ZEKÂT İBADET OLAN SOSYAL ADALET KURUMUDUR (I) |
ZEKÂT İBADET OLAN SOSYAL ADALET KURUMUDUR (I)
Bütün varlıkların, taşınır ve taşınmaz tüm malların sahibi olan ve bizlere Zekât görevini yükleyen yüce Allah’ımıza hamd ederim.
Zekâtın İslâm Toplumu’nda zenginlerden alınarak fakirlere verileceğini açıklayan ve örneklendiren sevgili Peygamberimiz, biricik hayat önderimiz Hz. Muhammed’e salât ve selam ederim.
Bu Kürsü sohbetimizde “Zekât İbadet Olan Sosyal Adalet Kurumudur” konusunu işlemeye çalışacağız. Rabbim sohbetimizi müessir/etkili kılsın.
Sık sık değindiğimiz üzere bütün malların yaratıcısı ve sahibi şanı yüce olan Allah’tır. Bizler O’nun koyduğu ölçülere göre kazanacak, O’nun koyduğu ölçülere göre harcayacak, O’nun koyduğu ölçülere göre yeni yeni yatırımlara yönelecek ve O’nun koyduğu ölçülere göre bölüşüme gideceğiz.
Bölüşmenin ana yolu da zekâttır aziz kardeşlerim. Biz bu sohbetimizde zekâtın yalnızca önemini açıklamayacağız.
Zekât yüce Rabbimizin Kur’ân ile müminlere yüklediği bir ibadet görevidir. Zekât toplumun acizleri, işsizleri, dulları ve yetimleri gibi sosyal yardım bekleyen kesimleri için Rabbimizin belirlediği bir Hak’tır. Bir diğer anlatımla, yeterince kazanabilen ve zekât verebilecek konuma gelen müminler için kazandıkları mallarda belirlenen bir Hak’tır.
Yüce dinimizde önce görevler gelir. Haklar görevleri takip eder. Fakat Haklara Görevler kadar vurgu yapılmaz. Mali yardım konusunun önemi sebebiyledir ki toplumun muhtaçlarının yardım alma hakkı açıkça belirlenmiştir.
Rabbimiz Mekkî Meâric ve Zâriyat sûrelerinde Hak’kı öne çıkararak : “Onların mallarında ihtiyaçlarını arz edenler ve edemeyenler için belirlenmiş Hak vardır.” buyurur. (Zâriyat 19; Meâric 24)
Hakkın verilmesi ise zekât görevimizi oluşturur.
ZEKÂT İBADET NİTELİKLİ VERGİDİR
Sevgili kardeşlerim; zekât beşeri rejimlerde görüldüğü gibi donuk bir vergi değildir. Zekât İslam toplumunda, toplum yönetiminin ilgili birimleri tarafından alınan ve Allah Zülcelâl’in belirlediği sınıflara aktarılan bir görevimizdir. Soyut vergi değil, bir ibadettir. Çünkü zekât Rabbimizin Kur’ân-ı Kerim’de defalarca tekrarladığı buyruğudur.
Hatırlatma gereği duyuyorum. İbadet, Rabbimizin her bir emrine itaat ve her bir yasağından sakınmadır. Zekât da tekrarlanan bir emir olduğu için ana ibadetlerimizden biridir ve İslâm dininde yüklenen ve bu dinin temellerinden birini oluşturan vazifedir.
Aziz kardeşlerim; burada yeri gelmişken değinmek isterim. Geniş anlamıyla İslâm bütün Peygamberlerin ortak tebliğdir. Namaz, oruç, zekât ve hac gibi temel ibadetler sadece aziz Peygamberimiz efendimizin tebliğ ettiği Kur’ân-ı Kerim’de değil, önceki diğer Peygamberlerin tebliğ ettiği İlâhi Kitablarda da yer almaktadır.
Kur’ânımızın bildirisine göre zekât örneğin Hz. Mûsa ve Hz. İsa’nın tebliğinde de vardır. (Bakara 83; Meryem 31) Rabbimizin tekrarladığı zekât emirlerinden birini bereketlenmek için arz edelim. Bakara sûresi âyet 110’da Rabbimiz şöyle buyurur:
“Namazlarınızı dosdoğru kılınız, zekâtlarınızı da veriniz. Nefislerinizin yararı ve ebedi mutluluğu için verebildiklerinizin Rabbinizin katında karşılığını bulursunuz. Hiç şüphe yok, Allah Zülcelal yaptıklarınızı (kıldığınız namazlar ve verdiğiniz zekâtları) hayırları görücüdür.”
NAMAZ HAKKA ZEKÂT DA HALKA YÖNELTİR
İslâm dini madde ile mânayı birleştirdiği için biz müminleri namazla Rabbimize; bir diğer anlatımla Hakk’a yöneltirken zekâtla da halka yönlendirmektedir. Zekât şartlarını haiz olan müminlerin Halk’a karşı yapmakla yükümlü olduğu temel görevdir.
Değindiğimiz hakikate bir daha vurgu yapalım. Zekât bir ibadettir, yalnız dünya hayatımızla ilgili değil, Âhiret hayatımızla irtibatlı olarak Cennet’e yol olan bir ameldir.
Bütün ilahi emirlerde olduğu gibi zekâtta da çok büyük faydalar vardır.
Zekât, kişiyi maddî ve mânevî bakımdan geliştiren, ahlâken yücelten; toplumu büyüten ve toplum fertlerini kaynaştıran ibadettir.
Zekât, cimrilik, ihtiras, katı kalplilik, bencillik gibi kötü hasletleri gideren, sosyal yardım alacaklarla yardım edecekler arasında irtibatlar kurduran ve kaynaşmayı sağlayan ibadettir. Bir diğer anlatımla toplumda kazananlar arttıkça yardım alacaklar da çoğalacaktır.
Zekât, ekonomiyi canlandıran ve geliştiren ibadettir. Çünkü faizin aksine maddî İmkânlar fakirlerden zenginlere değil, zenginlerden fakirlere akar. Alacakları zekât sebebiyle fakirlerin yapacakları harcamalar artar. Böylece tüketim çoğalır. Tüketim çoğaldıkça üretim artar. Üretim attıkça da iş sahaları büyür, istihdam alanları gelişir ve böylece toplumda hiçbir özel girişime gerek kalmadan ekonomi hayat bulur.
FAİZ ZEKÂTIN ZIDDIDIR
Faizde fakirlerden, tüketicilerden zenginlere akar. Toplumda mutlu bir azınlık oluşurken hayat, büyük kitlelerin aleyhine gelişir. Bir âyet-i kerîmede Rabbimiz bu gerçeği şöyle açıklar:
“Allah faizleri mahveder ve sadakaları artırır…” (Bakara 276)
ZEKÂTIN KUR’ÂN’DAKİ ADI SADAKA’DIR
Zekâtın Kur’ân’daki ana adı Sadaka’dır; zekâtın alınması emredilir ve nerelere verileceği beyan edilirken Rabbimiz bize zekât sözcüğünü değil Sadaka/Sadekât sözcüklerini kullanır. (Tevbe 60, 103)
Sadakanın sözlük anlamı kişinin imanını belgeleyendir. Sadakayı temizleyen ve artıran anlamına zekât da kişinin imanını kanıtlayan görevdir.
ZEKÂT DÜNYA HAYATIMIZLA DA İLGİLİDİR
Sevgili Kardeşlerim! Biz İslâmî görevlerin yapılmasını daima âhiret hayatıyla irtibatlandırırız. Sadece âhiret mükâfatı alınacağına inanırız. Bu tespit doğrudur ama eksiktir. Farz kılınan İslâmi görevlerin yapılmasının veya haram kılınan sözler ve işlerden kaçınılmasının ilk faydaları biz insanların dünya hayatı ile ilgilidir. Bir diğer anlatımla örneğin toplumsal hayatımızla, ahlâkî hayatımızla, ruhî hayatımızla vs. alakalıdır. Bakınız Rabbimiz Kur’ân-ı Kerim’in Bakara sûresinin 261. âyetinde ne buyurmaktadır:
“Mallarını Allah yolunda, O’nun rızasını kazanmak için harca yanların hali yedi başak bitiren ve her başakta yüz tane bulunan bir tek tohumun hali gibidir. Allah dilediğine daha da çok verir. Allah bil gisi ve rahmeti geniş olandır. Kullarının durumlarını bilen Rabdir.”
Sevgili kardeşlerim; genelde bu âyet-i kerîme ve benzerleri Kur’ân tefsirlerinde açıklanırken hep âhiret hayatında alınacak armağanlar dile getirilir. Oysaki hakikatin bütünü böyle değil. Allah’ın rızasını amaçlayan her zekât, toplum kesimlerine aktarılacağı için tüketim artacak, tüketimle birlikte üretim artacak, üretim arttıkça da iş sahaları gelişecektir. Böylece toplumda sosyal adalet daha bir gerçekleşecektir. İnsanlar ruh köleliğinden kurtularak özgür, hür ve mutlu bir yaşam sürebileceklerdir.
ZEKÂT İSLÂMÎ TOPLUM VERGİSİDİR, YASAL YOLLARLA DA ALINIR
İslâm toplumunda yani siyasi, hukuki ve ekonomik hayatı İslami temellere dayanan toplumda bizim bildiğimizin aksine zekât, ilgili resmi birimler tarafından toplum/devlet vergisi olarak alınır ve Rabbimizin belirlediği sosyal sınıflara aktarılır. (Tevbe 60, 103)
Peygamberimizin muhteşem ifadesiyle zekât “Zenginlerden alınır, fakirlere verilir.” İslam toplumunda zekâtımı vermiyorum diyemezsiniz. O ibâdet nitelikli toplum vergisidir. Gönül rızası ile verirsen sevap alır, âhiret yatırımı yapmış olursun, Rabbinin sevdiği kullar arasına girersin. Ama isteyerek vermezsen yasal yolla alınır. İlgili İslâmî kurum Allah’ın belirlediği hak olan zekâtı alır ve Tevbe 60’da belirlenen ilgililerine verir.
YAZARIMIZIN DİĞER YAZILARINI OKUMAK İÇİN LÜTFEN BU LİNKİ ZİYARET EDİNİZ