menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Avrupa’da özgürlük kimin için, kendilerinden olmayınca ilkeler neden değişir?

12 0
05.03.2026

Bu yazıyı esasen Almanya kamuoyuna yönelik olarak kaleme alıyorum. Ancak itiraf etmek gerekir ki burada dile getirilen bazı çelişkiler yalnızca Avrupa’ya değil, bize de ayna tutuyor.

Alman gazetelerinde yayımlanan “İran’a karşı savaşın sonuçları” başlıklı yazıları ve değerlendirmeleri dikkatle okuyorum. Farklı görüşlerin yer alması elbette kıymetlidir. Ancak tartışmanın bazı bölümlerinde göze çarpan belirgin bir çifte standart var.

Egemen bir ülkenin topraklarına yönelik askerî saldırı söz konusu olduğunda ilk sorulması gereken şudur: Bu, uluslararası hukuka uygun mu? Fakat görüyoruz ki meseleye verilen cevap, saldırıya uğrayan ülkeye göre değişiyor. Eğer hedef Batı ittifakına yakın bir ülke olsaydı, “uluslararası hukukun açık ihlali” denecekti. Ancak söz konusu İran olunca aynı fiil; “özgürlük”, “rejim değişikliği”, “istikrar” gibi kavramlarla yumuşatılabiliyor.

Uluslararası hukuk ülkelere göre esnetilemez. Ya herkes için geçerlidir ya da hiç kimse için.

Daha da çarpıcı olan ise müdahalenin “özgürlük” adına savunulmasıdır. Peki gerçekten öyle mi? Avrupa Birliği içinde dahi farklı bir siyasi çizgiye sahip olan Macaristan Başbakanı’nın eleştirilerine karşı gösterilen tahammülsüzlük ortadayken, başka coğrafyalara demokrasi ve özgürlük götürme iddiası ne kadar inandırıcıdır? Kendi içinde çoğulculuğa zor tahammül eden bir siyasi atmosferin, dışarıya özgürlük vaaz etmesi ciddi bir çelişkidir.

Bu tartışmalar arasında dikkatimi çeken bir başka nokta da şu oldu: Alman kamuoyunda tarihsel hafızayı hatırlatan sağduyulu değerlendirmeler de var. ….” Bir Alman yazar, 1960’lı yıllarda Münih’te öğrenci olduğunu ve 1967’de Şah Rıza Pehlevi’nin Almanya ziyaretini çok iyi hatırladığını anlatıyordu. Ona göre Şah’ın İran’daki rejimi de bugünkü mollalar rejiminden daha iyi değildi. Muhalifler ve farklı düşünenler acımasız hapishanelere konulmuş, işkence görmüş ve öldürülmüştü.

Aynı değerlendirmede Berlin ve Münih’te polis tarafından sert biçimde bastırılan Şah karşıtı gösteriler de hatırlatılıyordu. 2 Haziran 1967’de Berlin’de öğrenci Benno Ohnesorg’un öldürülmesi, Almanya’daki öğrenci hareketinin ve daha sonra RAF’ın ortaya çıkışında dönüm noktası olmuştu.

Bugün ise bazı gösterilerde Şah’ın oğlunun alkışlandığı, fakat o dönemin acı tecrübelerinin çoğu kişi tarafından artık hatırlanmadığı ifade ediliyor. O değerlendirmeye göre Şah’ın oğlunun İran’da yeniden devlet başkanı olması büyük bir hata olurdu. Belki muhalif kesimleri bir araya getiren sembolik bir figür olabilir; fakat bir muhalefet hareketinin lideri olmamalıdır. Çünkü İran halkı yıllarca süren baskıdan sonra daha iyisini hak ediyor diye yazmış….”

Bu hatırlatma önemli bir gerçeği gösteriyor: Tarih unutulduğunda eski hatalar yeni umutlar gibi pazarlanabiliyor.

İran’daki rejim elbette eleştirilebilir; hatta eleştirilmelidir. Ancak bir rejimi eleştirmek, o ülkeye yönelik askerî müdahaleyi meşrulaştırmaz. Hele ki hava saldırılarında sivillerin, özellikle çocukların hayatını kaybettiği bir tabloda “jeopolitik gereklilik” söylemi insanî duyarlılığın önüne geçirilemez. İnsan hakları, yalnızca siyasi olarak uygun görülen ülkelerde hatırlanıyorsa evrensel bir değer olmaktan çıkar.

Bir diğer göz ardı edilen husus da küresel sonuçlardır. Hürmüz Boğazı’nın olası kapanmasının enerji fiyatlarına, tedarik zincirlerine ve Avrupa ekonomisine etkisi ortadayken mesele hâlâ “bölgesel bir kriz” gibi sunuluyor. Oysa bu tür çatışmaların dalga etkisi sınır tanımaz. Bugün atılan bir adım, yarın küresel bir ekonomik sarsıntıya dönüşebilir.

Sorun İran’ı savunmak ya da savunmamak değildir. Sorun, ilkenin tutarlılığıdır. Eğer hukuk ve insan hakları gerçekten evrenselse İran söz konusu olduğunda da aynı netlikte savunulmalıdır. Aksi halde “özgürlük” söylemi bir değer değil, bir strateji aracına dönüşür.

Çifte standart güveni zedeler. Güven zedelenirse kamuoyu sağlıklı bir kanaat oluşturamaz. İlke, zor zamanlarda da ilke olarak kalmalıdır.

Özgürlükten söz edenler önce şunu göstermelidir: Bu değer herkes için mi, yoksa sadece jeopolitik çıkarlar için mi?


© Milli Gazete