Müslümanlar arasındaki dostluk ve kardeşlik hukuku |
Kur’an-ı Kerim’deki ayet-i kerimelerde zulme karşı alınacak tavır hakkında hiçbir bahaneye meydan verilmeyecek net ifadelerin kullanılması, Müslümanların ne yapıp edip zulmü engellemenin yolunu bulması gerektiğini göz önüne sermektedir.
Resulullah Aleyhisselâtu Vesselam’ın Medine başkent olmak üzere Büyük İslâm Devleti’ni kurarak uyguladığı sisteme bakıldığı zaman görülecektir ki, zulme ve faili zalimlere asla müsamaha yoktur. Zulmü durdurmak için cihat etmek, zulmün faillerini bertaraf etmek, bunu tavizsiz uygulamak Allah-u Teâlâ’nın emri olduğu gibi, Resulullah Aleyhisselâtu Vesselam’ın da fiili uygulaması bu şekilde takarrür ve tahakkuk etmiştir.
Günümüzde ABD merkezli Siyonist Hristiyanlar (Evanjelikler) ile Siyonist Yahudilerin el birliğiyle Allah-u Teâlâ’nın arzını fesada uğrattığı, genelde bütün dünyada huzur bırakmadıkları özelde İslâm coğrafyasında zulme devam ettiği gerçeği ortadadır. Asırlar önce Kur’an-ı Kerim’de bu ikili arasındaki ittifak anlatılmış, mezkûr ikilinin hem itikaden bir oldukları, hem de birbirinin dostu oldukları açıkça beyan edilmiştir.
Yahudi ve Hristiyanların itikadi sapkınlığı hakkında, “Yahudiler Uzeyr Allah’ın oğludur dediler, Hristiyanlar da Mesih Allah’ın oğludur dediler. Bu onların ağızlarıyla geveledikleri sözlerdir. (Sözlerini), önceden kâfir olmuş kimselerin sözlerine benzetiyorlar. Allah onları kahretsin! Nasıl sapıyorlar!” (Tevbe Sûresi, 30) uyarısı yapıldıktan sonra mezkûr ikili hakkında “yaratıkların en şerlisi” tabiri kullanılarak şöyle buyrulmuştur: “Gerek ehl-i kitaptan, gerek müşriklerden olan kâfirler, hem de devamlı kalmak üzere........