Tüketim hırsı

Vahşi kapitalizmin ve küresel emperyalizmin tek amacı vardır: Tüketmek, tüketmek, çılgınca tüketmek. Elindekiyle yetinmeyenlere daha çoğunu aldırmak.

Gardrobundaki eşyaların üzerine belki de hiç kullanmayacağı giysileri ekletmek. Üzerinde taşıdığı takıların daha fazlasını, daha fazlasını aldırmak.

İşte bunun için vahşi kapitalizm, senenin bazı günlerinde tüketim çılgınlığını, alışveriş çılgınlığını körüklemek için bazı günler icat etmiştir. Sevgililer Günü, Anneler Günü, Babalar Günü gibi. Mesela sevgililer gününden günler öncesinden medyada ilgili haberler, firmaların reklamları bol keseden yayınlanır. İnsanın hislerini, duygularını, maneviyatını yok etmeye çalışan, çılgınca bir tüketim iştihasına yönelten bu haberler ve reklamlar, küresel emperyal zihniyet tarafından piyasalara pompalanmaya çalışılır.

Firmaların kredi kartına şu kadar taksit yaptığı, sevgililerin bunları tercih etmesi yönünde ballandıra ballandıra haberler gözümüzün içine sokulmaya çalışılır.

Kredi kartına şu kadar taksit, kredi kartına bu kadar taksit diye yutturulmaya çalışılan tüketim hırsı, aslında insanlarımızın geleceğinden çalmaktadır. Herkesi bu tüketim hırsına yöneltiyorlar ki, cebinde parası bulunmayanlar bile alışveriş yapsın, sevgililer günü dolayısıyla insanlar çarşı pazarda çılgınca harcasın.

Oysa bizim kendimize ait bir medeniyetimiz, medeniyet değerlerimiz vardı. Bu medeniyet değerlerimiz, Ahilik kültürüyle bezenmiş, “Ben siftah yaptım, karşı komşum yapamadı, talep ettiklerinizin diğer yarısını da ondan alın” diyecek kadar diğergamlığı getiriyordu.

Bizim medeniyetimiz, “Komşusu açken tok yatan bizden değildir” hadisi şerifinin düsturuna inananların ve kapı komşusunun halini soranların medeniyetiydi.

Oysa bugün batılıların bize dayattığı tüketim çılgınlığının gayya çukuruna düşmüş durumdayız. Ne oldu bize?

Kapitalizmin temel mantığı insanların tüketim hırsını körüklemektir. İnsanları dünyaya meylettirecek, asıl dünyaya geliş amacı olan kulluğu unutturacak ve ahireti de unutturarak ölümü itibarsızlaştırarak, ölümü de kesinlikle insanın gündeminden çıkararak, bencil, egoist, hedonist bir hayat tarzı sunmak.

Bu hayat tarzının temel ayakları hazza ve hızza dayanıyor. Vur patlasın, çal oynasın zihniyeti. Tamamen dünyalık arzularını ve şehvetini tatmin edecek bir zihniyet. Hatta o şehvette tatmin sınırlarını zorlayıp daha farklı noktalara getirecek, doyumsuz bir hale getirecek, hep daha ötesini isteyecek, bu manada tüketim çılgınlığı de dediğimiz çılgınlıkla insanların helal haram sınırlarını tamamen ihlal ederek daha fazla kazanma ve daha fazla tüketme noktasında bir yöne sevk edecek.

İnsanın haram ve helal duygusu yok olunca, dünyada kalış amacı da yok oluyor. Atılan her adım insanı Allah’tan bir adım daha uzaklaştırıyor. Alemlerin Rabbi onun için yok farz ediliyor. Bugün Müslümanlar ile İslam arasındaki bağın tamamen koparılıp kültürel bir Müslümanlık iklimi kurulmasının temel zırhı da aslında kapitalizmin kendisidir.

Bu iklim Müslümanları, batının dayattığı kültürel değerlere yaslanarak kendisine kimlik biçmesinin temel sebeplerinden birisi olarak da algılanmalıdır.

Daha çok tüketim, çılgınca tüketim hırsı, aslında bizi, kendi değerlerimizden uzaklaştırıyor. Kendi kimliğimizden uzaklaştırıyor.

Bizi biz yapan her şeyi kendi elimizle batının insanlarını uyuşturmak için uydurduğu değerlerine kurban ediyoruz. İnsanlar şehirlerin en mutena köşelerini işgal eden AVM’lerde tüketim iştihalarını gerçekleştirmek için, her şeylerini feda ediyorlar, geleceklerini ipotek altına alacak şekilde alışveriş yapıyorlar. Ceplerinde para olmasa bile ay başında ödeyebilmeleri mümkün olmayan kredi kartlarına sarılarak, bankaları zengin ediyorlar… Rabbimizin kesinlikle yasakladığı faiz bataklıklarında debelenmeyi kendilerine mübah görüyorlar. Bu hırs ve iştiha, aynı zamanda bizi yaslandığımız değerlerden uzaklaştırdığı gibi insanlıktan da tamamen çıkarıyor. Bindik bir alamete, gidiyoruz kıyamete”


© Milli Gazete