Ramazan ayını nasıl değerlendirmeliyiz?-II

Recep ve Şaban aylarıyla başlayan ve Ramazan ayıyla zirveye ulaşan manevi iklim, yeni fırsatlar, yeni başlangıçlar demektir aslında. Günahlardan tövbe etmek, hataları telafi etmek, fakirlerin halini anlayarak sosyal yardımlaşmayı artırmak için fırsattır bu mübarek ay. Fırsattır, çünkü bu ayda algılar daha açıktır, kalpler daha coşkuludur, vicdanlar daha duyarlıdır. Kulluk bilincimizi artırmak, yeni bir yol belirlemek için fırsattır mübarek Ramazan ayı…

Ramazan, zikir ayıdır:

Bu ayda, Allah-u Teâlâ’yı zikretmeyi artırmalıyız. Kalbimizi Allah-u Teâlâ’dan gafil bırakmamalı, gerek kalbimizle gerekse dilimizle Allah-u Teâlâ’yı tespih ve takdis etmeliyiz.

Kur’an-ı Kerim’de, “Yedi gök, yer ve bunların içinde bulunanlar Allah’ı tespih ederler. Her şey O’nu hamd ile tespih eder. Ancak siz onların tespihlerini anlamazsınız. O, halîm’dir (hemen cezalandırmaz, mühlet verir), çok bağışlayandır” (İsrâ Sûresi, 44) buyrulmaktadır.

Yine Kur’an-ı Kerim’de, “Ey iman edenler, Allah’ı çok zikredin!” (Ahzab Sûresi, 41), “Göklerde ve yerdeki her şey Allah’ı zikretmektedir. O güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir” (Haşr Sûresi, 1), “Allah’ı zikir ise en büyük (kulluk vazifesidir)’tür. Allah, ne yaparsanız bilir” (Ankebut Sûresi, 45) buyrulmaktadır.

Ramazan, zekât ve sadaka ayıdır

Ramazan ayında, sadaka ve zekât müesseseleriyle sosyal yardımlaşma ve ekonomik kalkınma yolları aranır. İslâm, zenginlerle fakirler arasındaki makası daraltmak, fakirlerin yaşam kalitesini yükseltmek için zenginin malının yüzde %2,5 kısmının fakire verilmesini emreder. Bu mal transferi yılda bir defa olsa da sadaka ve borç vermede zaman sınırı yoktur.

Gerek yılda bir defa olan zekât verme işleminin genel olarak Ramazan ayına denk getirilmesi, gerekse verilmesinde zaman ve miktar sınırı bulunmayan sadakanın, kalplerin coştuğu, vicdanların manevi iklim dolayısıyla duyarlı hale geldiği bu iklime denk getirildiği de vakidir. Bu yüzden Ramazan ayı, zekât ve sadaka ile sosyal yardımlaşma ve dayanışmanın zirveye çıktığı müstesna zaman dilimidir. Bundan dolayı, yakın ve uzak akrabayı, fakirleri, yetimleri koruyup gözetmeli, maddi ihtiyaçlarına yardımcı olunmalıdır.

Ramazan, zulme başkaldırının miladı olmalıdır

Ramazan ayı, Müslüman kardeşlerimizin halini anlamak için de en büyük fırsatlardandır. Zulüm altındaki mümin kardeşlerimize yardım etmek, onlara musallat olan kâfirlere karşı alınacak tedbirler ve kâfirlere karşı nasıl güçlü olunabilir sorusunu nihayete erdirmek için de büyük bir fırsattır. Kâfirlerle iş birliği yapan, zulme sessiz kalan, Batılı değerleri içselleştiren ve İslâm’ın hükümlerinin günümüzde uygulanmasının mümkün olmadığına inanan ve bu yüzden batıl ideolojilerin dayattığı sistemlere esir olan yönetimlerden kurtulmak için de fırsattır mübarek Ramazan ayı…

Ramazan ayı, ruhumuzu özgürleştirmek için fırsattır

Ramazan ayı vesilesiyle nefis ve şeytanın iş birliğiyle kalbimize hapsedilen ruhumuzu ibadet, taat ve zikirle özgürleştirmeli, ruhumuzla birlikte vicdanımızı da harekete geçirerek nefsin terbiye ve tezkiyesine başlamalıyız. Kur’an-ı Kerim’de, “Ey iman edenler, Allah’ı çok zikredin!” (Ahzab, 41), “Göklerde ve yerdeki her şey Allah’ı zikretmektedir. O güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir” (Haşr, 1), “Allah’ı zikir ise en büyüktür (kulluk vazifesidir). Allah, ne yaparsanız bilir” (Ankebut, 45) buyrulmaktadır.

İnsanoğlu, iki zıt kutbun çekim alanı içinde mücadeleyle bir ömür sürer. Kötülüğü emreden “şeytan ve nefis”, iyilik tarafımız “ruhumuz ve vicdanımız”. Nefis ve şeytan ruhumuzu esir aldığı zaman vicdanımız da kör olur, Allah-u Teâlâ’nın ruhlar âleminde yüklediği emaneti unutur; Allah-u Teâlâ’nın peygamberler vasıtasıyla gönderdiği mesaja sırtını döner.

Şeytan ve nefis kötülüğü telkin ederken, ruhumuz ve vicdanımız iyiliğe yönlendirir bizi. Eğer ruhumuz hapsedilmiş, vicdanımız körleşmemişse bir ümit vardır mutlaka. Müstesna zaman dilimleriyle tekrar muhasebe imkânına kavuşur, özgür irademizle bezm-i elestte Allah-u Teâlâ’ya söz vererek yüklendiğimiz mukaddes emaneti hatırlarız. İşte Ramazan ayı, zıt kutupların mücadelesinde özgür irademizle Rabbimiz’in razı olduğu kul olmak için fırsattır. Bu ay vesilesiyle Allah-u Teâlâ’ya ibadet, taat ve zikirle, ruhumuzu sıkıştığı kafesten çıkartıp özgürleştirebilir, dünya sürgünümüzü başarıyla tamamlayabiliriz.

Ramazan, itikâf ayıdır

Ramazan ayı, dünya telaşesinden uzaklaşıp muhasebe ve murâkabe etmek için fırsattır. İnsanın, yoğun gündemlerden, içine düştüğü sıkıntı ve stresten uzaklaşarak iç âlemine dönüp ruhunu doyurması, özüne dönmesi ve rahatlaması gerekir. Bunun yolu da Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in fiili olarak uyguladığı ve tavsiye ettiği “itikâf”tır.

Ramazan ayında daha cömert olmalı, bu ayda fakirlere, miskinlere, yolda kalmışa, yakın ve uzak akrabaya yardım etmeli, herhangi bir yerde açlık çeken Müslüman kardeşlerimiz düşünülmelidir.

Ramazan ayında günahlarımıza tövbe edip, ibadetlerimizi artırmalıyız. Hedefimiz, bireysel olarak daha fazla sosyal faaliyet değil, daha fazla ibadet ve taat olmalıdır.

Bu ayda ailemize, yakın akrabaya, uzak akrabaya, komşuya ve tüm Müslümanlara üst düzey nezaket uygulamalı, küskünlükleri bertaraf etmeye çalışmalıdır.


© Milli Gazete