Dün ABD üslerini kapatacak irade vardı; bugün o irade neden yok? Engel BOP eş başkanlığı mı?

Tarih sadece hatırlamak için değil, hesaplaşmak için vardır.

Manşetler haykırıyordu: “Üslere el koyduk.”

“Üslerdeki ABD bayrağı indi, Türk bayrağı çekildi.”

Bu millet ambargo karşısında diz çökmedi.

Kıbrıs Harekâtı’nın ardından Amerika yaptırım uyguladı diye geri adım atmadı.

İncirlik başta olmak üzere üsler kapatıldı. Egemenlik masaya sürülmedi.

Bu, hamaset değil; karardı.

Bu, slogan değil; iradeydi.

Amerika İran’a operasyon planlarken Türkiye ile temas kurdu.

O gün mecliste sadece 24 milletvekili bulunan merhum Necmettin Erbakan net bir duruş sergiledi:

“Sayın Demirel, Sayın Ecevit! Eğer bir tezkere çıkarır İncirlik Üssü’nden bir tane uçak kalkar, İran’da bir Müslümanın burnu kanarsa bu meclisin gök kubbesini sizin kafanıza geçiririz.”

Ve Erbakan, 24 milletvekiliyle bir tane uçak kaldırtmadı.

Bu mesele İran sevgisi değildi.

Bu mesele mezhep meselesi de değildi.

Bu mesele emperyal planın parçası olmama meselesiydi.

İran’ı çok seviyor diye hiç değildi.

Hayır… Büyük İsrail kurulmasın diye.

Çünkü o günkü akıl şunu görüyordu: Bölgeyi dizayn eden güç, önce komşunu hedef alır; sonra seni.

Gazze yerle bir edilmiş.

Suriye fiilen parçalanmış.

İran açık hedef hâline getirilmiş.

ABD–İsrail hattı fiili bir savaş yürütürken haritalar yeniden konuşuluyor. “Nil’den Fırat’a” diyen diplomatik pervasızlık sıradanlaştırılıyor.

Ve biz hâlâ şu soruyu net cevaplayabilmiş değiliz:

Türkiye bu denklemin neresinde?

Lojistik hat mı olacak?

Sessiz izleyici mi olacak?

Yoksa kendi eksenini kuran bağımsız bir güç mü olacak?

Burada bir gerçeği tekrar hatırlatıp yazmak zorundayım.

Dünki yazımda yazdım şimdi surası gelmişken tekrar diyorum ki.

Günlerdir Erbakan Hocamızın yıllarca korumalığını yapmış bir isim, “Erbakan Hoca AK Parti’yi destekliyordu” diyor.

Eğer Erbakan Hoca AK Parti’yi destekliyorsa,

1974’te yapılanı bugün neden yapmıyorsunuz?

1979’da 24 milletvekiliyle gösterilen dirayeti bugün tek başına iktidarken neden göstermiyorsunuz?

Kapatın ABD üslerini.

İncirlik’i milli iradeye bağlayın.

Stratejik ortaklık adı altında süren bağımlılığı bitirin.

Meclis çoğunluğu sizde.

Yürütme yetkisi sizde.

1974’te ambargo vardı ama irade de vardı.

1979’da sayı azdı ama cesaret büyüktü.

Ama aynı istikamet var mı?

Gerçek şu: Erbakan’ın istikameti bağımsızlıktı.

Merhum Erbakan Hocamızın desteklediği şey; milli sanayi, ağır sanayi hamlesi, D-8 vizyonu ve bağımsız dış politikaydı.

Kimse Erbakan’ın adını bugünkü suskunluğa kalkan yapmasın.

Destek iddiası sözle değil, icraatla ispat edilir.

Emperyal projelere mesafe konur.

Türkiye kendi jeopolitik eksenini kurar.

Şimdi gelelim bugüne…

ABD–İsrail İran’a saldırdı ve savaş başladı. Bu savaşın Türkiye’ye maliyeti çok ağır olur. İncirlik’ten kalkacak tek bir uçak bile Türkiye’yi doğrudan hedef yapar. Bu ateş çemberine girmek akıl değil, felakettir.

Türkiye’nin rolü net olmalıdır:

Ne Washington’un piyonu,

Ne Tel Aviv’in lojistik hattı,

Ne mezhep savaşının tarafı.

Türkiye’nin rolü; caydırıcı, bağımsız ve kendi çıkarlarını önceleyen bir güç olmaktır.

Ama bunun için zihinsel bağımsızlık gerekir.

Ve buraya gelmişken şunu söylemeden geçemeyeceğim:

Bu mübarek günde içimde derin bir sitem var.

Bu gidişata sessiz kalanlara, bağımsızlık yerine konforu tercih edenlere, “Kazanımlarımız gider” korkusuyla istikameti kaybettirenlere…

Sizler tercihlerinizi sandıkta yaptınız.

Ve bugün o tercihlerinizin ağır sonuçlarını hep birlikte yaşıyoruz.

İçimden çok şey geçiyor…

Kalemimin yazmaya çekindiği, yüreğimin susturamadığı çok söz var.

Ama ben sizi ne mahkemeye ne kürsüye havale ediyorum.

Sizi Yaradana havale ediyorum.

Çünkü bazı tercihler sandıkta yapılır…

Ama bedeli sadece siyasette değil, coğrafyada, kanda ve gözyaşında ödenir.


© Milli Gazete