Dünya lideri, ümmetin lideri, kurucu aktör… Peki kararları neden başkaları veriyor?

Çeyrek asırlık iktidar boyunca Türkiye’de sıkça tekrar edilen bazı büyük cümleler var:

“Türkiye artık kurucu aktör.”

Bu cümleler sadece bir siyasi söylem değildir. Aynı zamanda bir iddiadır. Bir iddia ise ancak sahada karşılığı varsa anlam taşır. Çünkü uluslararası siyasette liderlik sloganla değil sonuçla ölçülür.

Tam da böyle bir dönemde Cumhurbaşkanı’nın kendi ağzından şu cümleyi duyduk: “Gazze’ye konteyner ev göndermek istiyoruz ama Netanyahu izin vermiyor.”

Bu cümle sıradan bir diplomatik açıklama değildir. Bu cümle Türkiye’nin Gazze’ye insani yardım ulaştırmasının İsrail Başbakanı Netanyahu tarafından engellendiğinin açık ilanıdır. Daha açık bir ifadeyle Türkiye’nin Gazze’ye konteyner ev gönderebilmesi için İsrail’den izin almak zorunda olduğu gerçeğinin kabulüdür.

Şimdi burada şu soruyu sormak zorundayız:

Türkiye artık kurucu aktör olduğu söylenen bir ülke yardım göndermek için başka bir devletin iznini bekler mi?

Ümmetin lideri olduğu söylenen bir ülke Gazze’ye ulaşamaz mı?

Dünya lideri olduğu söylenen bir ülkenin insani yardımına başka bir ülke veto koyabilir mi?

Bu sorular rahatsız edici olabilir. Ama sorulmadan gerçeklerle yüzleşilemez.

Aynı günlerde gazeteler bir başka ağır gerçeği daha yazıyordu:

2 milyar Müslümanın giremediği Mescid-i Aksa’ya İsrail’in aşırı sağcı bakanı Ben-Gvir girdi.

Bu aynı zamanda İslam dünyasının siyasi etkisizliğinin fotoğrafıdır.

Bugün Gazze’de çocuklar çadırların içinde yağmurla, çamurla, açlıkla mücadele ederken Türkiye konteyner ev göndermek istiyor ama Netanyahu izin vermiyor deniliyorsa burada artık slogan değil gerçek konuşur.

Çünkü gerçek liderlik izin beklemez.

Gerçek kurucu aktörlük engellenmez.

Gerçek dünya liderliği insani yardıma veto yemez.

Komşumuz İran’a ABD ve İsrail saldırdı. Bölge yeniden büyük bir savaş içine sürüklendi. Böyle kritik bir dönemde uluslararası diplomasi masası kurulduğunda ise dikkat çekici bir tablo ortaya çıktı. Ateşkes ve temas süreçlerinde Pakistan’ın adı öne çıktı, Çin’in diplomatik girişimleri konuşuldu. Türkiye’nin sınır komşusu olan bir kriz alanında barış masasının başka başkentlerde kurulması ister istemez şu soruyu gündeme getirdi:

Bölgesel liderlik iddiası olan bir ülke, kendi sınır hattındaki bir kriz masasında neden belirleyici aktör olarak görünmez?

Uluslararası siyasette gerçek ağırlık kriz anlarında ortaya çıkar. Masayı kim kuruyorsa kurucu aktör odur. Tarafları kim konuşturuyorsa bölgesel lider odur. Eğer barış görüşmeleri başka ülkelerin girişimiyle yürüyorsa, burada sloganlarla gerçeklik arasındaki mesafeyi yeniden düşünmek gerekir.

Dahası ABD Başkanı Trump’ın Cumhurbaşkanı Erdoğan hakkında “çok iyi bir lider, bizim söylediklerimizin dışına çıkmadı” şeklindeki değerlendirmeleri de bölgede yeni bir tartışmayı beraberinde getirmiştir. Bu tür açıklamalar doğru olsun ya da olmasın önemli olan oluşturduğu algıdır. Çünkü uluslararası siyasette algı da en az gerçek kadar belirleyicidir.

Türkiye gerçekten bağımsız bir bölgesel aktör mü, yoksa büyük güçlerin sınırları içinde hareket eden bir aktör olarak mı görülüyor?

Bu soruyu sormadan “kurucu aktörlük” tartışması yapılamaz.

Çünkü bölgesel liderlik sadece güçlü olmak değildir.

Bölgesel liderlik kriz çözen ülke olmaktır.

Ümmet liderliği sadece konuşmak değildir.

Ümmet liderliği Gazze’ye ulaşabilmektir.

Kurucu aktörlük sadece manşet değildir.

Kurucu aktörlük masayı kurabilmektir.

Bugün Gazze’ye konteyner ev gönderemediğimizi söylüyorsak,

İran krizinde masayı başkalarının kurduğunu görüyorsak,Mescid-i Aksa’da sözümüzün geçmediğini biliyorsak,o zaman sloganları değil gerçekleri konuşma zamanıdır.

Çünkü ümmet liderliği ilan edilmez.

Kurucu aktörlük yazılmaz.

Dünya liderliği söylenmez.

Kararları başkaları değil siz verdiğiniz zaman anlaşılır.


© Milli Gazete