Siyasetin dili ve zarafetin sonu |
Siyasetle uğraşan her insanın, oturmasını, kalkmasını, konuşmasını hatta susup dinlemesini bilmesi gerektiği çok açıktır. Atalarımız “Gırtlak 9 boğum, 8’ini yut birini söyle” diye boşu boşuna söylememişler. Çünkü, söylediğinizde okkalı şekilde cevap verdiğinizi, hasmınızı köşe sıkıştırdığınızı zannettiğiniz her lafın, döndürülüp, dolaştırılarak yine size yöneleceğini de bilmelisiniz. Özellikle siyasi arenada politikacıların ağzından çıkan her sözün sakız gibi çiğnenip, başka yerlere uzatılıp, tevil edilip dönüştürülme riski her zaman çok yüksektir. Siyasetin rengi dolayısıyla, her politikacı ağzından çıkan şeyleri, kendi tabanının duymak isteyeceği argümanlarla ve partisinin söylemlerine yaslanarak söyler. Bu sözleri en kıvrak, en duygulu ve hamaset sosuna bulayarak ifade edenler ise elbette “Hatiplik” sıfatını kazanarak bir adım öne geçerler. Konuşmasını bilmek kadar, susmasını bilmek de erdemdir aslında… Ama, bizim gibi siyasetin merkezinde “nutuk atmaktan” başka bir metodun bulunmadığı ülkelerde, her gece en az 20 dakika ana haber bültenlerinde politikacıların atışmasını izlemek mecburiyettendir.
Konuş babam konuş… Elbette bize bir zararı olmadığı müddetçe, siyasetçilerin kendi aralarında “Aşık atışmaları” yapmasını meşru görebiliriz. Ama,........