başyapıtında formüle ettiği hermenetik (yorum bilgisi) yöntem, tamamen metnin “tarihsel bağlamı” ile “bugünkü değeri” arasındaki ilişki üzerine kuruludur. Bu formül iki temel hareketten oluşur. İlk adım olarak ayetlerin indiği 7. yüzyıl Hicaz toplumunun sosyo-ekonomik, kültürel ve siyasi şartlarını inceleyerek, o somut hükmün arkasındaki ahlaki-ilkesel özü (ratio legis / illeti) bulup çıkarmayı savunur. İkinci adım olarak: O tarihsel ortamdan soyutlanan “genel ilkeyi” alıp, bugünün modern dünyasının şartlarına göre yeniden somutlaştırmak ve çağa uygun yeni hukuki/sosyal kurallar üretmek olarak açıklanır. Temel söylemine baktığımızda Kur’an’a yönelik anlayış ve tanımının, Allah’ın tarih içerisinde cereyan eden durumlara peygamberin zihni vasıtasıyla verdiği cevaplardır. (…) Cereyan eden toplumsal değişmeyi gözlerimizi kapayarak görmezlikten gelip, hâlâ Kur’an’ın kurallarını lafzi manası ile uygulamakta ısrar etmek, Kur’an’ın toplumsal ve ahlaki gayelerini kasten yok etmektir. Şeklinde bir rasyonalist reform arayışında olduğu söylenebilir. Kur’an’daki toplumsal ve hukuki hükümleri (muamelat) o dönemin şartlarına bağlı geçici birer “kabuk”, bu hükümlerin hedeflediği ahlaki adaleti ise evrensel birer “öz” olarak görür. Neyin “öz” (evrensel ilke), neyin “kabuk” (tarihsel form) olduğuna kim, hangi nesnel kriterle karar verecektir? Bu yöntem, yorumcunun kendi ideolojik, siyasi veya modern eğilimlerini “Kur’an’ın asıl amacı” diyerek metne dayatmasına (eisegesis) kapı aralar.
Örneğin Rahman; miras hukuku, ceza hukuku veya kadın-erkek ilişkileri gibi konuları tamamen tarihselleştirirken, ibadet alanını (namaz, oruç vb.) bu değişimin dışında tutar. Eleştirmenler haklı olarak sorar: Eğer tarihsel ve kültürel bağlam bu kadar belirleyiciyse, ibadetlerin formu neden tarih dışı kalsın? Bu durum, Rahman’ın kendi içinde metodolojik bir tutarsızlık yaşadığını gösterir.
İslam (Islam) adlı eserinde de vahiy sürecini ve şahsiyetini açıklarken kullandığı dil, onun Pakistan’daki görevinden istifa edip sürgüne gitmesine yol açan en hassas kırılma noktasıdır. Kur’an’ın hem ilahi olduğunu hem de Hz. Muhammed’in iç dünyası ve zihniyle organik bağları bulunduğunu savunur. Rahman’ın vahyi Peygamber’in “zihni”, “psikolojisi” ve “tarihsel tecrübesiyle” bu denli iç içe geçirmesi, vahyin aşkın (transandantal) ve objektif niteliğini zedeler. Bu yaklaşım, vahyi ilahi bir kelam olmaktan çıkarıp peygamberi........