Dört kez kapatıldık, taşkınlık yapmadık; atımızı alan yolumuzu almadı dedik, yolumuza devam ettik |
Yıllardır bir cümleyi söylüyor, yazıyorum.
Belki bazıları ağır buluyor.
Belki bazıları fazla duygusal görüyor.
Ama ben samimiyetle şuna inanıyorum:
Ben merhum Erbakan Hocamızı; bu çağın gidişatına yıllar öncesinden dikkat çeken, sadece siyaset yapan değil uyaran, hatırlatan ve istikamet gösteren bu yüzyılın en büyük uyarıcılarından biri olarak görüyorum.
Ve bugün de Milli Görüş’ün çizgisinin tek siyasi taşıyıcısı olarak gördüğüm Saadet Partili dava insanlarını; makamı değil davayı, gücü değil ilkeyi, iktidarı değil istikameti tercih ettikleri, zor zamanda savrulmadıkları ve yalnız kalsalar da yürümeye devam ettikleri için ayrı bir yerde tutuyor, onları bu asrın sessiz evliyaları olarak görüyorum.
Belki bugün kimse onları alkışlamaz.
Kimse onlara evliya demez.
Ama inanıyorum ki tarih; bedel ödeyip devlete küsmeyenleri, makam için yön değiştirmeyenleri, yalnız kalsa da yürümeye devam edenleri unutmayacak.
Çünkü son gelişmeler bana bunu yeniden düşündürdü.
Son mahkeme kararlarıyla birlikte ülkemiz yine hararetli bir tartışmanın içine girdi.
Karara uyulur mu, uyulmaz mı…
Bir bakıyorsunuz herkes hukukçu olmuş.
Ama insan ister istemez hafızasını yokluyor.
Çünkü bu ülkede hukuk savunusu bazen ilkeye göre değil, sonucun kimin lehine olduğuna göre yapılıyor gibi görünüyor.
Bir dönem şu cümleler kuruldu:
“Anayasa Mahkemesi kararına saygı duymuyorum.”
“Sessiz kalırım ama kabul etmiyorum.”
“Anayasa Mahkemesi kapatılmalıdır.”
Bugün ise aynı çevrelerden şu cümleleri duyuyoruz:
“Yargı kararına uyulmalı.”
“Hukuk devletine saygı.”
Burada mesele kimin haklı olduğu değil.
Mesele ölçünün aynı kalıp kalmadığıdır.
Çünkü hukuk; bize yarayınca kutsal, bize dokununca tartışmalı........