28 Şubat gerçekleri
Türkiye Cumhuriyeti demokrasi tarihine kara bir leke olarak düşmüş, tarihsel hafızamıza hiç silinmeyecek bir çentik gibi atılmış, bu ülkenin siyasal zemininin nasıl kurgulandığını net şekilde özetleyen, sinsi, kalleş bir darbedir 28 Şubat.
Militarist iradenin, 5’li çeteyle işbirliği yaparak, medyanın bu süreci hızlandırmak için tüm imkanlarını seferber ettiği, yargının “bağımsızlığını” inkar ederek birilerine iradesini peşkeş çektiği ve toplumun zihnine bir örümcek ağı gibi örülerek seçilmiş iktidara yapılan en büyük buhtandır 28 Şubat.
Bu meşum süreç, Türkiye Cumhuriyeti’nin en başarılı hükümeti Refahyol’un ve 11 aylık döneminde destan yazan Milli Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın görevinden edilmesi için dış mihraklarla, iç mihrakların ortaklaşa düzenledikleri bir kumpas olarak kayıtlara geçmiştir.
Bu darbenin arka planında, ekonomik olarak ayaklarına basılan haramilerin ve çağdaş eşkiyaların hesaplarını görmek mümkündür. Yüzde 125 ile devlete para satan, faiz haramzedelerinin kurdukları çirkin çarkın bozulmasını, artık değirmenlerine su taşıyan tüm Kamu kurumlarına faizle bol keseden kredilendirme yapma kolaycılığının elinden alınmasını görmek mümkündür.
Devleti soyup soğana çeviren, küresel kapitalizmin maşası olarak içeride faaliyet göstererek memleketin tüm imkanlarını cebellezi yapanların kirli tezgahlarının bozulması ve ülkenin imkanlarının emekliye, memura yüzde 100 zam olarak yansıtılması, devletin tarihinde ilk defa denk bütçe yaparak gelir gider dengelerinin yerine oturmasıdır bu darbeyi hazırlayanları harekete geçiren saikler.
Erbakan Hocamız, devleti yönetmenin gerekleri neyse, onları yerine getirmişti. Çünkü, bu ülkeyi seviyordu… Milletimizi seviyordu. Birilerinin arzu ve istekleriyle bazı makamlara itilen ve bedel ödemek için hiçbir şeye ses çıkarmayan kukla hükümetler gibi kesinlikle olmamış, icraatlarıyla da bunu açıkça ortaya koymuştu.
Bugün “Demokrasi Teraneleri” ve “Demokrasi Güzellemeleri” yapan o dönemin medyacıları, yazarları ve çizerlerinin yüzlerindeki sahtelik maskelerini sıyırırsanız, Türkiye’nin geçmişinde kara bir leke olarak kalanların 28 Şubat dehlizlerinde hala serkeşler gibi dolaştıklarını görürsünüz.
O meş’um süreçte andıçlanan, gazetesinden kovulan ve aylarca iş bulamayan rahmetli Mehmet Ali Birand, kendisinin 28 Şubat belgeseliyle ilgili kendisiyle yaptığımız röportajımızda“Eğer, iktidarda Erbakan dışında başka birisi olmuş olsaydı, inanın bu süreci biz hiç kolay atlatamazdık. Belki de kanlı bir süreç yaşardık” diyordu.
Erbakan Hoca, bu milleti seviyordu. Tek gayesi bu millete hizmet etmekti…
Yola çıktığı ilk günden bu yana, bulunduğu her makamda millete olan sevdasını, bu milleti soyup soğana çevirenlerden kurtarmak için tüm enerjisini ortaya koymuştu.
Sadece Türk milleti değil, İslam coğrafyası için de, İslam ülkelerinin birlik ve dirliği için de tüm gücüyle çalışmış, D-8 idealiyle kanayan, yaralı, sancılı coğrafyanın güçbirliği, işbirliği ve siyasal zeminlerde buluşabilmesi için büyük çaba sarfetmişti.
Erbakan Hocamızın D-8 ideali tam manasıyla ve tüm boyutlarıyla gerçekleştirilebilmiş olsaydı, bugün Gazze’de, Irak’ta, Suriye’de, Mısır’da, Libya’da, Doğu Türkistan’da ve acı, gözyaşı döken İslam ülkelerindeki hiçbir kardeşimiz böylesine mazlum, böylesine mağdur olabilir miydi? Osman Altuğ diyor ki, “Erbakan Hoca icraattı, bunlar sadece söylem”
Ne değişti, o dönemden beri etrafınıza bir bakın…
28 Şubat’ın militarist iradeyi işbaşına getirmek için manşetler atan gazetecileri, genel yayın yönetmenleri hala işbaşında. Hala köşe yazıyorlar… Refahyol’u alaşağı etmek için kara paralarının gücünü kullanan işadamları ve dernekler hala işbaşında… Yargıdaki kavga hala devam ediyor… İktidar heveslilerinin türküleri koşmadan, uzun havaya dönüşmüş…
