menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Suriye’de Baas Yönetimi Ve Düşüşü

34 1
02.02.2026

Suriye’de Baas Yönetimi Ve Düşüşü

Suriye yaklaşık dört asır Osmanlı imparatorluğuna bağlı yaşarken, 1923’te Fransa manda yönetimi altına girdi, 25 Ekim 1945’te BM’nin kurucu üyelerinden biri olarak bağımsızlığını kazandı, Fransızlar Suriye’de Nisan 1946’ya kadar kalmaya devam ettiler.

1971’e kadar Suriye’de çalkantılı bir dönem başladı, 1958’de Mısır’la Birleşik Arap Cumhuriyeti’ni kurduysa da birlik 1961’de dağıldı. Bu tarih 2024 yılına kadar sürecek tekparti yönetimine dayanan diktatörlük döneminin başlangıcı olacaktı.

Milli Savunma Bakanı General Hafız Esed, Kasım 1970 tarihinde darbe yaptı, Mart 1971 tarihinde kendini Başkan ilan etti ve 2000 yılındaki ölümüne kadar devam edecek olan Hafız Esed yönetimi başladı. Bu tarihten itibaren Suriye Baas Partisi, Suriye’yi tek parti rejimi olarak idare etmiştir.

Fransızlar geriye büyük sorunlara yol açacak düzenlemeler yaparak çekilmişti, ülkeyi inanç esasına göre altı bölgeye ayırmışlardı. Öle de olsa askeri, siyasi ve bürokratik elitleri nüfusun yüzde 11’ni teşkil eden Nusayrilerden seçtiler, aksi yönde benzer bir durum yine Baas Partisi’nin yönettiği Irak’ta da söz konusuydu, orada da İngilizler, yönetimi nüfusun yüzde 20’ini oluşturan Sünni Araplardan oluşturdular. Dramatik olan şu ki ne Suriye’de Nusayriler, ne Irak’ta Sünniler, bu tür düzenlemenin yanlış olduğunu, potansiyel huzursuzluk ve çatışmalara yol açacağını düşünüp buna itiraz etmediler.

2014’te Amerikalılar, İŞİD tehdidine karşı yüzde 75’i Arap aşiretlerinden oluşan SDG’yi oluşturdular, 2026’da etkinliğin PYD/PKK’nın elinde olduğu SDG dağılma sürecine girerken, Kürt tarafı da Suriye’nin coğrafi olarak üçte birini, petrol ve su kaynaklarını, barajı, verimli tarım alanlarını kontrol etmenin pek tabii ve adil olmadığını dile getirmediler. Her üç olayda ortaya çıkan gerçek şu ki, Irak’ta İngilizler Sünnilere, Fransızlar Suriye’de Nusayrilere, yine Suriye’de Amerikalılar SDG’ye patronajlık, haksız sahiplik verirken ne Arabın (Sünni veya Alevi) ne Kürdün sesi çıktı, fırsat bu fırsat diye kalıcı bir statüye ve fiili hakka dönüştürmeye çalıştılar. Halbuki anlaşmazlıkların ve çatışmaların hakiki sebebi hakkaniyetli olmayan kaynak ve statü bölüşümüdür, genel ifadesiyle adaletsizliktir.

Suriye ile Irak arasında ortak bir nokta vardı, o da Baas ideolojisiydi. Hıristiyan Michel Eflak’ın fikir babası olduğu Baas’ın ideolojisi Arap milliyetçiliğine dayanıyordu, her iki ideoloji bölgenin en radikal laikliğini temsil ediyorlardı, Suriye’de “laik ve sosyalist” iki ilkeye “sosyalizm” de eklenmişti, Suriye Baasçılarının uluslar arası eğilimi Sovyet Rusya idi. Sovyet Rusya sadece Suriye’de değil, her ne kadar Cemal Abdunnasır, Hindu Nehru ve Yugoslav lider Tito ile “Üçüncü Dünya” blokuna yakınlık gösteriyor olsa bile Mısır’da tercihe şayan blok Rusya idi.

Belli toplumsal grupların, şu veya bu hasletlere sahip belirli sosyolojilerin azınlık yönetimine biz tarihte Mülûku’t tevaif adını veririz. Bu modelde hakim sosyoloji, ele geçirdiği devlet aygıtının taşıyıcı ve emredici araçlarını kullanarak yukarıdan aşağıya ve blok bir mühendislikle tek bir ideoloji, kimlik ve ülküyü empoze eder, bu tür yönetimlerin diktatörlüğe ve hatta totalitarizme........

© Mir'at Haber