SURİYE NEREYE GİDİYOR?
SURİYE NEREYE GİDİYOR?
Suriye halkı da yönetimi de çok dikkatli olmalı. Bölgemiz birçok gelişmeye gebe. Teo-politik sorunların zirve yaptığı bir ülkeden söz ediyoruz. Gelişmeler hayra alamet değil. Bu gidişle İsrail seçiminde sonuç ne olursa olsun kriz durulmayacak. Litani’nin alt yakası işgal edilmiş görünüyor. İsrail orada Falanjistlerle beraber. Gazze’den çekilmediği gibi Batı Şeria’yı da ilhak edip Sina’ya doğru sınırını genişletmek istiyor. Ürdün sınır bölgesinde, Cebel-i Dürz’de Dürzilerle, kuzeyde Nuseyrilerle iş birliği için her yolu denerken Golan üzerinden Şam’a doğru adım adım ilerliyor.
İsrail bu arada Ürdün sınırından Tenef Üssü’ne kadar uzanan Davud Koridoru’ndan da vazgeçmedi. Bir de Urfa’ya kadar uzanan İbrahim Yolu projesi var. Ürdün üzerinden bir de petrol boru hattı meselesi var. Var da var. Tabii Kürdistan meselesi İsrail için önemli. SDG bölgesindeki Arab Yahudileri, Kürd Yahudileri meselesi de İsrail’in ajandasındaki önemli konuların başında yer alıyor.
Bu coğrafya, kıyamet savaşı ve Mehdi-Mesih-Meşiah inançları açısından da önemli bir coğrafya.
SDG/PYD sorunu çözülmüş gibi görünse de sorun şimdilik uyutuldu. Uyuyan sorunu uyandırmak onlar için hiç de zor olmayacak. Şimdi onlar için Kürt sorununu uyutup DAEŞ’i/İŞİD’i, ne derseniz deyin, uyandırmak, canlandırmak gerekiyor. Bölgede yeniden bir Şii-Selefi çatışmasına ihtiyaç duyuyorlar. İran dağılacak olursa İran’ın kutsal imamet misyonunun alınıp Arab Şiasına verilmesi gündemde. Bu senaryoya göre imametin yeni merkezi Tahran değil, Necef ve Kerbela olacak. Belucistan, Huzistan, Kürdistan ve Azerbaycan’ın İran’dan ayrıştırılması söz konusu. Tabii bu durumda İran’daki Yahudi, Hristiyan, Ermeni, Mecusi ve Ezidi toplulukların da sınır, rejim ve iktidar yapıları yeniden yapılandırılacak bölge ülkelerinde bir şekilde bir yerlere yerleştirilmesi gerekecek. Aslında bu bölgenin durumu Körfez ülkelerinden daha zor.
Bu şartlarda Suriye’nin işi çok zor. Gelinen noktada Kürtler bir şekilde yönetime ortak olacaklar. Dürzilerin talepleri var, Nuseyrilerin talepleri var, Türkmenler var; Sünni-Alevi, Hristiyan derken farklı etnik, dinî ve mezhebî yapıları bir arada tutmak pek kolay olmayacak gibi görünüyor. İsrail seçimlerinden sonra kim kazanırsa kazansın ilişkilerin daha kolay olmayacağını da hesaba katmak gerek. Suriye’de her kesimden örgütlü radikal dinî grublar da kendi aralarında uyumlu değil. Özellikle iktidar olduktan sonra bu durum daha da kritik bir hâl aldı. İktidarı paylaşmak, ortak düşmana karşı birlikte hareket etmekten çok daha zor.
Suriye içindeki bazı grublar, Türkiye’nin iç ve dış politikadaki tavrı ve Suriye politikası sebebiyle yakında ülkedeki Türk varlığını da tartışmaya açacak. Aslında Türkiye’deki barış süreci ile Şam-PYD diyaloğu birbirinden ayrı ve bağımsız değil. Bu durum her iki ülkede de birçok sorunu, tartışmayı beraberinde getiriyor. Bu iç içelik, her iki taraf için de sadece politik olarak değil, sosyolojik ve ekonomik olarak da gözden geçirilmesi gereken bir konu.
PYD’nin ABD, İngiltere, Fransa ve İsrail ile ilişkisi gizli değil. PKK’nın silah ve uyuşturucu işini de bilmeyen yok. Suriye üzerinden Türkiye’ye eskiden beri bir kaçakçılık koridoru var. Şimdi de yavaş yavaş Türkiye’den........
