Müstakil Sanayici ve İş Adamları Derneği bile “kronik” diyorsa, çeyrek asırdır bu ülkenin ekonomisini kim yönetiyor?

Müstakil Sanayici ve İş Adamları Derneği Başkanı Burhan Özdemir “problemler kronik” dedi. Bu cümle aslında tek başına bir bilanço cümlesidir. Çünkü kronikleşen bir sorun, bir kişinin iki yıllık performansıyla açıklanamaz.

Üstelik bu sözler, iktidar dönemlerinde en görünür ve en destekleyici iş dünyası yapılarından birinin başkanından geliyor. “Sıkı para politikası artık yetmez”, “fiyatlamalar kontrol edilmiyor”, “sanayiyi kaybediyoruz”, “finansman en büyük sorun” diyor. Sanayide atıl kapasite olduğundan, fabrikalarda hatların boş kaldığından, üretim gücünün zayıfladığından bahsediyor. Gıda ve kirada enflasyonun düşürülemediğini, maliyet temelli fiyatlama yapılmadığını söylüyor.

Bu sıradan bir eleştiri değil; çeyrek asırlık ekonomi yönetimine dönük ağır bir tespit.

Ancak dikkat çekici bir başka nokta daha var: İktidar yanlısı medya bu açıklamaları neredeyse görmezden geldi. Günlerce ekonomi başlıklarını süsleyen iyimser tablolar arasında bu “kronik” tespiti manşetlere taşınmadı, tartışma programlarında geniş yer bulmadı. Oysa aynı sözler muhalefetten gelseydi, “moral bozma”, “negatif algı üretme” ya da “ekonomiye sabotaj” suçlamalarıyla saatlerce ekranlarda tartışılabilirdi.

“Kronik” demek geçici değil demektir. “Kronik” demek yapısal demektir. “Kronik” demek yıllara yayılan birikmiş sorun demektir.

Bu sorunlar ne zaman başladı? Kimlerin döneminde büyüdü? Kimlerin tercihleriyle kalıcı hale geldi?

Sanayinin milli gelir içindeki payı düşüyorsa, üretim hatları boş kalıyorsa, finansmana erişim mümkün ama maliyetler boğucuysa, gıda ve kirada enflasyon kalıcı hale gelmişse,

bunlar bir-iki yıllık yönetim zafiyetiyle açıklanamaz.

Bizde genelde tablo aynıdır.

Ekonomi sıkışır. Fatura “ekonomiden sorumlu bakana” kesilir. Bugün o koltukta Mehmet Şimşek oturur, yarın başka biri gelir. İsim değişir. Sunum değişir. Söylem değişir. Ama model değişmez.

Ardından “yeni dönem” başlar. “Rasyonel zemine dönüş” denir. “Program kararlılıkla uygulanıyor” denir.

Medya bunu bir başlangıç gibi sunar.

Oysa mesele bir kişinin iletişim dili değil; 25 yıldır uygulanan ekonomik tercihlerin kendisidir.

Eğer sorun gerçekten kronikse, bu bir kişinin değil bir dönemin sorumluluğudur.

Çeyrek asırdır aynı siyasi irade yönetimdeyken:

* Üretim yerine tüketime dayalı büyüme tercih edilmişse, * Sanayi politikası uzun vadeli ve istikrarlı bir vizyona oturtulamamışsa, * Tarım ve gıda zincirinde maliyet disiplini sağlanamamışsa, * Finansman sistemi reel sektörü desteklemek yerine baskılayan bir yapıya dönüşmüşse,

o zaman mesele “bakan performansı” değil, sistem tercihleridir.

Tam bu noktada Recep Tayyip Erdoğan’ın yıllar önce söylediği şu sözleri hatırlamak gerekir:

“Biz de bir adet var, ülkede başımıza bir şey geldiği zaman hemen ‘dış güçler’ deriz, yabancılar deriz şu deriz bu deriz… Bu doğru da olabilir ancak ben buna katılamıyorum. Eğer sizin bünyeniz güçlüyse, sağlamsa, bünyede olan virüs hiçbir zaman sizin vücudunuza zarar veremez.”

Çünkü eğer ekonomi güçlü bir bünyeye sahip olsaydı, küresel dalgalar bu kadar yıkıcı olmazdı. Dış gelişmeler bu kadar derin hasar bırakmazdı. Finansman şokları sistemi bu kadar sarsmazdı.

Demek ki mesele yalnızca dış şartlar değil; iç yapının dayanıklılığıdır.

MÜSİAD gibi bir yapı bile “kronik” diyorsa, bu artık “geçici dalgalanma” söylemiyle açıklanamaz. Görmezden gelmek sorunu ortadan kaldırmaz; sadece erteler.

Gerçek yüzleşme şudur:

Bir ülkede sorunlar 25 yıl boyunca kalıcı çözüm üretmeden devam ediyorsa, sorumluluk bireysel değil siyasal sürekliliktedir.

Bakan değiştirerek kronik sorun çözülmez. Algı yöneterek enflasyon düşmez. Manşet gizleyerek sanayi güçlenmez.

Soruyu yeniden soralım:

Müstakil Sanayici ve İş Adamları Derneği bile “kronik” diyorsa, çeyrek asırdır bu ülkenin ekonomisini kim yönetiyor?


© Milli Gazete