menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Ömre bedel bir umre

7 0
27.02.2026

Harameyn, hac, umre ve ziyaretler noktasında her zaman her müminin gönlünde ayrı bir yer işgal eder.

Son yıllarda kota sebebiyle hac, özlemle kurası beklenen bir ibadet konumuna da yerleşti. Umre, kota olmadığı için yıl boyu yapılabilir konumda.

Özellikle Rasulüllah Efendimiz’in "Ramazan’da yapılan bir umre benimle birlikte yapılan hacca denktir" müjdesiyle Ramazan ayı umresine ayrı bir rağbet vardır.

Genel manada umre, günahlara kefarettir. Bu durumu Rasulüllah şöyle ifade ediyor:

"Umre ibadeti, daha sonraki bir umreye kadar işlenecek günahlara kefârettir.

Mebrûr haccın karşılığı ise ancak cennettir." (Buhari, Müslim)

Hanefi ve Maliki mezhebine göre ömürde bir defa Umre yapmak sünneti müekkededir. Hanefilerden vacip olduğunu söyleyenler de vardır.

Hanbelî ve Şafilerin çoğuna göre ise ömürde bir kez umre yapmak farzdır.

Peygamberimiz dört defa umre yapmıştır.

Katâde ibn Diâme şöyle demiştir:

“Ben, Enes bin Mâlik'e:

- “Peygamber (s.a.v) kaç kere umre yaptı?” diye sordum.

“Dört umre yaptı, diye cevap verdi.”

UMRE RUHU KAYBOLMAMALI

Hac ve umreyi sadece kâr elde etme kapısı gören bazı firmalar, özellikle umre ibadetini ibadet boyutundan ve asıl ruhundan uzaklaştırmaktadır. Ve umrecilerin ibadet ruhunu unutarak sadece bir gezi kapsamında düşünmelerini sağlamaktadır.

İyi niyetli olan nice umre şirketleri de planlama ve programlama boyutunda zayıf kalarak mübarek topraklarda umrecilerin zor anlar yaşamasına sebep olmaktadır.

Umrenin ruhuna uygun ve planlaması düzgün organizasyon yapan şirketleri takdir edilip desteklenmelidir.

Ahir zamanda zenginlerin caka satmak, fakirlerin dilenmek, âlimlerin kendisini ispat etmek, zahitlerin gösteriş yapmak gayeleriyle mukaddes mekânlara gideceği haber verilmektedir. İşte bu farklı gayelerden arınmış canı gönülden samimiyetle ve şartlarına uygun bir hac ve umre ne kadar da büyük bir nimettir.

Ve ömre bedel bir umre yolculuğu için bir kefen misali ihramlar, “ölmeden önce ölünüz” prensibinin şiarı olarak kefenlerimize bürünüyoruz.

Beytullah'a yönünü dönen Müslüman dillerde lebbeyk. “Ey Allah'ım senin emrine geldim, şeytanın tasallutundan bıktım, şehevatın azdırmasından, şeytanlaşmış insanların alıkoymasından yüz çevirerek Senin emrine geldim.”

Kâbe’yi görene kadar telbiye devam eder.

Kâbe, yediden yetmişe yaşlı gözlerle görünür. Gönüllerde ve dillerde aynı niyaz; “Allah'ım beytini bu dünya gözü ile bize gösterdiğin gibi cemalini de bize göster”.

Tavaf, cennet taşı Hacerü’l-Esved ile başlar.

Hakikati cennet yakutu olan, nuru doğu ile batıyı aydınlatacak kadar aydınlık olan ama günah kirleriyle kararmış olan nurlu siyah taş. Eller Hacerü’l-Esved’i selamda, gönüller sanki şöyle der: “Doğu ile batıyı aydınlatacak kadar büyük nurun sahibi ey Hacerü’l-Esved! Sen kardan daha beyazken, kullar simsiyah günahlarını sana bırakıp arınıp tertemiz gittiler. Sen, vefakârsın bugün sadece şahit olur, kıyamet gününde ise Uhud Dağı gibi görkemli olursun, iki dudağın bir dilinle gördüklerine şahitlik edersin. İşte bir günahkâr kul daha günahıyla seni selamlıyor.

Evet Hacerü’l-Esved, kendisine selamlayanların şahidi olacak;

Rasulullah buyurdu ki:

"Vallahi Allah, onu (Hacerü’l-Esved’i) kıyamet gününde gören iki gözü ve konuşan bir dili olduğu halde diriltecektir de kendisini hakkıyla selamlayanlar hakkında şahitlik edecektir.” (Tirmizî)

O, BİR CENNET YAKUTU İDİ:

“Hacerü’l-Esved cennetin yakutlarından kıymetli taşlardan bir taştır.

“Hacerü’l-Esved, cennetten indi. İndiği vakit sütten daha beyazdı. Onu insanların günahları kararttı." (Tirmizi)

Hacerü’l-Esved ve Kâbe-i Muazzama’nın kapısı arası

Göğüslerin yapıştırılıp gözün göğe dikildiği, ellerin örtüye sarıldığı gözyaşları ile duaların edildiği makam. Sanki tavaf eden mümin şöyle der:

Ey Mültezem! Göğsümü sana yapıştırmak bir temsildir, hakikati ise: Allah'ım! Nasıl ki; göğsümü şu an Mültezem’e yapıştırdım, Sen de benim gönlümü Sana kulluğa yapıştır. Benimle Sana kulluk arasındaki bütün perdeleri kaldır. Mültezem biter bitmez Kâbe’nin kapısı gözümüzün önünde ve sanki ona şöyle sesleniriz: Ey Kâbe’ye açılan kapı! Seni biz aciz kullar için açıp bizi içeri almazlar ama Rabbime giden yolda hiç kapanmayan o kadar çok kapı var ki, Rabbimden dileğim o kapıların rahmet ve merhametle bu günahkâr kul için devamlı açık kalmasıdır. Hemen ileride karşımıza MAKAM-I İBRAHİM çıkar. O, vefanın şiarı, tevhidin nişanı olarak hemen yanımızda. Hemen Rasul-i Kibriya'nın miraç yolculuğuna başladığı mekânın yanından yürüyoruz. Ulvi âlemlere varışın başlangıç noktasındayız. İşte sufliyattan ulvi âlemlere kanat açmış günahkâr bir kul olarak niyazımız; manevi Buraklarla seyrüseferdir, denilmiştir ki; Makam-ı İbrahim ve Hicr-i İsmail arası yetmiş peygamber makamı vardır. Hatta Hasan-ı Basri üç yüz peygamber makamı der. Yani her bir adım, bir peygamberin ahlakını talep etme sahası olarak istifade edilebilir.

Rükn-i Şamî, yani Kâbe’nin Şam'a bakan köşesi.

İşte Rükn-i Yemanî fıkhın ve hikmetin köşesi bu manaları içerdiği için kendisi selamlanacak ve elle dokunulacak bir köşedir.

Rükn-i Yemânî'den geçerken, mutlaka Cebrâil'in, onun üzerinde durduğunu ve istilâmda (selâmda) bulunanlar için af dilediğini görürüm. Hadîs-i şerîfini hatırlıyoruz.

Peygamber Efendimiz, Rükn-i Yemânî'yi selâmlar ve yüzünü de onun üzerine sürerdi. (Mücâhid)

Abdullah bin Ömer'e; "Rükn-i Hacerü’l-Esved ile Rükn-i Yemânî karşısında selâmlamasında bu kadar çok gayret göstermesinin sebebi sorulunca; "Ben, Resûlullah’ın "Bu iki rükün karşısında istilâm yapmak, hataları siler" buyurduğunu duydum" dedi.

Bir rivayette Peygamber Efendimiz, Rükn-i Yemânî'nin önünden geçerken, şu duâyı yapardı: "Ey Allah'ım! Küfürden, zilletten, fakirlikten, dünyâ ve âhirette îtibâr kaybettirecek yerlerde durmaktan Sana sığınırım. Ey bizim Rabbimiz! Sen bize dünyâda da, âhirette de nîmet ver ve bizi cehennem azâbından koru!"

Hacerü’l-Esved'den başlayan ve Rükn-i Yemanî'ye kadar gelen zahirde bu kadar kısa mesafede o kadar çok mana derc olunmuştur ki; Rükn-i Yemanî'deki manevi yolculuğuna devam eden kişi, Rasûlullah Efendimiz'den gelen “Rabbena” duasını okumaya başlar.

“Rabbımız, bize dünyada ve ahirette iyilik ver ve bizi cehennem azabından koru ve iyi kimseler ile bizi cennete girdir. Ey pek yüce ey günahları bağışlayan ey âlemlerin Rabbı!”

İşte bir şavt (tur) bu şekli ile algılanıp gönüllere sirayet edecek ince bir düşünce üzere bütün şavtlar da bu minval üzere yapılırsa; kişinin bir tavaftan istifadesi ömre bedel olacaktır. Tavafın ilk üç şavtının hızlı yapılması ve kalan şavtların yavaş ve sükûnet ile yapılması şu manayı ifade ediyor. Üç şavt dolu dolu, manasını idrak ederek geçilince, artık o kişi manaya doyan, manevi hazzı bulan, hakikat deryasına dalan bir okyanus misali sekinete ulaşmış olur. Bir ırmak gibi hızlı hızlı akan, sonra da deryaya, denize kavuşan bir su sükûneti ile üç şavttan sonrasını sekinet ile tamamlar. Beyti mamurda tavaf eden meleklerle beraber tavaf ettiğini düşünerek tavafını bitiren kişi, tavaf namazının kılınacağı en efdal mekân olan Makam-ı İbrahim arkasında kılar. Makam-ı İbrahim arkasında kıyama duran kişi “Ya Rab! Vefanın ve tevhidin temsili şu Kâbe ve Makam-ı İbrahim arkasında namaza durduğum gibi, hayatım boyunca kâlu beladaki verdiğim sözün de arkasında duracağım.”

Kılınan tavaf namazında okunması en evla olan birinci rekâtta Kâfirun, ikinci rekâtta ise İhlas Sûresi’dir. Yani her ikisi de tevhidi anlatan surelerdir.

Tavaf sonrası say etmek için Safa ile Merve'ye “Safa ve Merve, Allah'ın şiarlarındandır” ayeti okunarak gidilir.

Hazreti Hacer'in oğlu İsmail için yapmış olduğu şerefli gidiş gelişler temsili olarak canlandırılır. Tıraşla birlikte ihramdan çıkan kişi, kefenden arınıp tekrar dirilen diriliş halinin bir nişanıdır. Umre ile birlikte arınan mümin yeniden doğmuş gibi ağırlıklardan kurtulmuş olur.

Umrenin rükun ve gereklerinden olmasa bile Mekke-i Mükerreme ziyaret yerleri önemli bir yer teşkil eder.

Arafat’ta ziyaretçi için adının manasına uygun olarak tanışmayı, tanımayı ifade etmesi bakımından Arafat’ta marifetullahı talep için dua edilmelidir. Cebel-i Rahmet'te Adem (a.s)'ın duasının kabulüne sahne olduğu için bütün günahlardan arınmak, dünya ve ahiret saadetinin teminini istemek için Rahman ve Rahim olan Allah'tan rahmet dağında dareyn saadeti istenir.

Arafat’ta bir an yüz yirmi dört bin sahabeyle birlikte Rasulullah’tan Veda Hutbesi’ni dinlercesine o kıymetli hutbeye kulak verilir.

Arafat meydanının başlangıç ve bitiş levhaları, kişi için ibret levhası olmalıdır. Şöyle ki; hac mevsiminde arefe günü bu levhaların bir adım bile dışında kalan kişi hacı olamaz.

Aynen bunun gibi; Kur’an ve sünnetin çizmiş olduğu hassas çizgilerin velev ki bir adım bile dışında kalınacak olsa kişi mümin olamaz. Bu sarı levhalardaki diğer bir ibret ise “Belki de bizi cennete girdirecek atmamız gereken sadece bir adım vardır” diye düşünüp ibadete, davete, tebliğe bir adım daha atma sözünü vermemiz için bu levhalar bir ibret levhası olabilir.

Müzdelife, aynı şekilde toplanma manasında olduğu için, darmadağın olmuş Ümmet-i Muhammed'in birlik içerisinde bir halife etrafında toplanılması gerektiğini kişi gönlünden geçirir. Bu uğurda üzerine ne gibi vazifeler düştüğünü tefekkür eder.

Mina’da taşlanan şeytanların, günlük hayatımızda her an kulu azdırmaya çalışan şeytanların salih ameller ile taşlanması gerektiği şuuru oluşur. Şeytanın her gün kendisine binlerce günah taşı atmak istediğini unutmadan ibret nazarıyla şeytan temsilleri izlenir. Ayrıca Mekke’de şeytan taşlayıp memlekette şeytan peşinden gitmeyeceğinin sözünü verir.

Mina yakınında bir mescit gözlerden kaçmaz, evet Akabe biatının yapıldığı Akabe Mescidi. Her halükârda Rasulullah’ı koruma sözleriyle biten bir biat makamı. Allahım! Biz de Rasulullah’ın uğruna her şeyini bu dini ve mukaddesatı koruyacağımıza söz veriyoruz. Duyguları birden yeşeriverir sıcak gönüllerde.

Sevr'de hicretin mana dolu mesajları alınır. Şöyle ki; batıldan hakka, cehaletten ilme, zulümden adalete ve her türlü kötü ahlaktan ahlaki hamideye hicret mesajları alınır. Hz. Ali Efendimiz'den Hz. Ebu Bekir Efendimiz'e ve muhacirinin her birisinin fedakârlığı hicret yolunda bir bir ibretle ve gıptayla izlenebilir.

Ve vahye memba olmuş Hıra Mağarası: Gönüllerde ilahi duyguların tekrar canlanıp âlemi aydınlatacak vahy bereketinin tekrar yeşermesine, gece gündüz demeden azimle çalışma mukavelesi yapmak için bir vesile olabilir.

Ve ziyaret edilen diğer mescidler, her birisi Kâbe’ye bağlı mescidlerdir. Gönüllerin mescidlere bağlı olması tazarru ve niyaz edilir.

Mekke-i Mükerreme’de umre vazifeleri ve tavaflar sonrası hicret ve iman yurdu, imanın kalesi, Haremi Rasul, temiz şehir, temizleyen şehir, sevilen şehir, sevdiren şehir: Medine-i Münevvere'ye çıkacak olan ziyaret kervanı, hicret duygusu ve hicreti anlama mihengi ile yola çıkar. Peygamber Efendimiz’e çokça salatü selam getirilir:

Allah ve melekleri Nebi üzerine salavat getirirler. “Ey İman edenler! O'nun üzerine salatü selam getirin.” (Ahzap, 56)

YOLUN YOLUMDUR EY NEBİ ÇÜNKÜ SEN;

Cehli kaldırdın cihandan, neşr-i envâr eyledin

Din-i hak talim edip, verdin kuluna sen sefa,

Evvelinin âhirinin ilmin, ihya eyledin

Merhaba ey hace-i âlem Muhammed Mustafa.

Medine’ye girince kabri saadet ziyareti, Cennetü’l-Baki, Uhud, Kuba, Hendek ve Kıbleteyn ibretlerle dolu bir âlem.

Rabbim, umrelerimizi ve ziyaretlerimizi kabul etsin.


© Milli Gazete