menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

SAHİBİ ALLAH OLAN İLE SAHİBİ İNSAN OLANI AYIRMAK

5 40
13.02.2026

SAHİBİ ALLAH OLAN İLE SAHİBİ İNSAN OLANI AYIRMAK

İslam dünyasının bugün içinde bulunduğu entelektüel krizin merkezinde, “din” ile “dincilik” veya daha doğru bir ifadeyle “Halik’in kelamı” ile “mahlukun yorumu” arasındaki o ince ama hayati çizginin belirsizleşmesi yatmaktadır. İnancın sarsılmaz temeli olan Kur’an-ı Kerim, sahibi Allah olan tek mutlak kaynaktır. Ancak asırlardır süregelen gelenek, bu mutlak kaynağın etrafına insan eliyle örülen muazzam bir külliyatı (sünnet, icma, kıyas) neredeyse vahiy ile eşdeğer bir kutsallık zırhına büründürmüştür.

Kur’an, belirli bir zaman diliminden ve belli bir mekândan münezzeh kıyamete kadar sürecek olan tüm zamanlara ve mekanlara hitap edecek sahibi Allah olan bir kitaptır. Buna karşılık, hicri ikinci asırdan itibaren şekillenmeye başlayan, sahibi insan olan siyer, fıkıh ve hadis temelli müktesebat; dönemin siyasi şartlarından, sosyokültürel yapısından ve insan aklının sınırlılığından bağımsız değildir.

Vahiy, kaynağı itibarıyla ilahidir, hatasızdır ve değişmezdir. İçtihat ve gelenek ise kaynağı itibarıyla beşeridir; sorgulanabilir, eleştirilebilir ve tarihseldir.

Müktesebatın sahibi insandır. İnsan ise nisyan ile maluldür; yanılabilir, unutabilir ve kendi kültürel kodlarını “din” diye sunabilir. Bu ayrımı yapmak, dini zayıflatmak değil, tam tersine onu beşerî kirlenmelerden korumak, yani şirke düşmeksizin bir tevhid inancı inşa etmektir.

Bugün, Kur’an’ı dinin yegâne değişmez otoritesi olarak kabul eden ve beşerî yorumları (rivayet kültürü dahil) Kur’an’ın süzgecinden geçirmeyi teklif eden her ses, koro halinde aynı ithamla susturulmaya çalışılıyor: “Siz Peygamberi dışlıyor musunuz?”

Bu, entelektüel bir tartışmadan kaçmanın en kolay ve........

© Mir'at Haber