Batı Şeria'da 59 yıl sonra İsrail'in arazi tescil hamlesi ne anlama geliyor?
Siyonizm’in nihai planı Arz-ı Mev'ud’dur. Ancak oraya giden her yol onlar için önem arz etmektedir. Her zaman ifade ettiğimiz bir durum var. Biz tarihi okurken kısa ve orta vadeli bakıyoruz. Ancak Siyonizm için her şey uzun vadelidir. Zira Siyonistler, 3500 yıldır aynı hedefe odaklılar ve ulaşmak için sabırlı olmaları gerekliliğinin farkındalar. Yani ya bir evden ne olacak ki bir arsadan ne olacak ki denilmesi kadar büyük bir görüsüzlük yoktur. Sürekli olarak yıkılan veya gasp edilen evleri görüyoruz. Bu bağlamda her bir ev, her bir arsa kaybedilmiş birer cephedir. Siyonist İsrail hükümeti geçen günlerde, 1967'den bu yana ilk kez işgal altındaki Batı Şeria'da arazi tescil sürecini yeniden başlatan bir teklifi onayladı. Bu karar ile fiili olarak yaptığını resmileştirme yoluna gidiyor. Yani İsrail Batı Şeria’ya amiyane tabirle çökecek. Bunun içinde bölgedeki yerleşim faaliyetlerine hız kazandıracak. Ev ev yaptığı zulmü yayarak ve hukuka dayandırarak yapma derdinde. Ama her hukuki olan adil olan değildir.
İsrail’in soykırımcı politikalarının mimarlarından olan Adalet Bakanı Yariv Levin, Maliye Bakanı Bezalel Smotrich ve Savunma Bakanı Yisrael Katz tarafından sunulan teklif, aslında yakın zamanda atılan adımların devamı niteliğinde. Zira pazar günü hükümet, Yahudilerin arazi alımını kolaylaştıran ve İsrail'in bölgedeki yetkilerini genişleten bir dizi kararı da yeni onaylamıştı. Arazi kayıtlarının üzerindeki gizlilik kaldırarak alıcılar, uzun süredir gizli tutulan kayıtlara erişme imkânına ulaşmışlardır.
Peki, bu kararlar ne anlama geliyor?
Hukuki altyapı ve olası sonuçlar ve El-Halil Protokolü
Yeni düzenlemeleri inceleyenlerin genel kanaati, oluşacak yeni bir krize işaret ediyor. Düzenlemelerin özellikle 1997 tarihli El-Halil Protokolü'nü zayıflattığı ve yerleşim birimlerinin yetkilerini genişlettiği belirtiliyor. En dikkat çekici husus ise İsrail'in sivil ve güvenlik idaresinin üçe bölünmüş (A, B, C bölgeleri) Batı Şeria’nın Filistin Yönetimi'nin kontrolündeki A Bölgesi'nde de adım atmasına olanak tanımasıdır. Bu, Batı Şeria'nın bazı kısımlarının fiilen ilhakı anlamına geliyor. Ayrıca kabine yabancılara arazi satışını yasaklayan düzenlemeyi iptal etti ve gayrimenkul işlemlerinde zorunlu olan "işlem izni" şartını kaldırdı. Böylelikle vatandaş olmayan veya yurtdışında bulunan Yahudiler, yalnızca yerel şirketler aracılığıyla değil, doğrudan arazi satın alabilecekler. El-Halil'de ise Yahudi yerleşim alanlarına ilişkin planlama ve inşaat yetkileri Filistin belediyesinden alınarak İsrail makamlarına devredildi.
El Halil Protokolüne değinmek gerekirse, 1994 yılında El-Halil'de, aşırı sağcı Kach partisi üyesi fanatik İsrailli terörist yerleşimci Baruch Goldstein, "Hz. İbrahim Camii"nde namaz kılan Filistinlilere silahlı saldırı düzenleyerek çok sayıda kişinin şehit edilmesine yol açtı. Bu katliam, Filistinlilerin kentteki güvenlikleri konusunda uluslararası garanti talep etmelerine neden oldu. Zira bir yandan İsrail egemenliğini tanıyın diye baskı yapılırken bir yandan da katliamlarına göz yumuluyordu. Bu talep üzerine Oslo II Anlaşması, daha önce var olan El-Halil Uluslararası Geçici Mevcudiyeti’nin yeniden oluşturulması çağrısında bulundu. Anlaşmanın ardından taraflar bu konuda Norveç'ten yardım istedi. Barış sürecini tehdit eden şiddet olayları yaşanmasına rağmen, 15 Ocak 1997'de Filistinlilerin güvenlik taleplerine yanıt olarak El Halil Protokolü imzalandı. Protokol uyarınca İsrail askeri birlikleri El Halil'in yüzde 80'inden çekilecek, yüzde 20'lik kısım ise İsrail kontrolünde kalmaya devam edecekti. Bu düzenlemeyle kent H1 ve H2 olarak iki bölgeye ayrıldı. Tamamen Filistinlilerin yaşadığı H1 bölgesi Filistin Yönetimi'nin kontrolüne geçerken, yaklaşık 400 Yahudi yerleşimci ve 40 bin Filistinlinin bir arada yaşadığı H2 bölgesi İsrail yönetiminde kaldı. Protokol El-Halil'deki durumu tam anlamıyla düzeltemeyince, 21 Ocak 1997'de iki taraf El-Halil Uluslararası Geçici Mevcudiyeti’nin yeniden tesisi konusunda anlaşma imzaladı. Bu anlaşmayla Norveç, İtalya, Danimarka, İsveç, İsviçre ve Türkiye'den görevlendirilen 180 kişilik bir gözlemci gücü oluşturuldu. Misyonun koordinasyon sorumluluğu Norveç'e verildi. İşte Erbakan Hoca’mızın El-Halil’e asker göndermesi bu sürecin bir parçasıdır.
Kararların sahada yeni gerçeklikler oluşturduğu gözleniyor. Ürdün Vadisi'nde İsrailli yerleşimciler, 15 Filistinli aileyi evlerini yıkmaya ve bölgeden ayrılmaya zorladı. El-Malih Köy Konseyi Başkanı Mahdi Daraghmeh'in Wafa ajansına verdiği bilgiye göre, aileler yoğunlaşan saldırılar üzerine evlerini yıkmaya başladı. Yakınlardaki Maita topluluğundan yedi aile de birkaç gün önce benzer nedenlerle evlerini terk etmek zorunda kalmıştı. Doğu Kudüs'ün kuzeybatısındaki Nebi Samuel köyünde ise yerleşimciler bir kişiyi yaraladı. Bu olaylar, İsrail güçlerinin Nablus ve benzeri yerlerdeki baskınlarıyla eş zamanlı yaşandı.
Arazi tescil sürecinin yeniden başlatılmasının Filistinlilerin mülksüzleştirilmesini kolaylaştırmayı hedeflemektedir. Filistin topraklarının gaspını sistemleştirerek yerleşimlerin genişlemesini ve apartheid rejiminin sağlamlaşmasını sağlayan yasal bir yol sunmaktadır Hâlihazırda Batı Şeria'nın yaklaşık yüzde 70'i sözde kayıtsız durumda. 1968'de dondurulan kayıt işlemleri, aile soyundan mülkiyet aktarımını kanıtlamayı zorlaştırmış durumda. Arazileri kayıtlı olan Filistinliler için bile, mülkiyeti ispatlamanın yasal eşiği çok yüksek; çoğu Filistinlinin uygun belgeleri yok zira terörist İsrail, 100 yıl öncesine, İngiliz mandası dönemine veya Ürdün dönemine ait belgeler istiyor.
Resmi Filistin verilerine göre, Ekim 2023'ten bu yana işgal altındaki Batı Şeria'da (Kudüs dâhil) en az 1.114 Filistinli öldürüldü, yaklaşık 11.500 kişi yaralandı ve 22.000 kadar kişi tutuklandı. 2018-2024 arasında Doğu Kudüs'teki tapu kayıtlarının yalnızca yüzde 1'i Filistinlilere aitken, geri kalanı İsrail devleti veya İsrailli özel mülk sahiplerinin kontrolündeydi. İsrail hükümeti, Batı Şeria'daki kayıt dışı arazilerin yüzde 15'ini dört yıl içinde yerleşime açmayı hedefliyor. Bu amaçla özel bir idari birim kuruldu ve fonlar tahsis edildi. İşin aslı terörist İsrail, niyeti gizlemiyor. Yerleşim yerlerini genişletmek ve Filistinlileri olabildiğince küçük bir alana sıkıştırmak istiyorlar. Bu kararlar meselenin sadece Gazze ile sınırlı olmadığını ve her an yeni bir katliamın başlatılabileceğini gösteriyor.
