KIYAMET, DİRİLİŞ VE İNSAN SORUMLULUĞU: VAROLUŞSAL BİR MUHASEBE
KIYAMET, DİRİLİŞ VE İNSAN SORUMLULUĞU: VAROLUŞSAL BİR MUHASEBE
Kıyamet ve Diriliş (Kıyam) Kavramının Derin Anlamı
Kıyamet kavramını ontolojik ve teolojik derinliğiyle kavrayabilmek için öncelikle kelimenin etimolojik ve felsefi köklerine odaklanmak icap eder. Kök itibarıyla “kıyam” kelimesi, namazdaki ibadet duruşunda da tecrübe edildiği üzere, dikey bir doğrulmayı, ayağa kalkmayı ve hakikat karşısında sabit bir duruş sergilemeyi ifade eder. Bu doğrultuda “Kıyamet”, zannedildiği gibi yalnızca kozmik bir yok oluştan ibaret olmayıp, insanlığın topraktan yeniden ayağa kalkmasını, ontolojik olarak dirilmesini ve ilahi hakikate uyanmasını simgeleyen varoluşsal bir evredir. Kıyamet, evrenin fiziki varlığının sona ermesiyle eş zamanlı olarak insanlığın ilahi mahkemede hesap vermek üzere yeniden doğruluşunu temsil eden temel bir inanç ve aksiyomdur.
İnsanoğlu yeryüzüne adım attığı ilk andan itibaren “gidiş biletini cebinde taşımaktadır.” Varlık sahnesine çıkışla başlayan bu dünya serüveni, fani (sonlu) bir ömrün tüketilmesi ve kaçınılmaz olarak ahiret hayatına göç edilmesiyle şekillenir. Varlığın bu geçici yapısı (fena), hem vahyin sarsıcı uyarılarıyla hem de modern astrofiziğin ortaya koyduğu kozmolojik ilkelerle doğrulanmaktadır. Evrenin entropi yasası uyarınca sürekli genişlemesi ve gök cisimlerinin birbirinden uzaklaşması, fiziki evrenin kaçınılmaz bir termodinamik sonla ve kozmik bir kopuşla neticeleneceğini açıkça kanıtlamaktadır.
Bu süreçte ilahi vahiy çifte bir rol üstlenir: Bir taraftan kıyametin kopacağını bildiren sarsılmaz bir ilahi haberci işlevi görürken, diğer taraftan kıyamete kadar geçecek ömür sermayesinde insanın ne yapıp ne yapmayacağını gösteren ontolojik bir kurtuluş formülü sunar.
Kıyam: Sözlükte ayağa kalkmak, doğrulmak ve ayakta durmak anlamına gelen; ibadetteki sembolik duruşu ve insanın ilahi hakikat karşısındaki iradi dik duruşunu temsil eden temel kavram.
Kıyamet (Diriliş): Evrendeki fiziki düzenin ilahi bir emirle sona ermesinin (fena) ardından, bütün insanlığın mahşer alanında yeniden ayağa kalkarak hesaba çekilmesini ifade eden nihai varoluşsal aşama.
Fena (Geçicilik): İnsanın ve fiziki evrenin sonlu yapısını, yeryüzü hayatının mukadder geçiciliğini ve ilahi zat dışındaki her şeyin yok olmaya mahkûmiyetini tanımlayan varlık ilkesi.
Vahiy ve Kurtuluş Formülü: Kıyamet bilincini insanlığa aktaran ilahi haber ile birlikte; namaz kılmak, oruç tutmak, zekât ve sadaka vermek, insanlara iyilikle muamele edip tebessüm etmek gibi insanı nihai azaptan koruyan ameli ilkeler bütünü.
Evrenin sürekli genişlemesi ve kozmik birimlerin birbirinden uzaklaşmasının tabii bir tezahürü olarak bir gün bu kütlesel kopuşun bir sonla neticeleneceği açıktır. Fiziki evrenin bu kaçınılmaz sonu, vahyin kıyamet haberleriyle tam bir paralellik ve mutabakat göstermektedir.
Peşinen Hesap Görme ve Kişisel Muhasebe Şuuru
Kıyamet ve diriliş bilinci, insana ahirette gerçekleşecek büyük ve kaçınılmaz hesaba çekilmeden önce derin bir ahlaki sorumluluk ve otokontrol şuuru yükler. Ahiretteki büyük hesap günü, bu dünyada sergilenen her bir eylemin, niyetin ve amelin karşılığının adaletle tecelli edeceği nihai zemindir. Bu sebeple aşkın bir sorumluluk taşıyan birey; attığı her adımı, birine verdiği selamı veya yaptığı ufacık bir yardımı düşündüğü gibi, işlediği en küçük haksızlığı, zulmü ya da hakareti de bir veya iki değil, “dört kere düşünmek” mecburiyetindedir.
Bu ahlaki şuurun İslam tarihindeki en yetkin temsilcilerinden biri Hz. Ebubekir’in (r.a.) şahsi seyr-i sülûkunda görülmektedir. O, her gece yatağına girmeden önce günün vicdani muhasebesini yapmış, amellerini tartmış ve kendi hesabını dünyadayken peşinen görmüştür. Kendi muhasebesini dünyada iradeli bir iç denetimle tamamlayan bir müminin ahirette tekrar zorlu bir hesaba çekilmesine lüzum kalmaz; zira o, hatalarının farkına vararak tövbe ile arınmış ve öte tarafa “alnı açık” olarak geçmeyi başarmıştır.
“Bugün ben neler yaptım? Hangi iyilikleri yaptım? Bunu yarın nasıl sürdürebilirim? Hangi........
