Okullara polis mi koyacağız, yoksa nesillere ahlak mı kazandıracağız?

Son günlerde okullarda yaşanan şiddet olayları, öğrenciler arası zorbalık, öğretmene yönelik saygı kaybı ve gençler arasında hızla yayılan zararlı alışkanlıklar toplumun her kesiminde ciddi bir endişe oluşturuyor. Her olaydan sonra aynı çözüm önerisi gündeme geliyor: okullara daha fazla polis koymak. Oysa mesele sadece güvenlik tedbirleriyle çözülebilecek bir mesele değildir. Bu sorun doğrudan doğruya bir nesil meselesidir.

Merhum Necmettin Erbakan hocamız yıllar önce bu gerçeği açık bir şekilde ifade etmişti. Ona göre her bir okula bir polis görevlendirmesini bırakın, her bir gencin başına bir polis görevlendirseniz bile bu problemler çözülemezdi; asıl önemli olan her bir gencin kalbine Allah korkusunu, Cenab-ı Allah’ın sevgisini, İslam dininin muhabbetini ve güzel ahlâk anlayışını yerleştirmekti. Bugün yaşanan tablo, bu tespitin ne kadar yerinde olduğunu bir kez daha ortaya koymaktadır.

Okulların kapısına güvenlik görevlisi koyabilirsiniz. Koridorlara kamera yerleştirebilirsiniz. Bahçelerde denetimi artırabilirsiniz. Ancak gençlerin kalbinde merhamet, sorumluluk ve ahlâk duygusu oluşmadan bu tedbirlerin hiçbiri kalıcı çözüm üretmez. Çünkü ahlâkın olmadığı yerde disiplin korkuya dönüşür; korkuya dayalı düzen ise sürdürülebilir değildir.

Çeyrek asırlık iktidar boyunca sıkça dile getirilen “dindar nesil yetiştirme” hedefi bugün yeniden düşünülmesi gereken bir noktaya gelmiştir. Eğer hedef gerçekten buyduysa, okullarda yaşanan bu tabloyu sadece güvenlik eksikliğiyle açıklamak mümkün değildir. Bir nesli sadece sınav başarısına odaklayarak yetiştirirseniz karakter zayıflar. Sadece kariyer rekabeti içinde büyütürseniz vicdan zayıflar. Sadece tüketim kültürü içinde şekillendirirseniz sorumluluk duygusu zayıflar. Oysa eğitim sadece bilgi aktaran bir süreç değildir; aynı zamanda insan yetiştirme meselesidir.

Bugün okullarda yaşanan şiddet olayları bireysel sapmalar olarak görülmemelidir. Bu tablo aynı zamanda eğitim anlayışındaki yön kaybının da bir göstergesidir. Gençlere kimlik verilmezse kimlik arayışı başlar. Gençlere amaç verilmezse yön kaybı ortaya çıkar. Gençlere değer verilmezse değersizlik hissi büyür. Bu boşluğu ise çoğu zaman sosyal medya, yanlış rol modeller ve zararlı alışkanlıklar doldurur.

Eğitim sistemleri bilgi üretmekte başarılı olmuş olabilir; ancak karakter üretmekte aynı başarıyı gösterememektedir. Oysa toplumları ayakta tutan yalnızca bilgi değil, aynı zamanda ahlâktır, sorumluluk bilincidir ve değerlerdir.

Bugün yapılması gereken şey, gençleri potansiyel bir güvenlik sorunu olarak görmek değil; onları bir emanet olarak değerlendiren bir anlayışı yeniden hâkim kılmaktır. Eğitim sisteminin merkezine sadece akademik başarıyı değil, ahlâkı, sorumluluk bilincini ve değer eğitimini yerleştirmeden kalıcı bir çözüm üretmek mümkün değildir. Çünkü bir toplumun geleceği okul kapısındaki güvenlik tedbirleriyle değil, gençlerin kalbine yerleşen değerlerle şekillenir. Eğer biz çocuklarımızın kalbini koruyamazsak, yarın okullarımızı koruyacak polis sayısını artırmak da toplumu korumaya yetmeyecektir. Bu yüzden yapılması gereken şey daha fazla güvenlik tedbiri aramak değil; daha güçlü bir ahlâk eğitimi seferberliği başlatmaktır. Çünkü kalbi sağlam olan bir nesil, hem okulu hem toplumu hem de geleceği ayakta tutar.


© Milli Gazete